Görevini kötüye kullandığı iddasıyla içişleri bakanı abdülkadir aksu hakkında meclis soruşturması açılması (9/1)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 3. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Ekim 2003 · 2.115 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdülkadir Aksu (AK Parti), 7 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANDIĞI İDDASIYLA İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU HAKKINDA MECLİS SORUŞTURMASI AÇILMASI (9/1)); konuşma 2.115 kelime.
Abdülkadir Aksu (AK Parti, İstanbul). “Görevini kötüye kullandığı iddasıyla içişleri bakanı abdülkadir aksu hakkında meclis soruşturması açılması (9/1)”. TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim tutanağı, 7 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-aksu-22-2003-10-07-gorevini-kotuye-kullandigi-iddasiyla-icisleri-bakani-abdulkadir-aksu-h (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek ve 77 milletvekili arkadaşımın hakkımda verdikleri Meclis soruşturması önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisin siz saygıdeğer üyelerini saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, önergede imzası bulunan arkadaşlarımın iddialarını daha anlaşılabilir kılmak istiyorum. Sayın milletvekilleri, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının belediyenin kaynaklarını plansız ve programsız projelerle israf ettiğini düşünüyor ve bundan da İçişleri Bakanı olarak şahsımı sorumlu tutuyorlar; tezlerine de Anayasamızın 112 nci maddesini dayanak olarak gösteriyorlar. Anayasamızın bu maddesinin hükmünü, gelin, hep beraber bir inceleyelim. Anayasamızın 112 nci maddesinin ikinci fıkrası "Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerden, bunların eylem ve işlemlerinden sorumludur" diyor. Anayasanın bu kadar açık hükmü nasıl böyle bir iddiaya mesnet teşkil ettirilir, bunu anlamak gerçekten mümkün değil.
İzin verirseniz, Anayasamıza, mevcut mevzuatımıza ve akademik bilgilere müracaatla konuya açıklık getirmek ve sizlerle, işin gerçek hukukî durumunu paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Anayasanın bu düzenlemesine paralel olarak, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası da, İçişleri Bakanının, emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bu noktada üzerinde durmamız gereken husus şudur: "Emri altında olma" neyi ifade etmektedir? Acaba, yerel yönetimler İçişleri Bakanının emri altında mı? Mahallî idarelerin özerk karakteri dikkate alındığında, gerek seçimle gelen organlarının gerekse atamayla gelen görevlilerinin İçişleri Bakanının emri altında olduklarını söylemek hayli güçtür; çünkü "emri altında olmak" kamu yönetiminde hiyerarşik üst olmayı gerektirmektedir; halbuki, yerel yönetimler ile merkezî idare arasında bir ast-üst ilişkisi bulunmamaktadır. Öte yandan, İçişleri Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşlarında görev yapanların, İçişleri Bakanının emri altında bulunduklarından da hiç kuşku yoktur. İçişleri Bakanlarının faaliyet ve işlemlerinden sorumlu tutulacağı görevliler, işte, bu, İçişleri Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı kuruluşlarında görev alanlardır. Onun dışında, yerel yönetim organları ve görevlileri, İçişleri Bakanının emri altında sayılmaz.
Değerli arkadaşlarım, Anayasamızın 112 nci maddesinin ikinci fıkrasını istediğimiz gibi yorumlama hakkına sahip değiliz; kavram ve kuralları yerli yerinde kullanmak zorundayız. Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu hiç akıldan çıkarmamalıyız. Merkezî yönetim ile yerel yönetimlerin ilişkileri hakkında kütüphaneler dolusu eserler yazılmıştır; ama, bunların hiçbirinde, İçişleri Bakanlarının, özerk mahallî idarelerin seçimle gelen organlarının veya atamayla gelen görevlilerinin faaliyet ve işlemlerinden sorumlu tutulacağına ilişkin tek bir satır bulma imkânı yoktur. Zira, hukuk tekniği, akıl ve izan bunu gerektirmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiatıyla, mahallî idareler ile merkezî yönetimler arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu, merkezî yönetimin yetkilerinin sınırının ne olduğunu çok iyi irdelemek gerekiyor. Esas itibariyle, merkezî yönetim-yerel yönetim ilişkilerinin temeli Anayasamızın 127 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözü edilen maddenin beşinci fıkrası hükmüne göre, merkezî idarenin mahallî idareler üzerinde yetkisi, vesayet yetkisi olarak tanımlanmıştır. Merkezî idare, bu yetkisini, yani, vesayet yetkisini, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması, mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amaçlarıyla kullanabilecektir. Bir başka deyişle, merkezî idare, mahallî idareler üzerindeki murakabesini idarî vesayet yoluyla sağlayacaktır. Bu durumda, idarî vesayet nedir, bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. İdarî vesayet, merkezî idarenin yerel yönetimlerin icraî kararlarını, idarî fiil ve hareketlerini denetlemek, bu kararları belirli hallerde ve şartlarda bozabilmek yetkisidir. Bu manada, idarî vesayet, bir tür idarî denetimdir, kanuna dayanır ve kanunla sınırlıdır, mahallî idarelerin işlemleri, kararları ve organları üzerinde kullanılır; ancak -burası çok önemlidir- merkezî idare, mahallî idarelerin organlarının yerine geçip karar alamaz. Bu durumda, idarî vesayet makamlarının, yerel yönetimlerin iş ve işlemlerine, hizmet tercih ve önceliklerine, yatırım ve faaliyet programlarının tespitine müdahale etmesi mümkün olmamaktadır. Örneğin, İçişleri Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesine "Kızılay Meydanına bir üstgeçit yap" veya "Çankaya İlçesinin kanalizasyon ihtiyacını en öncelikli iş olarak gerçekleştir" diyemez.
O halde, bu durumda, mahallî idarelerin yatırım tercih ve önceliklerini kim tespit edecek, karar ve sorumluluk kime ait olacak? Çünkü, bu anlatılanların hepsi, büyük çoğunluğu, yerel yönetimlerin hizmet tercih ve önceliğine girer. Peki, bunu kim yapacak? Biraz önce ifade ettim; bu kişi İçişleri Bakanı değil; bu tercihe ben karışamıyorum. Peki, öyleyse, Mecliste temsil edilen siyasî partiler mi, anamuhalefet partisi mi, belediye başkanının seçildiği parti mi? Tabiî, hiçbiri doğru değil; doğru olan, belediyelerin, yatırım ve faaliyet programlarını kendi karar ve yürütme organlarının sorumluluğu altında tespit ve icra etmek durumunda olduklarıdır. Kuşkusuz, mahallî idareler, iş ve işlemlerini, Anayasamızın 127 nci maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen, yukarıda açıklanan ilkelere göre, mevzuata uygun olarak yerine getirmek zorundadırlar.
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Sayın Bakan, denetim yetkiniz var.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)Bakın, denetimin ne olduğunu madde madde saydım. İdarî vesayet makamları, yani, merkezde İçişleri Bakanlığı, illerde valiler ve ilçelerde kaymakamlar, mahallî idarelerin iş ve işlemlerini ancak yukarıda saydığım esaslar çerçevesinde denetleyebilme ve mevzuatın imkân verdiği hukukî yollara başvurma yetkisine sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konu. Ayrıca, idarî vesayet makamlarının bu denetimleri, yerindelik denetimi olmayıp hukuka uygunluk denetimidir. Yani, örneğin, Ankara Büyükşehir Belediyesine, ben, İçişleri Bakanı olarak veya İçişleri Bakanlığı müfettişleri, birkaç gün önce hizmete açılan Sincan "Harikalar Diyarı" adlı park yerine, tarihî Ankara Kalesinin onarımı yapılmalıdır diyemez. Buna ne benim ne de bir başka kimsenin yetkisi var. Bu karar, o yerel yönetimin yetkili karar organlarının yetkisindedir.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Sayın Bakan, onlar da biliyorlar, sırf konuşulsun diye...
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Söylediğiniz farklı, Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Anayasal çerçeve içinde yerel yönetimler üzerinde İçişleri Bakanı olarak benim yetkimin yasal dayanağı ve sınırı nedir; izin verirseniz, şimdi, bu yönü de açıklamak istiyorum.
3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda, mahallî idareler ile bunlara bağlı ve bunların kurdukları birlik, işletme, müessese ve teşebbüslerin işlem ve hesaplarını teftiş etme ve denetleme, öninceleme ve araştırma yapma görevleri İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Dolayısıyla, İçişleri Bakanı olarak ben, yerel yönetimlerin işlem ve hesaplarını teftiş ettirebiliyor ve şikâyet söz konusu olduğunda ise öninceleme ve araştırma yaptırabiliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelelim, işin önergeye de konu olan, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili bölümüne. Acaba, ben yetkilerimi nasıl kullanmışım; bu hususa açıklık getirmek istiyorum. İçişleri Bakanı olarak göreve başladığım 19 Kasım 2002 tarihinden itibaren, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarıyla ilgili olarak Bakanlığıma gerçek ya da tüzelkişi ve kuruluşlardan ulaşan ihbar veya şikâyetler üzerine neler yapmışız; şimdi, müsaadenizle bunları bir bir arz etmeye çalışayım.
Bu belediyede 7 ayrı dilekçeye dayalı olarak 9 konuda öninceleme yaptırmışım; yani, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Yasaya göre ortaya konulan iddialar, ileri sürülen iddialar müfettişler marifetiyle soruşturulmuş ve müfettişlerce, bu yasanın emrettiği öninceleme raporları düzenlenmiştir.
Peki, bu raporlara ne tür işlemler yapılıyor; onu da izah edeyim. Bu raporlar üzerine idarenin iki türlü karar verme hakkı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, soruşturma izni verilmesi; ikincisi ise, soruşturma izni verilmemesi kararlarıdır. Soruşturma izni verilmesi kararları, hakkında karar verilen memura; soruşturma izni verilmemesi kararları ise, yetkili cumhuriyet başsavcısı ve şikâyetçisine, yazılı olarak tebliğ edilmektedir; 4483 sayılı Yasanın 9 uncu maddesine göre, yetkili mercilerin kararına 10 gün içinde itiraz edilebilir, itiraz edilmeyen kararlar kesinleşmektedir. Örneğin, soruşturma izni verilmesi kararlarına 10 gün içinde itiraz edilmez ise, dosya yetkili cumhuriyet başsavcılığına gönderilmektedir. Bu çerçevede, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili konularda, karar verme yetkisi İçişleri Bakanı olarak bana ait olan 8 iddia hakkında kararlar tarafımdan verilmiştir; yetkinin Sayın Ankara Valisine ait olduğu bir konuda da, rapor ilgili valiliğe gönderilmiştir. Bana ait yetkiler, önümüze gelen raporlarda, mevzuata ve yerleşmiş yargı kararlarına uygun olmak kaydıyla kullanılmıştır.
Yine, Bakanlığıma çeşitli birimlerden ulaşan 9 ihbar ve şikâyet üzerine, 26 konuda mülkiye müfettişlerine ayrıca inceleme yaptırılmıştır. Görevli müfettişler 6 araştırma ve 3 inceleme raporu hazırlamışlardır. Müfettişler, iddiaların sübuta ermediği, zamanaşımı oluştuğu, iddiaların daha önce de incelendiği, bu nedenle yeniden inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı gibi gerekçelerle bu konularla ilgili herhangi bir cezaî veya hukukî yargılama tesisine gerek olmadığı sonucuna varmışlardır. Bu raporlar üzerine de, yine, 4483 sayılı Kanunun 4 üncü maddesini dayanak göstermek suretiyle işleme konulmama kararları verilmiş; bu kararlar da, yine, duruma göre, şikâyetçisine veya yetkili cumhuriyet başsavcısına tebliğ edilmiştir.
Üçüncü olarak, yine, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili 2 konuda ise, iddiaların genel hükümlere göre soruşturulması gerektiği, idarenin yetki alanı dışında kaldığı değerlendirilerek dosyalar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi raporuyla gönderilmiştir.
Ayrıca, adı geçen belediyede, halen, 4 ayrı onaya bağlı olmak kaydıyla, 2 konuda öninceleme ve 17 konuda da araştırma yapmak üzere, mülkiye müfettişleri, çalışmalarını sürdürmektedirler.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve bağlı kuruluşlarında -burası önemli- işlendiği iddia edilen suçlar nedeniyle soruşturma yapılmadık konu kalmamıştır. Bakanlığıma ulaşan ve kanunî gerekleri taşıyan bütün ihbar ve şikâyetler, herhangi bir özel ayırıma tabi tutulmaksızın, tarafsızlık içerisinde ve ciddiyetle incelettirilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer yandan, bütün belediyeler gibi Ankara Büyükşehir Belediyesi de, mülkiye müfettişlerince, üç yılda bir genel teftişe tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda, Ankara Büyükşehir Belediyesi, en son 8 Ocak 2002 - 25 Mart 2002 tarihleri arasında teftiş edilmiştir ve üç yıl sonra tekrar teftiş edilecektir. Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak, Anayasanın ve yasaların verdiği yetki -bütün diğer belediyelerimizde olduğu gibi- duraksama gösterilmeden kullanılmaktadır; ancak, hiçbir hal ve şartta yasaların bize tanımadığı bir yetkiyi de kullanacak ve hukukun çizdiği sınırları zorlayacak da değiliz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben, burada, huzurlarınızda açıkça ifade ediyorum ki, İçişleri Bakanı olduğum sürece, mensubu bulunduğu partiye bakmaksızın, kanun ve mevzuat içerisinde kalması şartıyla belediyelerin gerçekleştirecekleri bütün hizmetlere köstek değil, destek olacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)O zaman, maaş ödeyemeyen belediyelere Hazineden para aktarın.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)Dinleyin lütfen. Siz konuştunuz, hep dinledik; lütfen...
Ben, yerel yönetimlerin başarılarından mutluluk duyuyorum; üstelik, bu konuda herhangi bir siyasî farklılık da gözetmiyorum. Biliyorum ki, yerel yönetimlerce verilen her yeni hizmet, orada yaşayan aziz vatandaşlarımızın günlük hayatını kolaylaştıracaktır. Öyle zannediyorum ki, hizmet eden her kişiyi, her kurumu engellemek yerine, desteklemek ve teşvik etmek bizim vazifemiz olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; önerge gerekçesinde yazılı konulara da kısaca temas etmeyi yararlı bulmaktayım. Gerçi, biraz önce konuşan arkadaşım bunlardan bahsetti -Çayyolu'yla ilgili, diğer yollar- bunlara girmek istemiyorum; çünkü, onlar da incelendi. Ama, şunu ifade edeyim ki; gerek Anayasamız ve gerekse yasalarımız, mahallî idarelerin -burası çok önemli, hep altını çizerek söylüyorum- hizmet tercih ve önceliklerinin, yatırım ve faaliyet programlarının kendi karar ve yürütme organlarınca tespit edilip uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Hal böyle olunca da, iddiaya konu tercih ve değişiklikler nedeniyle, yani, neden hafif raylı değil de metro oldu, neden Çankaya'ya değil de şuraya yapıldı gibi tercihler, bu nedenle yapılan değişiklikler nedeniyle, ancak Büyükşehir Belediyesi organlarının siyasî sorumluluğundan söz edilebilirse edilir. Kaldı ki -burası da çok önemli- mevzuata uygun olmak kaydıyla, hizmet ve yatırım tercihlerinin maliyetinin yüksek olması, yalnız başına, cezaî sorumluluğu gerektirecek bir eylem olarak da kabul edilmemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belediyeler özerk yönetimlerdir ve doğaları gereği, siyasî sorumluluğu olan seçilmişlerce sevk ve idare olunurlar. Üzerine ısrarla vurgu yaparak söylemek istiyorum ki, siyaset adamlarının hukuka uygun tercihlerinin hesabının görüleceği yer sandıktır. Milletin yanılmaz ve şaşırtılmaz sağduyusu, sandıkta, bir kuyumcu terazisi hassasiyetinde, olup biteni tartacaktır; bundan hiç kimsenin şüphesi olmaması lazım. Öyle zannediyorum ki, buna da en çok güvenmesi, inanması gerekenler, şu Yüce Meclisin çatısı altında bulunan bizler olmalıyız. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Bizim iddia ettiklerimizin hiçbirinin karşılığı değil bunlar.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergedeki konularla ilgili kısımları geçiyorum; sağ olsun, Atilla Koç arkadaşım bunları söyledi.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda izah ettiğim üzere, Meclis soruşturması önergesi, yaslandığı hukukî gerekçeler açısından doyurucu olmaktan uzaktır; bir anlamda çalakalem yazılmıştır. Önerge hazırlanırken, bazı evrensel hukuk kaideleri de hiçe sayılmıştır. Bakın değerli arkadaşlarım, nedir hiçe sayılan hukuk normu; suçların şahsîliği prensibi. İddia sahiplerinin kendileri bizzat yazıyorlar, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanına atfen, dokuz on yıl geciktirdiğini söylüyorlar, yani dokuz on yıl önce işlenmiş bir suçtan bahsediyorlar, bu gecikmeden dolayı da, Kasım 2002'de görev başına gelen İçişleri Bakanı olarak beni sorumlu tutuyorlar. Bunu, hukukla, mantıkla, insafla, vicdanla izah etmekte güçlük çekiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Bakan, partiler gelir geçer; ama, siz hep oradasınız; on senedir oradasınız.
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)Değerli arkadaşlarım, şu konudan Yüce Meclisimizin üyelerinin emin olmasını istiyorum: İçişleri Bakanlığında bazı suçların örtbas edilmesine veya gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan hayalî konuların insanların izzetinefisleriyle oynanarak siyasî istismar konusu yapılmasına asla izin vermeyeceğim. Buna karşın, konusu suç teşkil ettiği müddetçe, ortaya atılan bütün iddiaların kişilik haklarına ve devlet vakarına uygun bir biçimde incelenip araştırılmasını yakından takip edeceğim.
Konuşmamı tamamlamadan önce şu hususun da altını çizerek ifade edeyim ki, önergede yazılı olup, konusu suç teşkil ettiği halde Bakanlığımca incelenmeyen bir tane bile örnek yoktur.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; İçişleri Bakanlığının, Ankara Büyükşehir Belediyesi üzerindeki idarî vesayet yetkisinden kaynaklanan görev ve sorumluluklarını hassasiyetle yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Münhasıran Ankara Büyükşehir Belediyesinin karar ve yürütme organlarının sorumluluğu altında bulunan hususlarda ise İçişleri Bakanlığına sorumluluk yöneltilemeyeceğini bir kez daha hatırlatmak isterim.
Bu itibarla, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek ve 77 sayın milletvekili tarafından verilmiş olan Meclis soruşturması açılması talebini içeren önergede ileri sürülen gerekçelerin hukukî dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilmektedir. İçişleri Bakanlığı görev, yetki ve sorumluluklarımı, bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de, başta Anayasamız olmak üzere mevzuat ve çağdaş yönetim ilkelerine uygun olarak yürüteceğimden hiçbir arkadaşımın kuşkusu olmasın.
Bu bakımdan, durumu bilgilerinize arz ediyor, bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
8 konuşma daha · 7 Ekim 2003