İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 39. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2006 merkezi bütçe kan.tas.(kültür ve turizm, devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları, çalışma ve sosyal güvenlik, sosyal güvenlik kurumu,) 14 uncu turda

Abdulkadir Ateş

Gaziantep Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 39. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Aralık 2005 · 1.470 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdulkadir Ateş (CHP), 22 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(KÜLTÜR VE TURİZM, DEVLET OPERA VE BALESİ, DEVLET TİYATROLARI, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU,) 14 UNCU TURDA); konuşma 1.470 kelime.

Abdulkadir Ateş (CHP, Gaziantep). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(kültür ve turizm, devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları, çalışma ve sosyal güvenlik, sosyal güvenlik kurumu,) 14 uncu turda”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-ates-22-2005-12-22-2006-merkezi-butce-kan-tas-kultur-ve-turizm-devlet-opera-ve-balesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep)Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığının 2006 bütçesi üzerine, Grubum adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlerin de takdir edeceği gibi, verilen 15 dakikalık süre içerisinde bütün olayları inceleyebilmemiz, burada, mümkün değildir. Bu nedenle, sunuşumda, daha çok, önem verdiğim iki ana konu ve bunun ötesinde de, gerek kültürün gerek turizmin güncel konuları üzerinde durmak istiyorum.

Üzerinde durmak istediğim, önemsediğim konulardan birincisi, 2003 yılında Kültür ve Turizm Bakanlıklarını birleştirmekle acaba iyi mi yaptık sorusuna iki yıl sonra, burada, sizlerle bir yanıt bulmaya çalışmaktır. Acaba, o zaman amaçladığımız sonuçlara bugün ulaşabildik mi? Birleştirme çalışmaları sırasında, başta bulunan Sayın Bakanın, o gün bizlere söylemiş olduğu "kamu hizmetlerinin sunumunda verimliliğin ve etkinliğin sağlanması için bu işi yapıyoruz" dediği bu amaç gerçekleşmiş midir? Geçen iki yıla bir baktığımızda, birleştirilmiş Bakanlığın çalışmalarına baktığımızda, sözü edilen verimlilik ve etkinliğin sağlanması bir yana, olayların tersine geliştiği, bu önemli Bakanlığın çalışmalarında önemli aksaklıkların ortaya çıktığıdır.

Önceki yapılanmaya göre, şimdiki yapılanmanın daha hantal bir yapıyı ortaya çıkardığını, maalesef, görüyoruz. Hizmetlerde bir yavaşlamanın ve nitelik kayıplarının olduğu bariz bir biçimde gözler önüne seriliyor. Bunun örneklerine biraz sonra gireceğim; ama, bir örnek vermek istiyorum: Eğer, bugün, siz, herhangi bir turizmci veya vatandaşımız, Kültür ve Turizm Bakanlığından şu anki yatak kapasitemiz hakkında bir bilgi almak isterse, size, ancak 2003 yılının rakamları verilebilir; çünkü, Bakanlık henüz daha 2004 yılının rakamlarını düzenlemektedir; böyle bir şey olabilir mi?!

Birleşik Bakanlığın faaliyetlerinin, etkinliğinin ve kalitesinin de bir düşme trendine girdiğini, yine, maalesef, gözlüyoruz. Harcamalarda görülen verimsizliğin de yaygınlaşmakta olduğu bizleri üzen noktalardan bir tanesi. Birleşme, Bakanlıkta çalışan insan faktörünü de olumsuz yönde etkilemiştir. Nasıl etkilemiştir; Bakanlıkların ayrı olduğu dönemde, bilgi birikimleri, uzmanlık ve deneyimleriyle temayüz etmiş, üretkenlikleriyle tanınmış birçok insan ya kızak görevlere verilerek ya da dışlanarak, yani bankamatik memurları haline getirilerek, maalesef, israf edilmiştir. Bazı değerli insanlarsa, gördükleri muamele karşısında ya istifa etmek ya emekliliklerini istemek zorunda bırakılmıştır. Kendilerine reva görülen haksız uygulamalar karşısında mağdur edilen; fakat, hakkını aramakta direnen birçok insansa, hukuk yolunu seçen bu insanlarsa, bugün Bakanlığı birçok idarî mahkeme kararlarıyla karşı karşıya getirmiş, Bakanlık bunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu idarî davalara yetişmek ayrı bir konu haline gelmiştir Bakanlıkta.

Özetle söylemek gerekirse, iki bakanlığın birleştirilmesi dahiyane fikri iflas etmiştir bugün. Hatta, bunu, uygulamaların içerisinde olan, örgütün, bakanlığın içerisinde olan objektif insanlar da, sağduyulu insanlar da bugün açıkça söyleyebilmektedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iki yıl önce bu konuda iktidarı uyarmıştık. Bugün yeni bir uyarıda bulunmak istiyoruz ve diyoruz ki; hatadan dönmek bir erdemdir, hatanın neresinden dönerseniz kârdır.

Değerli milletvekilleri, üzerinde durmak istediğim ikinci önemli konu kültüre ilişkindir. Daha çok da, kamu yönetimlerinin takip etmesi gereken kültür politikalarına ilişkindir. Kültür, bildiğiniz gibi, bir toplumu diğerinden ayırt eden veya bireyleri bir arada tutma özelliği olan, tarihsel gelişim süreci içerisinde yaratılan değerler bütünü olarak düşünülebilir, öyle bir olgudur. Bir topluluğu ulus yapan, ona sosyolojik kimlik tanıyan unsur kültürdür. Kültürün öğeleriyse, dil, örf, âdet, sanat ve sosyal alışkanlıklardan oluşur. Kültüre ilişkin üretim işlevini ve önderliğiniyse, bireyler, şahıslar götürürler. Bunların içerisinde de, aydınlar, sanatçılar, yaratıcı düşünce ve fikir insanları, bunların, kültürün önderliğini, üretimini, gelişmesini sağlarlar.

Bu nedenle, kültür üretme veya onun öğelerinin gelişiminin sağlanması, sivillerin işidir. Başka bir deyişle, kültür, biz inanıyoruz ki, sivil bir alandır, bürokratik bir alan olmamalıdır.

Konuya bu açıdan baktığımızda, sormamız gereken soru şu olmalıdır. O halde, kamu yönetimlerine bu konuda ne görev düşmektedir sorusunu yanıtlamamız lazım. Acaba bu soruyu, bugünkü Bakanlık yanıtlayabiliyor mu, doğru yanıtlayabiliyor mu; ona bakmamız lazım.

Bu görevlerden birincisi, devlet, yurttaşlarına her türlü insan hak ve özgürlüklerini kullanabilme yollarını açmalı, bunun yanında da, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla o ülkede yaşayabilmesini sağlamalıdır.

Devlete düşen ikinci önemli bir görev de bu konuda, kültürün gelişmesi ve güçlenmesi için gerekli olan en uygun ortamı ve koşulları hazırlamak, kamu kaynaklarının yeterli bir bölümünün bu amaca ve kamu kurumlarının kültüre ilişkin eylemlerine, faaliyetlerine aktarmayı sağlamalı ve yine, kamu kurumlarının kültüre ilişkin tavırlarını koordine edebilme özelliğini göstermelidir. Bir ülkede, eğer, devlet bu görevlerini yeterince yerine getirebiliyorsa, o ülkede kültür, iç barışın, dayanışmanın, kardeşliğin, toplumsal mutluluğun,ulusal bütünlüğün en önemli güvencesi olarak görülür. Eğer, devlet bu konudaki görevlerini gerektiği kadar yerine getirememişse, işte o zaman o ülkede, iç barıştan, kardeşlikten, huzurdan ve ulusal birlikten söz etmek, maalesef, çok güçleşir.

Bu yönüyle baktığımızda, kültür ve kültür politikaları önemlidir. Kültür ve kültür politikaları, yararlı bir araç olabileceği gibi, eğer, dikkatli kullanılmadığı takdirde de, tehlikeli bir silaha da dönüşebilir. İşte, bu nedenle, bizler, kültür ve kültür politikaları üzerine daha bir dikkatle, daha bir ciddiyetle ve hassasiyetle eğilmemiz gerekir. Önyargısız, farklılıklarımızı zenginliklerimiz olarak gören, doğru saptanmış kültür politikalarıyla birçok sorunumuzu bugün Türkiye'de çözebileceğimize biz inanıyoruz; ama, önyargılı, farklılıkları düşmanca algılayan, yanlış saptanmış kültür politikaları ise, çözülmesi gereken sorunlarımızı çoğaltacağı gibi, sorunların çözümünü de, maalesef, kolluk güçlerine bırakmak anlamına gelir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, bugün ülkemizin içinde bulunduğu durum maalesef budur.

Etrafımıza şöyle bir baktığımızda, gasp, darp, hırsızlık, kapkaç, artık, yaşantımızın bir parçası haline gelmiş. Ayrılıkçı terör her gün yeni canlar alırken, televizyon kanallarının en çok izlenen programları, kanlı çatışma programları, şiddet ve mafyalaşmış suç örgütlerinin kanlı çatışmalarını konu alan programlar ise, artık, kültürden, kültürümüzün birleştirici, kaynaştırıcı etkilerinden söz edebilmemiz zordur. Bu ise, sorunların çözümünü, artık, yalnızca kolluk güçlerinden bekleme durumunda bizi bırakacaktır. Bu gidiş ise, ülkemizde, yeni kültür gelişimlerinin, şiddet, kavga, çatışma üzerine kurulmak üzere olduğunun işaretleridir. Bu tabloyu gördükçe, üzerinde yaşadığımız bu kutsal toprakların, bir zamanlar, Mevlanaları, Hacı Bektaşları, Yunus Emreleri, Şeyh Edebalileri, daha nice kültür ve inanç ulularını yetiştirdiğine inanmakta, maalesef, zorluk çekiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu iki konudan sonra bazı güncel konulara da girmek istiyorum.

O da; birincisi: Acaba, AKP İktidarı kültür ve turizme ne kadar önem vermektedir; bunu bir inceleyelim diyorum.

Sabah konuşan arkadaşlar birçok güzel şey söylediler Bakanlığın bütçesiyle ve kaynaklarıyla ilgili; ama, baktığımızda, enflasyondan arındırılmış olarak yapılan hesaplara göre, Bakanlık bütçesi, 2002 yılı 100 olarak alındığı takdirde, bugün, maalesef, 90'lara düşmüştür; bir düşüş vardır. Yine, AKP İktidarı döneminde, Bakanlık bütçesinin konsolide bütçe içindeki payı da giderek azalmaktadır. 1985 yılında binde 52 olan bu pay, bugün yüzde 40'lar civarında dolaşmaktadır. O halde, AKP'nin -sabah söylendiği gibi- Kültür ve Turizm Bakanlığına gereken desteği, önemi verdiğini zannetmiyorum. Eğer, bu önem veriliyorsa, onun bir göstergesi de, bu Bakanlıktaki çalışanlara hükümet nasıl bakıyor; onu irdelemek lazım.

Yine, baktığımızda, birçok bakanlık çalışanına -üç beş bakanlık dışında ki, bunlardan bir tanesi Turizm Bakanlığıdır- maalesef, Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışanlarına ektazminat verilmemekte, bunlar ayrı tutulmaktadır. Bunu da yadırgadığımızı burada ifade etmek istiyorum.

Yine, Bakanlık içerisinde birtakım keyfî yönetim ve atamalar da, aynı şekilde, AKP'nin çalışanlara karşı tavrını belirlemekte önemli nirengi noktalarıdır. Mesela, kültür ve turizm müdürlüklerine, eski müdürlerden -birleşme sırasında- biri yerine, dışarıdan kişilerin atanmış olması, ki, meslekî bilgi ve birikimi olmayan kişilerin atanmış olması, müdürlerin, daha sonra, dava açarak göreve iade edilmelerine neden olmuştur. Bu nedenle de, bazen, aynı kadroda, aynı makamda 3 bürokratın birden görev aldığını, maalesef, hayretle izlemek zorunda kaldık. Hatta, son bakan değişikliklerinden sonra, bir görevden daha alınma ve yeni atamayla, aynı makamda, aynı kadroda 4 kişinin olduğunu görmek bizleri çok üzüyor.

Yine, birleşmeden sonra, hiçbir meslekte yükselme sınavı açılmamıştır; ama, sınavsız yükselmenin mümkün olduğu tek unvan kültür ve turizm il müdürlüklerine 300'ün üzerinde kişi atanmıştır sınavsız olarak ve daha sonra, bu kişiler, unvan kazandıktan sonra, merkeze çağrılarak, ya danışman ya uzman ya da şube müdürü olarak görevlendirilmişlerdir ki, bu da nitelikli personel yetişmesinin önünde, bu Bakanlıkta bir engeldir.

Değerli arkadaşlarım, buraya gelmişken, bir de Devlet Tiyatrolarının üzerinde durmak istiyoruz. Bildiğiniz gibi, Devlet Tiyatroları, bağlı kuruluştur; bağlı kuruluş olması nedeniyle de, onun yönetimi, bir farklılık icap ettirir; ama, keyfî bir biçimde Devlet Tiyatroları Genel Müdürünün görevden alınması ve buna personelin tepkisi, elin tersiyle itilmiş ve hiçbir şey olmamış gibi, bugün, ağustos ayından beri, Tiyatrolar Genel Müdürlüğü vekâleten yürütülmektedir ve Sayın Bakan, vekâleten yürüten kişinin onayını Cumhurbaşkanlığına gönderemiyor. Acaba neden? Bu soruyu sormak istiyoruz.

Başka bir keyfî atama, bu Avrupa Konseyi bünyesinde bulunan Euroimaj'da yıllardır çalışan Faruk Günaltay'ın aniden görevden alınmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunların yanında, müzelerimizin durumu da, maalesef, içler acısı. Öyle ki, duyumlarımıza göre, 19-20 müze dışında, ülkedeki geri kalan tüm müzelerin yerel yönetimlere devredileceği konuşulmaktadır. Bu, bizi, maalesef, büyük bir üzüntü içerisine sokmuştur. Bakanlık bu işi acaba beceremiyor mu? Mesela, Ankara Resim Heykel Müzesi altı yıldır kapalı. 2005'te ihalesi yapıldı, hâlâ hiçbir şey yok ortada. Eğer beceremiyorsa, bu, Bakanlık için, Kültür Bakanlığı için bir zuldür diye düşünüyorum.

Yine aynı şekilde, baktığımız zaman, müze yönetimlerinde bazı değişiklikler yapılmaya gidildiğini duyuyoruz. Mesela, İslam Eserleri Müzesi ile Topkapı Sarayı Müzesi birleştirilmiş, bir müdürlük haline getirilmiş ve bir kaymakam buraya müze müdürü olarak atanıyor. Meslekle hiçbir ilgisi yok! Böyle şeyleri yapmasak çok daha iyi olacağına biz inanıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, müzelerin yanında, kütüphanelere geldiğimizde durum daha fecaat. Bugün, son dönemde, 1 475 kütüphaneden sadece 1 395'i faaliyet gösterebilme durumundadır, 80'i kapanmıştır. Bunlardan 200 dolayındaki kütüphane de, bakımsızlık, ödeneksizlik, personel yetersizliği nedeniyle, maalesef, hizmet veremiyor. Yine, Ankara'nın merkezinde, hemen burnumuzun dibinde, Mamak, Balâ, Keçiören Kütüphaneleri, elektrik yokluğundan, yakacak yokluğundan, personel yokluğundan kapalı. Böyle bir şey olabilir mi?! Kütüphaneler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 22 Aralık 2005

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook