58. hükümet proğramı görüşmeleri
Kayseri Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 4. Birleşim · 1. yasama yılı · 26 Kasım 2002 · 3.542 kelime · yaklaşık 18 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdullah Gül (AK Parti), 26 Kasım 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 58. HÜKÜMET PROĞRAMI GÖRÜŞMELERİ); konuşma 3.542 kelime.
Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “58. hükümet proğramı görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2002-11-26-58-hukumet-programi-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
BAŞBAKAN ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi bir kez daha, şahsım ve Kabine üyesi arkadaşlarım adına saygıyla selamlıyorum. Bu çalışmaların, milletimiz ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.
23 Kasım 2002 tarihinde Hükümetimizin Programını burada okudum ve okuduktan sonra da bitirirken hepinize şunu söyledim: Sizlerden, eksikliklerimizi ve yanlışlıklarımızı tespit etmenizi, uyarmanızı, eleştirilerle düzeltmenizi özellikle bekliyor; ortak akıl ve işbirliği içinde geleceğe umutla bakıyoruz. Bu bakımdan, sadece, Meclis içindeki eleştirileri değil, Meclis dışındaki eleştirileri de dikkate aldığımızı özellikle belirtmek isterim. Sayın Deniz Baykal başta olmak üzere değerli arkadaşlarımız Sayın Akif Gülle, Sayın Dengir Fırat, Sayın Sait Açba, Sayın Nurettin Canikli ve Sayın Nihat Eri'ye de teşekkür ediyorum. Buradaki eleştirilerin, tavsiyelerin, tenkitlerin hepsinden iyi niyetli olarak faydalanacağımızı bir kez daha teyit etmek isterim.
Yine, Hükümet Programımızı burada anlatırken üç şeyi referansta bulundum; bunlardan biri Hükümet Programı -burada okuduğum program- diğeri parti programımız ve diğeri de Acil Eylem Planımız dedim. Bunların üçünü bir bütün şeklinde almak gerekir, birbirini tamamlayıcı belgelerdir dedim. Bu açıdan da bunlara zaman zaman referanslarda bulunulduğu için, değinmelerde bulunulduğu için memnuniyetimi ifade etmek isterim.
Hükümet Programının içine tabiî ki birçok detay girmiyor; ama, bunun detaylanmasını, acil eylem planımızda ve diğer programlarımızda bulacaksınız.
Bir şeyin altını da özellikle çizmek istiyorum: Biz seçimlerden önce seçim beyannamemizi hazırlarken ve hemen seçimden sonra da acil eylem planımızı hazırlarken bunları dikkatlice hazırladık. Bunları hiçbir zaman, sadece, düşünceleri, iyi niyetleri ortaya koyan belgeler olarak düşünmedik. Bunları, yapabileceklerimizi çalıştık, fizibl olanları, imkân dahilinde olanları düşünerek yazdık; o bakımdan, acil eylem planında kendimizi zamanla da bağladık. Belki ilk defa bir siyasî parti, milletin karşısına çıktı, bir ay içinde, üç ay içinde, altı ay içinde ve bir sene içinde şunları, şunları yapacağım deme cesaretini gösterdi. O bakımdan, bu belgelerin hepsi partimize ve hükümetimize aittir ve bu belgelerin hepsini uygulamak için elimizden gelen azamî gayreti sarf edeceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, hepiniz, herkes değindi, Türk siyasî hayatında yeni bir dönem başlıyor. Eski dönemi unutuyoruz, eski dönemin siyasî alışkanlıklarını, siyasî konseptlerini, mantalitelerini bir kenara bırakıp, hepimiz geleceğe bakıyoruz; çünkü, halkımız, gerçekten geçen üç dört sene içerisinde çok büyük sıkıntılar çekti, dertlerine dert katıldı, problemleri daha da kronik hale geldi ve neticede, hep beraber gittiğimiz 3 Kasım seçimlerinde, hepimiz açık seçik milletin önüne çıktık ve millet kararını verdi; iki partili bir Meclisi uygun gördü, iktidar partisine açık bir çoğunluk verdi ve tek başına iktidarı getirdi.
Şimdi, bu dönemin değerini ve kıymetini hepimizin bilmesi gerekir. Birikmiş sorunları, çözülemeyen sorunları, yapısal değişiklikleri, köklü reformları hep beraber yapmamız gerekir ve başarı da hepimizin başarısı olacaktır, ortak başarı olacaktır. Bununla muhakkak ki şunu söylemek istiyorum: Muhalefet bizi denetleyecektir, eleştirecektir, doğru bulduğu noktalarda da destekleyecektir. Yeni siyaset tarzı da bunu gerektirmektedir.
O açıdan, diyaloğa, karşılıklı işbirliğine çok önem veriyoruz ve devamlı tekrarladığım bir şey, biz, Meclisteki aritmetik çoğunluğumuzun değerini muhakkak ki biliyoruz; çünkü, bunu millet vermiştir bize, siyasî irade böyle tecelli etmiştir; ama, bir ülkeyi yönetmek için, Meclisteki aritmetik çoğunluğun da her şey anlamına gelmediğini biliyoruz. Meclis içi muhalefet, Meclis dışı muhalefet, ki bu dönemde önemli hale gelmiştir, Türk siyasetinin önemli partileri Meclis dışında kalmıştır, onlarla diyalog, sivil toplum örgütleriyle diyalog, ülkemizin, devletimizin kurumlarıyla diyalog ve işbirliği... Bunların hepsiyle birlikte, muhakkak ki, bir ülke daha iyi bir şekilde yönetilebilir. Bunun bilinci içerisindeyiz. O açıdan hedefimiz şudur: Türkiye'yi muasır medeniyetlerin üzerine çıkarmak. Bu ilke, cumhuriyetimiz kurulurken, Büyük Atatürk tarafından hepimize işaret edilmiştir; bugünkü anlamıyla da, çağdaş, demokrat, gelişmiş, kalkınmış ülkelerin üzerine çıkmaktır. Bunun için, hepimiz, elbirliği içerisinde çalışacağız. Bunun için, hepimiz, güçlerimizi seferber edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, Sayın Deniz Baykal, konuşmalarında "yolsuzluk ve yoksullukla mücadele ederseniz, hepimiz arkanızda olacağız" dediler ve biz de, kendilerini, ilk defa, burada alkışlayarak teşekkür ettik. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, hep beraber yapacağız gerçekten. Bunun için, biz, şeffaflığa çok önem veriyoruz, açıklığa çok önem veriyoruz, öngörülebilirliğe çok önem veriyoruz. Bunlara çok vurgu yaptık, programımızda da çok vurgu yaptık, Hükümet Programımızda da çok vurgu yaptık ve onun için de, şunları, burada, huzurunuzda bir kez daha okumak istiyorum:
"Kamunun kaynak dağıtım mekanizmalarında yolsuzluğun azaltılabilmesi için, vergi, ihaleler, devlet yardımları, krediler, teşvikler, sübvansiyonlar, gümrük işlemleri, işe alma, terfi ve tayinlerde, siyaset-sermaye ilişkilerinde şeffaflık sağlanarak siyasî kayırmacılık önlenecektir.
Kamu yönetiminde gereksiz yere genişletilen gizlilik kültürüyle mücadele edilecek, kamunun bütün iş ve işlemlerinde şeffaflık asıl, gizlilik ise istisna olacaktır. Vatandaşın bilgi edinme hakkı kanunu çıkarılacak ve kamu kuruluşlarının evrak akış sistemleri ve karar alma süreçleri yeniden düzenlenecektir." Yönetim ve karar alma sürecinin her aşamasında toplam kalite anlayışını benimseyecek, belirsizlikleri azaltacak, öngörülebilir bir yönetim sağlayacağız. Bunları, yolsuzlukları önlemek için söylüyorum; çünkü, yoksullukların da anasebebi yolsuzluklardır.
Değerli arkadaşlar, bu açıdan, biz, sadece hesap sormayacağız yapılan yolsuzluklarla ilgili. Bunları da hiçbir zaman siyasetin konusu yapmayacağız. Bunları, bağımsız mahkemeler, savcılar, hâkimler takip edeceklerdir, biz de idare olarak bunların önündeki engelleri açacağız ve bunların her türlü bilgiye rahatlıkla ulaşmalarını temin edeceğiz. Ama, bir şeyi daha burada söylemek istiyorum -biz, bunu belgelerimize de geçirdik- biz, sadece yolsuzlukların hesabını sormayacağız, biz, hesap da vereceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, kamuda hizmet yapanların, ülkeyi yönetenlerin yeri geldiğinde hesap da vermeleri gerekliliğine inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, o açıdan, bunların özellikle bilinmesini istiyorum.
Sayın Deniz Baykal'ın konuşmasında benim en çok önem verdiğim husus -muhakkak ki, söylediklerinin hepsi değerlidir- yeni anayasayla ilgili değindikleri noktalardır. Basında ve kamuoyunda, bugün, bu konuyla ilgili çeşitli yazılar gördüm. O bakımdan, bu, gerçekten önemlidir. Tereddütleri gidermek istiyoruz. "Tereddütlere yol açmayınız" dediniz, bunları gidermek istiyoruz.
Bizim, Hükümet Programında ortaya koyduğumuz yeni anayasa talebi, arzusu bir vizyonu ortaya koymaktadır. Bu, aslında, sadece bizim partimizin değil, bütün partilerin siyasî belgelerine bakarsanız, bütün hükümet programlarına bakarsanız, anayasayla başlarlar, yeni bir anayasa, daha çağdaş bir anayasa, 21 inci Yüzyıl mantalitesini kavrayan bir anayasa, aslında, hepimizin idealidir. Bununla ilgili, sivil toplum örgütlerinin de çalışmaları vardır; TÜSİAD'ın, MÜSİAD'ın, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin, baroların çalışmaları vardır. Bütün toplantılarda baro başkanları konuşmalarına yeni anayasayla başlarlar. Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümlerinde yapılan konuşmalarda bu tip talepler vardır. Aydınların, sosyaldemokrat entelektüellerin, yazarların, çizerlerin, herkesin bu konuda talepleri vardır. Hepimizin de bunda katkıları vardır. Sayın Deniz Baykal'ın da -ben hatırlıyorum- daha önceki dönemlerde milletvekili arkadaşlarıyla birlikte, bu Anayasanın değiştirilmesiyle ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundukları teklifler vardır. Dolayısıyla, önemli olan şey bu talep değil, önemli olan, bunun nasıl yapılacağı, nasıl ele alınacağıdır; ki, zannediyorum, esas hassas olan bu noktadır. Bu, gerçekten çok önemli bir konudur; çünkü, bunlar bir gün içerisinde... Biz "benim çoğunluğum var, Anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa da ulaşabilirim, Anayasayı birden bire değiştiriyorum, şu maddeleri istediğim gibi yazıyorum" anlayışında değiliz. O bakımdan, tereddütlere hiç mahal yoktur. Bizim, gizli kapaklı hiçbir niyetimiz de yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hiçbir arayış içerisinde de değiliz. Arayış içerisinde olduğumuz tek bir şey vardır, ülkemizi, Türkiye'yi, milletimizi, çağdaş ülkelerdeki, kalkınmış, gelişmiş ülkelerdeki ortama ulaştırmaktır. Bizim tek amacımız, Türkiye'yi o noktalara getirmektir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Zaten, bu hedef de, cumhuriyet kurulurken hepimize görev olarak verilmiştir.
Değerli arkadaşlar, bu noktaya gelince biraz durmak istiyorum. Bir anayasa değişikliği nasıl yapılır; bir anayasa değişikliği, büyük bir uzlaşmayla, büyük bir konsensüsle yapılır. Buna, sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi içerisindeki uzlaşma da yetmez. Demin saydığım bütün sivil toplum örgütleri, toplumun değişik kademeleri, değişik katmanları, hep beraber, bir araya gelecek, toplantılar yapılacak, konferanslar, paneller düzenlenecek, burada fikirler ortaya çıkacak ve neticede, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir uzlaşma komisyonu oluşturulacaktır. Önemli olan bir başka nokta da şudur: Uzlaşma komisyonlarının bir geleneği vardır; buralarda siyasî partiler Meclisteki çoğunluklarına göre temsil edilmezler, eşit temsil edilirler. Dolayısıyla, bu uzlaşma komisyonunu beraber kuracağız, Cumhuriyet Halk Partisi ve AK Parti beraber kuracaktır; bizlerin, ortak, aynı şekilde, eşit çoğunlukta üyelerimiz olacaktır. Bunlar, oturacak, çalışacak ve neticede, karşımıza uzlaşılan konular gelecektir. Daha önce de böyle olmuştur. İki dönem üst üste çalıştık; Anayasanın 37 maddesini uzlaşarak buraya getirdik; ama, 37 maddenin içerisinden 34'ünü geçirebildik. O açıdan, eğer arzu edilirse -geçirilmeyen maddeler tartışılmıştır, görüşülmüştür- bunun içerisinde dokunulmazlıkla ilgili madde de vardır, bunu hemen getirebiliriz; ama, yine söylediğim gibi, bunu, beraber, uzlaşarak yapacağız; bunu, tek başına bir siyasî parti yapmayacaktır; bunun da altını, özellikle çizmek istiyorum.
Dokunulmazlıklar önemlidir gerçekten; milletin karşısına çıkarken alnımızın açık olması gerekir. Milletten ayrı, milletten ayrıcalıklı olmamamız gerekir; biz, buna inanıyoruz.
Dokunulmazlık sadece şunun için gereklidir: Millet adına görev yapan milletvekillerinin, hiç kimseden korkmadan, çekinmeden, doğru bildikleri şeyi söyleyebilmeleri ve yapabilmeleri için gereklidir. Yoksa, dokunulmazlıklar, şahsî istismar konuları olmak için, şahsî ayrıcalıklar elde etmek için kesinlikle söz konusu olmamalıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Partimizi kurarken bu konuları çok tartıştık; bunlarda açık, net neticelere ulaştık ve bu konuyla ilgili şunları söyledik: "Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak; dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir."
Bunu hep beraber yapabiliriz. Bir gerçektir, dokunulmazlık deyince sadece milletvekillerinin dokunulmazlığı akla geliyor; ama, biraz önce arkadaşımın da bu kürsüde izah ettiği gibi, Türkiye'de o kadar çok dokunamadığınız kesimler ve kişiler vardır ki, bunların hep beraber ele alınması gerektiğine inanıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Çünkü, biz, her şeyin açık olmasını istiyoruz; gizlilikte, sadece devletin güvenliğiyle ilgili istisnalar olmalıdır; onun dışında, her şey, açık olmalıdır. Sadece bizler değil, sadece hükümet değil, sadece milletvekilleri, siyasetçiler değil, yeri geldiğinde, herkes, devlet memurları da bu millete hesap verebilmelidir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Biz, devlet memurluğu, kamu yönetimi, kamu kurumları anlayışında da farklı düşünüyoruz. Bunlar, farklı diyorum; ama, aslında, bunlar, hepimizin uzun yıllar konuştuğumuz ortak görüşlerdir; ama, siyasî irade olmadığı için harekete geçirilemeyen konulardır. Kamu görevlileri neyle finanse ediliyor, kamu kurumları neyle finanse ediliyor; bunlar, toplanan vergilerle finanse ediliyor. Vergileri, sadece zenginlerden almıyoruz; vergileri sadece -Kurumlar Vergisi- şirketlerden almıyoruz. Vergileri, ne yazık ki, bugün, asgarî ücretle geçinen insanlardan da alıyoruz. Dolayısıyla, vergileri harcarken, biz, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Onun için kurumları tekrar gözden geçirip Türkiye'de devleti küçültmeliyiz. Onun için kurumlardaki kamu görevlileri; yani, memurlarımız, millete, vergi ödeyen insanlara hizmet ettiklerini ve onlara hizmet etmek için var oldukları şuurunu bilmeleri gerekir. O açıdan hiçbirimizin ve hiç kimsenin ayrıcalığı söz konusu değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, ekonomik konulara geçecek olursam; IMF'yle ilişkiler bir realitedir, gerçektir; bu da, bizim iktidarımızda başlamamıştır. Ne yazık ki, son üç dört sene içerisinde Türkiye, basiretsizlik ve becerisizlik yüzünden kendisini iyi yönetemediği için krizler içerisine girmiştir, halk çok kaybetmiştir. Neticede, bildiğiniz gibi, geçen hükümet, Sayın Kemal Derviş'i davet etmek zorunda kalmıştır ve ekonominin dizginlerini Sayın Kemal Derviş'e vermişlerdir ve IMF'yle yeni bir anlaşma, yeni bir stand by anlaşması yapılmıştır ve yürürlükteki program odur. Dolayısıyla, bu program bizim eserimiz değildir, Sayın Kemal Derviş de, şu anda, Cumhuriyet Halk Partisinin çok değerli bir üyesidir. Cumhuriyet Halk Partisine katılırken, Sayın Deniz Baykal'ın, kendileriyle ilgili söylediklerini hep beraber de takip ettik. Kendileri faydalı, değerli işler de yapmıştır. Kim iyi iş yaparsa, kim Türkiye'ye katkı verirse iktidar-muhalefet demeden, ayırım yapmadan bunu görmemiz gerekir, takdir de etmemiz gerekir; ama, eksikler de vardır. O açıdan, biz, gerek Hükümet Programımızda gerekse acil eylem planımızda, yürürlükte olan ekonomik programın eksikliklerini açık açık gördük ve bunları söyledik. Nedir bunlar; sosyal taraflar, sosyal politikalar çok eksiktir dedik. Başka ne dedik; tarımla ilgili politikalar yine çok eksiktir dedik. Bunları söylerken de, Türkiye nüfusunun yüzde 15'inin açlık sınırının altında olduğunu hepimiz biliyoruz, bunu görmezlikten gelemeyiz. Geçen program, yürürlükteki program bunu görmezlikten gelmiştir, "ölen ölür, kalan sağlar bizimdir" anlayışı içerisinde uygulanmıştır; ama, biz böyle yapamayız. Biz, bu ülkenin her ferdi bizim vatandaşımızdır, onun acısını biz hissederiz; dolayısıyla, onun sorunlarını çözmek bizim önceliğimizdir dedik. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ayrıca, tarım kesimi söz konusu olduğunda da, Türkiye nüfusunun yüzde 40'ı tarımdadır, tarım sektöründe istihdam olmaktadır. Biz, nüfusumuzun yüzde 40'ının iştigal ettiği bir alanı, yine görmezlikten gelemeyiz.
Türkiye'de ekonomi sadece finans demek değildir, reel ekonomi söz konusudur, sanayi söz konusudur, ticarî hayat söz konusudur, tarım sektörü söz konusudur; dolayısıyla, bunları gördüğümüz için yeni bir ekonomik programla karşınıza çıkacağımızı söyledik. Bu bağlamda, Sayın Deniz Baykal'ın burada yaptığı tavsiyeyi biz de aynı şekilde kabul ediyoruz. IMF, Dünya Bankası, diğer uluslararası finans sektörleri veya kuruluşlarla, onurlu bir şekilde muhakkak ki, ilişkilerimiz sürecektir. Biz, kendi işimizi kendimiz bileceğiz, kendi işlerimizi başkalarına havale etmeyeceğiz, onlarla konuşacağız, ortak programlarımız olacaktır, karşılıklı tartışacağız; ama, biz, kendi işimize kendimiz hâkim olacağız. Türkiye'de reformlar yapılacaksa -ki, yapılması gerektiğine inanıyoruz- bu reformları biz yapacağız, bizim inisiyatifimizde olacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Tarım sektörü yüzde 40'ı istihdam ediyor; ama, ne yazık ki, tarımın millî gelire katkısı yüzde 14. O bakımdan, tarımdaki nüfusumuzun büyük bir kısmı gizli işsizdir. Tarım, bizim için gerçekten önemlidir. Önce, işlenebilir toprakların işlenmesi açısından önemlidir; sonra, nüfusun tutulması açısından önemlidir; yoksa, nüfusun, zaten çarpık olan şehirlerimize aktığını, akın ettiğini düşünürseniz, şehirlerin yaşanamaz hale geleceğini ve imkânların yetersiz olacağını göreceksiniz.
O açıdan, değerli arkadaşlar; biz, tarım politikalarının temel hedeflerini de açık açık koyduk: Tarımın verimli olması! Hangi ürün verimlidir, hangi üründe arz fazlası vardır, hangi üründe ihtiyaç vardır; bunlarla ilgili çalışmaların yapılacağını ve hangi ürünün destekleneceğini, bunları da açık açık belirteceğiz.
Ayrıca, doğrudan gelir yardımı devam etmektedir. Bununla ilgili yine, Dünya Bankası, IMF programları söz konusudur; ama, bunun da gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada, sadece, mülkiyet esasına dayalı olan gelir desteğinin çok doğru olmadığını biliyoruz. Mülkü, arazisi olan insanların bazıları şehirlerde. Şehirlerde çok zengin, büyük işler yapmaktadırlar; ama, o mülkiyet üzerinde çalışan insanlar fakir çiftçilerdir, köylülerdir. Sizin yaptığınız destek ise, şehirdeki o mülk sahibine gitmektedir. Bunlar gözden geçirilecektir; eminim ki, bunları sizler de uygun buluyorsunuzdur.
O açıdan, tarıma öncelik veriyoruz, hayvancılığa öncelik veriyoruz. Tarım girdilerinin ucuzlatılması gerekliliğine inanıyoruz; bunların başında da mazot olduğuna inanıyoruz. Doğrudur, haklısınız, Hükümet Programında değinilmemiş; ama, bunu bir bütün olarak gördüğümüz için, biz, Acil Eylem Planımızda bu konuyu çok dikkatli bir şekilde yazdık. Özellikle, mazottaki fiyat indirimini önümüzdeki günlerde gerçekleştirmek zorundayız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, bunu, her şeyi yaparken, bilinçli olarak da yapmak zorundayız. Çünkü, şimdiye kadar Türkiye bilinçli şekilde yönetilmediği için, karşılıksız paralar basıldığı için, karşılıksız vaatlerde bulunulduğu için bu ekonomik krizlerin içine düşmüştür.
Şimdi, bizim mazeretimiz yoktur. Şu anda biz iş yapma noktasındayız. Bütçemizi elimize alıyoruz; gelirimiz-giderimiz nedir. Harcama reformunu yapacağız. Harcama reformuyla elde ettiğimiz tasarrufların önceliği köylüye olacaktır, fakirlere olacaktır ve köylü söz konusu olduğunda da köylünün girdilerinin ucuzlatılması olacaktır; bunun da başında mazot gelecektir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sağlık, yine en önemli konulardan biridir; çünkü, yeri geldiğinde hepimizin karşı karşıya kaldığı bir gerçektir; fakir halkımızın, özellikle en çok sıkıntı duyduğu noktadır. Bu bağlamda, sağlık hizmetinin sunumu ile finansmanını birbirinden ayırmayı düşünüyoruz; çünkü, sağlık sigortası uzun vadeli sigorta kollarından çıkarılacaktır, nüfusun tamamını kapsayacak şekilde bir genel sağlık sigortası sistemi kurulacak, prim ödeme gücü bulunmayanların primleri devlet tarafından karşılanacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Burada önem verdiğimiz nokta şudur; sağlıkta köklü reform; hastaların da hakkı vardır, hastaların da doktor seçme hakkı olacaktır, bu da doktorlar arasında rekabeti oluşturacaktır. Hangi doktor hastasına titiz davranıyor, hangi doktor gerçekten hastasını yakından takip ediyor, bu da ortaya çıksın. Rekabetin, sadece ticarette, sanayide değil, sağlık sektöründe de iyi neticeler vereceğine inanıyoruz. Eğitim sektöründeki rekabetin de, üniversiteler arasındaki rekabetin de, liseler arasındaki rekabetin de Türkiye'nin faydasına olduğuna inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, dışpolitika, tabiî ki, hepimizin çok dikkatle takip ettiği bir konudur. Belki de siyasî partiler arasındaki, iktidar-muhalefet arasındaki en az farklılık dışpolitikada söz konusudur; çünkü, ulusal çıkarlarımız söz konusu olduğunda hepimiz birleşiriz, hepimiz aynı istikamette enerjilerimizi sarf ederiz.
Bugün de önümüzde çok önemli dışpolitika konuları söz konusudur. Şöyle gözden geçirecek olursak; Avrupa Birliğiyle ilgili önemli bir toplantı 12 Aralıkta Kopenhag'da yapılacaktır ve Avrupa Birliğinin sınırları yeniden tespit edilecektir; dünyada çok önemli yeni bir organizasyon söz konusu olacaktır; yeni yapılanma söz konusu olacaktır.
Kıbrıs meselesi önümüzdedir. Kıbrıs meselesiyle ilgili Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin ortaya attığı yeni bir adım söz konusudur.
Irak çok önemli bir meseledir bizim için; çünkü, komşumuzdur. Olup bitenler Irak'ta, komşumuzda olacaktır. Birinci Körfez Savaşının maliyetini ödeyen bir ülke olarak, muhakkak ki, burada olup bitenler de hepimizi yakından ilgilendirmektedir.
O açıdan, dışpolitikada sloganlara, retoriğe yer olmadığına inanıyoruz. Bunun için birikimler... Biz, evet, yeni iktidar olduk; ama, bu konuların hepsinin geçmişi vardır. Bununla ilgili dosyalar vardır. Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay, Millî Güvenlik Kurulu, Türkiye'nin diğer birimleri oradan buradan bu konuların içerisine girmiştir. Dolayısıyla, birikimler söz konusudur.
Bu konularla ilgili biz hayalî programlar düşünemeyiz; ama, şüphesiz ki, dışpolitikada da dinamik olmak zorundayız. Dışpolitikada da statükoyla bir yere varılamadığını hepimiz biliyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dünya bir yerlere varıyor, siz ise, o zaman, dışarıda kalıyorsunuz. Bu, kesinlikle şu anlama gelmez; hak ve hukukumuzdan hiçbir zaman vazgeçemeyiz. Muhakkak ki, Türkiye'nin çıkarı, milletimizin çıkarı her şeyin üstündedir. Sonunda tek lokmamız varsa, bunu paylaşacak, buna bir öncelik vereceksek, muhakkak ki, bu, millî çıkarlarımıza ayrılacaktır; ona harcanacak kuruş...
Bunu peşinen söyledikten sonra, Avrupa Birliğiyle ilgili iktidar-muhalefet, Meclisiçi-Meclisdışı partiler, hepimiz, âdeta dört koldan görev yapmaktayız. İktidar partisi olarak, AK Parti Genel Başkanı olarak Sayın Tayyip Erdoğan'ın çalışmalarını, gezilerini takip ediyorsunuz. Bir siyasî parti genel başkanı olarak bu ziyaretlerini yapmaktadır.
Aynı şekilde, Anamuhalefet Partimizin Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal da Varşova'ya gitmişlerdir. Bunun dışında, bilmediğimiz, muhakkak ki birçok gayretler içindedirler, telefonlarla görüşmektedirler, mektuplar yazılmaktadır; Avrupa'nın liderleri ile Cumhuriyet Halk Partisinin, sosyal demokratların kendi hukuklarını devreye koymaktadırlar.
Sayın İsmail Cem Meclisdışı bir partinin genel başkanıdır; iki gün önce ziyaret ettiler, bugün yurt dışındadırlar.
Aynı şekilde, Sayın Cumhurbaşkanımız ve herkes, üstüne düşeni yapmaktadır.
Biz şuna inanıyoruz ki, Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği sadece Türkiye'nin çıkarına değildir, Avrupa Birliğinin de çıkarınadır. Avrupa Birliği, dünyada stratejik bir rol oynayacaksa, Türkiye gibi, nüfusu Müslüman olan bir ülkeyi içine almak zorundadır; ama, çok dar bir açıdan bakacaksa, o da kendilerinin bileceği bir iştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Biz, nüfusu Müslüman olan bir ülkenin, demokrat, açık, şeffaf ve modern dünyayla bir arada olabileceğini göstermek istiyoruz. Bu bağlamda, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği, dünya barışına da bir hediye olacaktır, Avrupa ile Doğu arasında gerçek bir köprü oluşacaktır; Avrupa ile Ortadoğu, İslam ülkeleri, Türk cumhuriyetleri, bütün bunlarla Avrasya arasında... Türkiye'nin üyeliği Avrupa Birliğini güçlendirecektir, eğer Avrupa Birliği dünya barışında stratejik bir rol üstlenmek istiyorsa.
Bunun için, muhakkak ki, bize düşen görevler vardır önce. Burada da, bizim yine gerçekçi olmamız gerekir. Avrupa Birliği kulübünün şartları yazılıdır. Bu şartları yerine getirmeden "ben, ortaklığa, tam üyeliğe adayım" demenin de bir anlamı yoktur. Şimdiye kadar, biraz, böyle zaman kaybedilmiştir. Bizim özel şartlarımız var, özel statümüz var, bizi anlayışla karşılayın, biz bu şekilde sizinle beraber olalım; böyle bir şey olamaz. Kopenhag siyasî kriterleri, Maastricht kriterleri ortadadır. Maastricht kriterleri, tam üyelik için, tarih almak için şart değildir, bu geçiş süreci içerisinde yerine getirilebilecek konulardır; ama, Kopenhag siyasî kriterleri, evet, şarttır.
Burada da bir şeyin altını çizmek istiyorum, istismarı önlemek için, Avrupalıların istismarına dur demek için. Kopenhag siyasî kriterleri ölçülebilir bir şey değildir ki... İşte, borçlarınız millî gelirinizin yüzde 60'ı olacak; bu, ölçülür; enflasyon şu kadar olacak; bu, ölçülür; ama, eğer iyiniyetli olmazsanız, siyasî kriterleri ilelebet yerine getirmediniz diye iddia da edilebilir. O bağlamda, biz şuna inanıyoruz ki, 3 Ağustosta bu Meclisten geçen paket, aslında, Kopenhag siyasî kriterlerinin önemli bir kısmını karşılamıştır.
Şu anda tam üyeliğe giriş yapacak birçok ülke, bizim kadar bile siyasî kriterleri yerine getirmemişlerdir. Ayrıca, bizim hükümetimizin ilk etapta çıkaracağı bir paket vardır. Bunu, muhalefet partisiyle de görüşeceğiz. Bunun sadece bizim eserimiz olmasını da istemiyoruz; bu tip önemli yasa değişikleri Meclisin eseri olsun istiyoruz. Bundan sonra, bize karşı "siz siyasî kriterleri yerine getirmiyorsunuz" deme hakkı yoktur; ben buna inanıyorum, arkadaşlarım buna inanıyor ve milletimiz buna inanıyor. O açıdan, Kopenhag'da kesin bir tarih elde etmek için hep beraber elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, Kıbrıs, muhakkak ki, önemli bir sorundur. Bizim burada anlayışımız da şudur: Çözümsüzlük, çözüm değildir. Ne yazık ki, böyle bir algılama vardır Türkiye söz konusu olduğunda; bu da yanlıştır. Tabiî ki çözümü istiyoruz. Çözüm olsun ki herkes yoluna devam etsin, çözüme ulaşalım ki bir güven ortamı oluşsun, Ada bir barış adası olsun, Ada'daki zenginliklerden herkes faydalansın; ama, bu demek değildir ki, biz bıktık artık, masanın üstünde her şeyi teslim edelim ve çıkalım... Böyle bir şey değil. Muhakkak ki, onurlu, şerefli bir şekilde, her iki tarafı tatmin edici bir sonuca ulaşacağız. (Alkışlar)
Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin son teklifini, projesini, biz "bu olmaz" diye elimizin tersiyle itmedik. Bu, konuşulabilecek, üzerinde çalışılabilecek bir tekliftir diye baktık. Bununla ilgili detayları veya görüşleri Hükümet Programına koymamız, tahmin edersiniz ki mümkün değildi; çünkü, bunlar çalışılacak şeylerdir. Ancak, biz, genel anlamda pozitif bir yaklaşım içerisindeyiz; oturacağız, konuşacağız, tartışacağız. Tabiî ki, Kıbrıs'ta Sayın Rauf Denktaş'ın görüşleri de önemlidir. Bütün bunları değerlendirdikten sonra, uzmanlarımız, diplomatlarımız, siyasetçilerimiz, hep beraber, burada olumlu şekilde bir çözüm olsun diye gayret edeceğiz; ama, bu, Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili kaygılarımızdan vazgeçtiğimiz anlamına gelmez.
Burada en çok dikkat edeceğimiz noktalardan biri şudur: 1990'ların ortasına doğru Bosna'daki katliamlara, insanlığın utandığı sahnelere şahit olduk; ondan sonra, yine Kosova'da şahit olduk. Halbuki, ona benzer manzaralar Kıbrıs'ta 1970'li yılların başında olmuştu. O açıdan, kaygılarımızda haklıyız. Bütün bunları giderecek, iki egemenli tek bir devlete, bunu gerçekleştirecek bir projeye, doğrusu, bizler de destek vereceğiz. Bu, oturulup konuşulduktan sonra, tartışıldıktan sonra ortaya çıkacak bir netice olacaktır.
Değerli arkadaşlar, tabiî, aslında birçok konuya değinildi; ama, öne çıkan konular bunlar olduğu için ben de bunlarla ilgili olarak hükümetimin görüşlerini ifade ettim. Sözlerimi daha fazla uzatmak istemiyorum.
Yeni bir dönemdeyiz. Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu geminin alt katı, üst katı yok. Bu gemi batarsa, bu geminin altındaki de üstündeki de zarar görür. Onun için, bize oy verdi -oy vermedi, şu partiden- bu partiden değiliz, hepimiz bu ülkenin şerefli vatandaşları olmak istiyoruz ve hepimiz bu ülkede mutlu olmak istiyoruz. Mutluluğun da kaynağı, temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alındığı, kalkınmış, zenginleşmiş, gelişmiş bir ülkedir. Bunu oluşturursak mutluluklar devam eder ve paylaşılabilir. Bunun için bir fırsat doğmuştur. Geçen dönemleri hatırlarsanız, nasıl bir karmaşa vardı, siyasî irade ortaya çıkamıyordu ve Türkiye kaybediyordu. Şimdi, milletimiz, tek başına bir iktidar vermiştir, iki partili bir Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşturmuştur. Bunun imkânlarından hep beraber faydalanalım, Türkiye'de yapılması gereken köklü reformları elbirliği içerisinde yapalım ve milletimizin yüzünü güldürelim ve başarı hepimizin olsun diyorum.
Tekrar, hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (AK Parti ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta alkışlar, CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
8 konuşma daha · 26 Kasım 2002