58. hükümet proğramı görüşmeleri
Mersin Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 4. Birleşim · 1. yasama yılı · 26 Kasım 2002 · 1.251 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Dengir Mir Mehmet Fırat (AK Parti), 26 Kasım 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 58. HÜKÜMET PROĞRAMI GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.251 kelime.
Dengir Mir Mehmet Fırat (AK Parti, Mersin). “58. hükümet proğramı görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/dengir-mir-mehmet-firat-22-2002-11-26-58-hukumet-programi-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin)Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi, Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
58 inci Hükümetin Programı üzerinde, özellikle, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusunu işlemek üzere huzurunuzda bulunuyorum.
Hükümet Programını, Sayın Başbakanın sunuşu sırasında dikkatle dinledik ve ilk intibamız şu oldu: Her şeyin ötesinde, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, halkımıza, bazı siyasî belgelerle taahhütlerde bulunmuştuk. Bu taahhütlerimiz, Partimizin programında, seçim beyannamemizde ve Acil Eylem Planımızda yer almıştı. Hükümet Programıyla, halkımıza sunmuş olduğumuz ve seçimlerde halkımızın güvenini istemiş olduğumuz programla bu üç siyasî belgenin örtüşüp örtüşmediğini dikkatle inceledik ve şunu gördük: Hakikaten, Hükümet Programımız, gerek partimizin programı, gerekse seçim beyannamemiz ve gerekse acil eylem planımızla tıpatıp uyuşmaktadır.
Bu, şunu gösteriyordu: Halkımıza vermiş olduğumuz sözün hayata geçirileceğinin ve geçirmekte azimli olduğumuzun kesin deliliydi. Burada, dolayısıyla, hükümetimize, bu konuda, özellikle teşekkür etmek istiyoruz. Bu üç siyasî belgemizde de, girişlerinde, çok detaylı olarak bir konunun incelendiğini ve öncelik verildiğini görüyoruz. Türkiye'de optimal bir demokrasinin yakalanması, temel hak ve özgürlüklerde dünya standartlarının yakalanması ve artık, bir hukuk devleti oluşumunun ötesinde, hukukun üstünlüğünün var olmasının savaşımını veren bir siyasî partiydik ve bunlara öncelik veriyorduk.
Sayın Baykal'ın biraz önce üzerinde durduğu, hakikaten, önceliğimiz, halkımıza vermiş olduğumuz söz, yolsuzluk ve yoksulluğun önlenmesiydi. Ancak, yoksulluk ve yolsuzluğun önlenmesinin temel niteliklerinden biri, bunlarla mücadelenin temel nedenlerinden biri, argümanlarından biri, hiç unutulmaması lazım gelir ki, demokrasidir, insan haklarıdır ve hukukun üstünlüğüdür. Eğer, bunlar yok ise, yoksulluğu ve yolsuzluğu önleyebilmek mümkün olamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, üzerinde ısrarla durulması gereken şey şudur: Çok uzun bir süredir, Türkiye, Türk halkı bir ikilemle karşı karşıya bırakılmıştır; özellikle jakoben ve elitist bir idareci kesim tarafından, halkımıza, ekmek mi yaşam hakkı mı veya insan hakları mı demokrasi mi ikilemi geti-rilmiştir. Artık, insanlarımız şunun farkına varmıştır ki, bu ikilemle bir noktaya varabilmek mümkün değildir. Ekmek, özgürlük ve demokrasi; neden üçü bir arada olmasın?! Zaten ikisi olmadan, özgürlük ve demokrasi olmadan, hukukun üstünlüğü tesis edilmeden yolsuzluğun önlenemeyeceğini geçmişten görüyoruz. Sayın Baykal da bu konuda bayağı şikâyetçi, hepimiz de şi-kâyetçiyiz. Ancak, çözüm demokraside, çözüm insan haklarında, çözüm hukukun üstünlüğünde.
Özetler isek, bu programın temelinde şunu gördük; girişinde, özellikle ilk 20-30 sayfasında şu sözü veriyor hükümet bize: Özgür, özerk, eşit bireylerden oluşan, bilgilendirilmiş, özgür halkın, hukukun egemenliği altında, sivil toplumun, özgürlükçülüğe, çoğulculuğa ve katılımcılığa yaslanan normlarına göre, özgür halk tarafından, özgürce yönetilmesini taahhüt ediyor bize. Bu, bence çok önemli, altı çizilmesi gereken bir konu. Demokrasinin ve AK Partinin odağında, hak ve özgürlüklerle donatılmış, özgür ve özerk bireyin olduğunu tescil ediyor bu Hükümet Programı. Eğer, odağa insanımızı alır isek, Türk halkını, Türk ferdini alır isek, çözümler daha kolaylaşacaktır kanısındayım.
Sayın Baykal'ın konuşmasının girişinde yapmış olduğu, iki konuda, Adalet ve Kalkınma Partisine yönelik eleştirisini anlamak mümkün olmadı. Özellikle sosyaldemokrat bir parti yapısı içerisinde olan Cumhuriyet Halk Partisini, özellikle insan hak ve özgürlüklerini parantez içerisine almış, demokrasiyi olmazsa olmaz kabul etmeyen 1982 Anayasasının savunucusu halinde görmek beni üzmüştür. (AK Parti sıralarından alkışlar) Anayasalar toplumsal konsensüsü gerektirir; çünkü, toplumsal kontratlardır. Ancak, 1982 Anayasasını yapan Danışma Meclisinin üyeleri, millî iradeyle bu sıralara oturarak, bu toplum adına bir anayasa yapmamışlardır; bir otoriter iradenin buraya tayin etmiş olduğu insanların düzenlemiş olduğu bir anayasadır ve parantezlerle doludur. İnsan hak ve özgürlükleri ötelenmiştir. Demokrasi şekil olarak vardır, içi boşaltılmıştır.
Evet, şu söylenebilir; yüzde 93'le, büyük bir çoğunlukla kabul edilmiş bir anayasadır denilebilir. Şekil olarak doğrudur; ancak, içerik olarak doğru değildir; zira, o günkü oylamayı, halkoylamasını hatırlarsak, o Anayasa hakkında karşıt görüş belirtmek suçtu, onu beğenmedim veya şu noktası yanlıştır demek cezayı gerektiriyordu.
Aynı şekilde, oy zarflarının şeffaf olduğunu unutmamak gerekir; yani, kabul oyu mu ret oyu mu kullanıldığı görülen bir zarfla yapılan oylamanın, gizlilik esasına uygun bir oylama olmadığını zihinlerimizden silmemiz mümkün değildir.
Kaldı ki, büyük bir çelişki daha vardır kendi içerisinde: Yalnız Anayasa oylanmamıştır, aynı oylamayla, bir devlet başkanı, bir cumhurbaşkanı seçimi de ortaya getirilmiştir. Seçim nedir; seçim, en az iki kişinin yarışması demektir. Tek bir kişinin oylamaya sunulmasının demokratik olduğunu söyleyebilmek mümkün değil bence. O zaman, eğer, bu toplum Anayasaya "evet" demişse Devlet Başkanı, Devlet Başkanına "evet" demişse Anayasa boşluktadır.
Anayasalar kutsal kitaplar değildir, her zaman değişebilir. Zaten, değişmesini, o süreç içerisinde, 1982'den bugüne kadar, en az altı kez değiştirerek göstermiş bu irade ve halen de değiştirilmesi gerektiğini, birçok maddesinin değiştirilmesi gerektiğini de ifade ediyoruz, mutabıkız bu konuda.
Peki, o zaman, biz, Anayasayı yeniden yapalım dediğimiz zaman, biz bunu AK Parti çoğunluğuna güvenerek yapmıyoruz; onun bir devamı var, bu Meclisin içerisindeki Muhalefet Partisi, bu Meclisin dışarısındaki muhalefet partileri, sivil toplum kuruluş örgütleri, toplumun çeşitli katmanlarıyla bir araya gelerek, bir Anayasa yapılması gereklidir diyoruz. Buna hayır demenin sebeplerini anlayabilmek bence mümkün değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İkinci konu dokunulmazlık: Evet, bizim programımızda dokunulmazlık konusu ele alınmıştır ve dokunulmazlığın sınırlandırılması programımız gereğidir. Ancak, dokunulmazlığı yalnız Parlamento seviyesinde düşünebilmek veya bunu öne sürmek de popülizmin ötesine geçemez; çünkü, şu Anayasa incelendiği zaman, Türkiye'de mevcut 2 750 000 civarındaki kamu görevlisinin dokunulmaz olduğunu görüyoruz; Anayasanın ilgili maddesi, Memurin Muhakematı Hakkında Yasa... Hâkimler ve Savcılar Yasasını inceleyin; hâkimlere dokunamazsınız, belli bir prosedüre tabidir; güvenlik güçleri, aynı şekilde dokunulmazlıkları vardır; askerler, dokunabilmek mümkün mü?
Biz diyoruz ki, herkes, bir hukuk devleti içerisinde, hukuk güvencesi altında yargılanabilmelidir, bu bir şereftir.(AK Parti sıralarından alkışlar) Ancak, yalnız halkın temsilcilerinin dokunulmazlığını ortaya koyabilmek bence popülizmin ötesine geçmez. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bugün, yalnız Afrika'da, Gabon'da bir Memurin Muhakemat Yasası vardır. Artık modern dünyada bunlar yok. Gelin, hep birlikte, 2 750 000 memurun yargılanmasının önünü açalım; gelin, olağanüstü bölgelerde yaşayan kamu görevlilerinin yargılanmasının önündeki engelleri açalım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ha, bunların tümünü sağlayalım; hakikaten o gün Parlamentonun, bir hukuk devleti içerisinde, emin bir hukuk devleti içerisinde adil bir yargılanmaya hazır olduğunu, AK Partinin de buna evet diyeceğini kesinlikle belirtmek istiyorum.
ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep)- Gelin, örnek olalım.
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla)- Değerli arkadaşlar, dokunulmazlığın ötesinde, bir de Türkiye'de dokunulmazlar var. Dokunulmazlık, yasalardan ve Anayasadan gelen bir ayrıcalık; ama, Türkiye'de belli bir kesime, ellerinde bulundurdukları ekonomik ve medya gücünden dolayı dokunulamıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunların yasada yeri yok. İşte, bu Meclisin görevi, önce bu dokunulmazların dokunulmazlıklarını kaldırmaktır. Ondan sonra, söylediğim, devlet erkinin içerisinde yer almış olan insanların dokunulmazlıklarının da bu Anayasa içerisinde yeniden gözden geçirilmesi gerekir; onun yanında olmaya biz hazırız.
Biz kimseyi korumuyoruz. Eğer, korumak iddiasında olsaydık, 21 inci Dönem Meclisi erken seçim kararı aldıktan sonra, erken seçimin ertelenmesinde, Adalet ve Kalkınma Partisine sunulmak istenen siyasî rüşvetlere evet der ve Genel Başkanımızın milletvekili ve başbakan olması için gerekli olan değişikliklere, seçimin ertelenmesi uğruna evet diyebilirdik; ama, yapmadık bunu. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bugün Genel Başkanımız milletvekili değildir, dokunulmazlığı yoktur ve hakikaten, sizin biraz önce belirtmiş olduğunuz o Kasımpaşalılık özelliklerini halen devam ettirebilmektedir ve yargılanmaya açık olan bir kişidir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
O bakımdan, bizim, dokunulmazlığın, dokunulmazlık zırhının arkasına sığınma gibi bir çabamız yok. Eylem planımız içerisinde, yani, bir yıllık eylem planımız içerisinde, bu, yer almamıştır; ancak, 22 nci Dönem Meclis, AK Partinin de önderliği içerisinde, bu sınırlamaya gidecektir. Bu, taahhütlerimiz arasındadır ve taahhütlerimizi yerine getirmek de bizim görevimizdir, boynumuzun borcudur halkımıza karşı.
Halkımıza güvenmek durumundayız. Halkımızın kısıtlanmış olan özgürlüklerini, şu veya bu kuruma veya şu birliğe gireceğiz diye değil, insanımız hak ettiği için, insanımızın hakkı olduğu için, modern dünyadaki insanların özgürlükleriyle eşit bir özgürlüğe getirme ve rejimi de dünyada en üst seviyedeki, optimum noktadaki demokrasiyi yakalamak yönünde çabalarımızı sürdüreceğiz.
Biz, toplumumuzun, ekmeği ve özgürlüğü konusunda bir ikilem içerisinde yaşamasına son vereceğiz. 58 inci Hükümetimizin Programının temelinde de bu yatmaktadır. Yani, kısacası, biz, insanlarımızın mutlu ve kardeşçe yaşamasını istiyoruz. Şairin dediği gibi "bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine" bu toplumun mutlu ve müreffeh yaşamasını sağlamaktır amacımız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
8 konuşma daha · 26 Kasım 2002