2006 merkezi bütçe kan.tas.(dışişleri bak., tarım ve köy işleri bak.,tarım reformu genel müd.,köy hizmetleri gen.müd.) onikinci tur
Kayseri Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 38. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Aralık 2005 · 1.775 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdullah Gül (AK Parti), 21 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(DIŞİŞLERİ BAK., TARIM VE KÖY İŞLERİ BAK.,TARIM REFORMU GENEL MÜD.,KÖY HİZMETLERİ GEN.MÜD.) ONİKİNCİ TUR); konuşma 1.775 kelime.
Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(dışişleri bak., tarım ve köy işleri bak.,tarım reformu genel müd.,köy hizmetleri gen.müd.) onikinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2005-12-21-2006-merkezi-butce-kan-tas-disisleri-bak-tarim-ve-koy-isleri-bak-t (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; Bakanlığımın 2006 malî yılı bütçe tasarısını onayınıza sunmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.
Dışpolitika konularımıza ilişkin kapsamlı bilgilerin yanı sıra, Bakanlığımın teşkilat yapısı ve personel durumu ile bütçe teklifimizin ayrıntılı dökümünün yer aldığı kitapçığı hepinize dağıtmak üzereyiz, dağıtılmadıysa, arkadaşlar dağıtacaklar.
Bu nedenle, bana ayrılan kısıtlı sürede, siz değerli milletvekillerinin de dile getirdiği yapıcı görüş ve öneriler çerçevesinde, öncelikli dışpolitika konularımız hakkındaki değerlendirmeleri paylaşmak istiyorum; sözlerime başlamadan önce, burada söz alan, muhalefetin-iktidarın değerli temsilcilerine ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Muhakkak ki, arkadaşların söylediklerini hepimiz dikkatli bir şekilde not aldık, onları en iyi şekilde takip edeceğiz.
Değerli milletvekilleri, son dönemde, Türkiye'nin artan güç ve itibarına paralel olarak, ülkemize yönelik beklentiler de artış göstermiştir. Dolayısıyla, dışpolitikanın her alanında, daha aktif bir tutum izlemeye başlamış bulunmaktayız. Hükümetimiz, bu sorumluluğun bilinciyle, dışpolitika konularında sürekli bir atılım içindedir. Cesur ve yapıcı açılımlara imza atmış bulunuyoruz. Böylece, Türkiye'yi, bölgesinde ve ötesinde, işbirliği aranan bir ülke haline getirme yolunda önemli mesafeler katediyoruz.
Türkiye, bugün, 21 inci Yüzyıla damgasını vuracak az sayıda ülke arasında gösterilmektedir; dostluğu daima aranan, düşmanlığından da çekinilen bir ülke konumuna gelmiştir.
Dışpolitika alanındaki tercih ve kararlarımız, tüm dünya tarafından da ilgiyle takip edilmektedir. Türkiye, bölgesindeki tüm sorunların barış yollarından çözümü için yoğun çaba sarf eden ve böylece küresel istikrara da yapıcı bir katkı sağlayan bir ülke olarak, ilgili tüm taraflarca da takdir edilmektedir.
Neticede, geçmişte, haksız bir şekilde, sorunların bir parçası olarak gösterilmeye çalışılan Türkiye, bugün, artık, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde, çözümlerin ayrılmaz bir unsuru olarak görülmeye başlanmıştır. Türkiye, bu potansiyelini, hem ikili hem çoktaraflı platformlarda hayata geçirebilmektedir. Bu noktaya gelinebilmesinin ardında, geleceğe güvenle bakan dinamik bir ülke ve toplum yaratmakta gösterdiğimiz başarı yatmaktadır. Tarihiyle, toplumuyla ve dış dünyayla barışık politikalar izleyen Türkiye'nin, geniş bir coğrafyaya yansıttığı olumlu ve istikrar yaratıcı etki, yumuşak gücümüzü -demokrasi, insan hakları; bunu kastediyoruz- çarpıcı şekilde gözler önüne sermekte ve Türkiye'yi bir cazibe merkezi haline getirmektedir. Nitekim, ülkemiz, en son, medeniyetler ittifakı örneğinde de görüldüğü üzere, öncülük ettiği girişimler ve ortaya attığı fikirlerle, sadece bölgesinde değil, küresel anlamda da uzlaştırıcı ve birleştirici bir rol oynamaya başlamıştır. Türkiye, artık, küresel gündemi etkileyen bir aktör haline gelmiştir.
Değerli kamuoyumuzun ve Yüce Meclisin, Hükümetimizin dışpolitika alanındaki uygulamalarına verdiği destek ve yönlendirme, bu bakımdan, en önemli güç kaynaklarımızın başında gelmektedir. Bu sağlıklı ilişkiyi, önümüzdeki dönemde de en verimli şekilde sürdürmeye kararlı olduğumuzu, huzurunuzda, bir kez daha tekrarlamak istiyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu sene içerisinde, Avrupa Birliğine üyelik sürecimizde, kritik son aşamaya gelinmiştir ve 3 Ekimde tarihî bir dönemeç alınmıştır. 3 Ekimdeki, amacı tam üyelik olan katılım müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin karar gerçekten tarihîdir. Bu kararla, Türkiye, Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde farklı bir statüye kavuşmuştur. Bu yeni dönemin hızı ve sonucu, esasen, önemli ölçüde, kendi reform sürecimizdeki ilerleme ve objektif üyelik kriterlerini yerine getirmedeki başarımıza bağlıdır.
Üyeliğe ilişkin nihaî karar, zamanı geldiğinde, Türk Halkı ile Avrupa Birliği üyeleri ülkelerinin halkları tarafından verilecektir. Önümüzdeki yıllar içinde, objektif üyelik kriterlerini tam anlamıyla yerine getiren bir Türkiye'nin, siyasî, ekonomik ve sosyal açıdan dinamik bir görüntü ortaya koyacağından hiç kuşkumuz yoktur ve böyle bir ülke, gerçekten, dünyada göz kamaştıracak bir ülke olacaktır.
Bunun birçok ekonomik, siyasî veya kültürel hassasiyeti aşmaya yeteceğine samimiyetle inanmaktayız. Halkımızın arzu ve beklentileri doğrultusunda, bu yolda başarılı olacağımızdan da hiçbir kuşkumuz bulunmamaktadır. Nitekim, müzakere sürecinin ön aşaması olan tarama çalışmaları başlamış olup, başarıyla sürmektedir.
Bu konuda, kamuoyunda bazı tereddütlerin zorlanarak ortaya çıkarıldığını görmekteyim. Bunlara hiç gerek yok. Gayet başarılı bir şekilde tarama devam etmektedir. Türkiye'nin sistemi de gayet güzel bir şekilde oturmuştur; çünkü, Türkiye gibi büyük bir ülkenin bu süreci başarılı götürebilmesi için, bütün bakanlıkların bilfiil bu süreçte yer alması gerekmektedir. Türkiye'nin modeli de budur; çünkü, Türkiye, boş bir arsaya bir bina yapmamaktadır, mevcut olan sistemlerini reforme ederek gitmektedir. O bakımdan, bazı küçük Avrupa Birliği üyelerinin sistemlerinin aynısını Türkiye'nin yapmasını beklemek Türkiye'ye karşı haksızlıktır.
Keza, bu süreçte, haklı veya meşru olmayan tutumlara boyun da eğmeyeceğimiz gayet açıktır. Her konuda Türkiye'nin haklılığından, potansiyelinden ve gelişiminden güç alan olgun ve vakur bir yaklaşım içinde olacağımızı huzurunuzda bir kez daha ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik süreciyle bağlantılı olsun veya olmasın, hiçbir konuda haklılığından veya hayatî çıkarlarından taviz vermesi kesinlikle söz konusu değildir.
Bu konuların başında Kıbrıs meselesi gelmektedir. Kıbrıs konusunda alnımız açık, politikamız net, yolumuz da bellidir. Kıbrıs Türk Halkının ve Türkiye'nin çıkarlarını koruyacak kapsamlı, adil ve yaşayabilir bir çözüm peşindeyiz. Bu, gerek barışçı dışpolitikamızın genel ilkeleriyle gerek bölgemizdeki tüm sorunların çözümünü hedefleyen yaklaşımımızla da uygun düşmektedir. Bu itibarla, geçmişte Birleşmiş Milletlerin kapsamlı çözüm planının hazırlanması sürecinde olduğu gibi, bundan sonra da kalıcı bir çözüm için gerekli her türlü atılımı yapmaya hazırız. Ancak, bu konuda gösterdiğimiz isteklilik ve yapıcı tutum kimse tarafından yanlış da algılanmamalıdır.
Kıbrıs sorunu, Türk dışpolitikasının onur meselesidir. Kıbrıs Türk Halkı ile ortak haklı davamızı hiçbir zaman başka çıkarlar uğruna feda etmeyeceğimizi herkesin bilmesi gerekir. Nitekim, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde de, bugüne kadar hiçbir yanlış adım atılmamıştır.
Özellikle, Kıbrıs Türk Halkının umutsuzluğa kapılmasının önlenmesi için gerekli her türlü tedbir de alınmaktadır; çünkü, bazen kafa karıştırıcı birçok şeyler söylenmektedir siyaset uğruna, biraz sonra onlarla ilgili açıklamalarda bulunacağım; ama, şundan herkes emin olsun ki, başta Kıbrıs Türkleri olmak üzere, bu dava sadece onların değil, hepimizin davasıdır. Herhangi bir şekilde geri adım söz konusu değildir. Kalıcı, kapsamlı, yaşayabilir bir çözümü bulmak için de, şüphesiz ki, uğraşmanız gerekir. Biz uğraşalım ki, çözüm istemeyenlerin pozisyonu ortaya çıksın. Şimdiye kadar "Ada'yı birleştirmek istiyoruz, çözüm istiyoruz" diyenlerin gerçek niyetleri bir ortaya çıksın ki… Ortaya da çıkmaya başladı, biraz önce değerli arkadaşımın burada da ifade ettiği gibi.
Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, kapsamlı bir çözüme ulaşılmadan Ada'da normalleşmenin sağlanamayacağı her vesileyle zaten vurgulanmaktadır. Bu tutum, nihayetinde muhataplarımızca da benimsenmiştir; bizim bu tutumumuzu muhataplarımız da gayet iyi anlamışlardır ve benimsemişlerdir de. Aynı şekilde, çözüm için büyük fedakârlıkları göze alan ve bu yönde cesur adımlar atan Kıbrıs Türk Halkına uygulanan haksız izolasyonun kaldırılması için de yoğun gayretler gösterilmektedir, devam da edilecektir. Bu çabalar yoğun biçimde sürmektedir. Bu alanda son dönemde kayda değer bir dizi ilerlemenin sağlandığını da söyleyebilirim. Ama, bunun zor bir yol, kararlı bir yol ve sabırlı bir yol olması gerektiğini de herkesin bilmesi gerekir. Öte yandan, Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Kıbrıs Türk Halkına bu konuda verdiği sözleri henüz tutamamış olan Avrupa Birliğinin taahhütlerini yerine getirmesini beklediğimizi de bir kez daha ifade etmek isterim.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine üyelik sürecimizle ilgili olarak, üyeliğe giden yolun Türkiye'nin çıkarlarına ve bütünlüğüne zarar verebileceği şeklindeki görüşler de gündeme getirilmektedir. Ben bu tartışmaları talihsiz buluyorum. Hatta, bunları Türkiye Cumhuriyetinin 82 yıllık edinimlerine karşı bir anlamda haksızlık olarak da görüyorum. Bir yandan her alanda gösterdiğimiz gelişim ve sahip olduğumuz güç ve potansiyel sayesinde bölgesel bir cazibe merkezi olduğumuzu ifade ederken, diğer taraftan, Avrupa Birliği yolunda ilerleyen bir Türkiye'nin bölüneceğinden korkmak ve iç ve dışpolitikalarımızı bu korku üzerine inşa edilmesini savunmak hem Türk Halkına haksızlık etmekte hem de gerçekçilikten uzak durmaktadır. Tabiatıyla, ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılabilecek oyunlara karşı hazırlıklı olmamız gerekmektedir. Bunları görmezlikten gelme anlamında söylemiyorum; ama, böyle bir sendroma girmenin de Türkiye gibi büyük bir ülkeye haksızlık olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Ancak, bunu korkarak ve içimize kapanarak değil, kendimize güvenerek ve cumhuriyetin temelinde yatan demokrasi, insan hakları ve girişimcilik ruhunu güçlendirerek, dostlarımızla işbirliği içinde yapmalıyız. Bugün Türkiye'nin sanıldığından çok daha fazla dostu olduğunu da kimsenin unutmaması gerekiyor.
Türkiye'yle işbirliği yapmak, uluslararası ilişkilere hâkim ortak aklın ve çıkarın bir gereği olarak belirlenmektedir. Bu itibarla, gücümüzün haklı ve rasyonel bilinci içerisinde olmalıyız; kendi gücümüzün kendimiz farkında olmalıyız.
Vatandaşlarımıza, başta ifade özgürlüğü olmak üzere, siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik her türlü demokratik haklarını azamî düzeyde sağlamak hususunda hiçbir tereddütümüz yoktur. Hükümetimiz, siyasî reform yasalarının uygulaması ve bu uygulamaların pekişerek hayatımızın parçası haline gelmesi yolunda kararlı adımlar atmaya da devam edecektir.
Değerli arkadaşlar, bu noktada birkaç konuyu açıklamak istiyorum. Değerli muhalefet sözcülerinin de ifade ettikleri ve benden cevap bekledikleri konular vardı; ama, ondan önce, ifade özgürlüğüyle ilgili, Hükümetimizin kararlılığını özellikle vurgulamak isterim. Son günlerde bu konularda birçok tartışmalar da yaşandı, özellikle, 301 inci maddeyle ilgili.
Bildiğiniz gibi, Türk Ceza Yasası gibi büyük bir yasayı, burada, hep beraber değiştirdik; altı ay oldu. Bu, büyük bir değişim, büyük bir reform. Türkiye'nin üç yıl içerisinde yaptığı önemli reformlardan birisi buydu. Tabiî ki, bunun aksaklıkları, noksanlıkları olabilir. Ceza yasaları, kendi başına çok canlı yasalardır; zaman zaman gözden geçirilir, zaman zaman değiştirilir, uygulamalar hep takip edilebilir; ama, kendimize, yine burada büyük bir haksızlık yapıyoruz, kamuoyunda bu gözüküyor.
Şimdi, bugün, Türkiye'de, arkasında şiddet olmayan, arkasında hakaret olmayan herhangi bir düşüncenin ifade edilmesinden dolayı hapse giren insan yoktur. Sanki, Türkiye'de hapishaneler, eksiden olduğu gibi, düşüncelerini ifade eden, şiir okuyan, yazı yazan insanların dolu olduğu yer gibi gösterilmektedir. Bu, Türkiye'ye karşı büyük bir haksızlıktır.
Bunu tekrar söylüyorum; bir ifadenin, bir düşüncenin, bir yazının arkasında şiddet yoksa, şiddeti teşvik yoksa, bu yazıyı biz beğenelim beğenmeyelim, doğru bulalım yanlış bulalım; bunlar bugün Türkiye'de serbesttir.
Bakın, şimdiye kadar, Ceza Yasası çıktıktan sonra, mahkemelerin verdiği 200'e yakın karar vardır, Türk yargıçlarının. Bu yargıçların 200'e yakın verdiği kararda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinin içtihatlarına, sözleşmelere atıflar vardır. Daha iki gün önce verilen, yine, 301 inci maddeyle ilgili bir kesin karar vardır, yani, mahkeme kararı vardır; bu, ilk mahkeme kararıdır ve beraatla neticelenmiştir; ama, yargının buradaki gerekçesi çok ilginçtir. Bakın, aynen şöyle söylüyor: "Eleştirilerde kullanılan sözcükler sert, sarsıcı ve inciticidir. Ancak, ifade özgürlüğünün korunmasından yararlandırılmalıdır" diye karar veriyor, beraat veriyor.
Şimdi, bütün bunlar varken, doğrusu, sanki, Türkiye'de ifade özgürlüğü yokmuş gibi, sanki, Türkiye'de insanlar görüşlerini ifade ettiklerinden dolayı hapse tıkılıyorlarmış gibi bir hava yaratmak, yaptığımız reform sürecine karşı büyük bir haksızlıktır. Kendimize verdiğimiz zarar, dışarıda çok açık bir şekilde görülmektedir. O açıdan, burada herkesin sorumluluğu olduğunu, basın-yayın kuruluşları başta olmak üzere, hepimizin büyük sorumluluğu olduğunu burada ifade etmek isterim.
İçtihatlar yeni yeni ortaya çıkmaktadır. İlk mahkeme kararında beraat vardır, gördüğünüz gibi. Savcıların daha önce kendi görüşleri doğrultusunda arzu ettikleri veya talep ettikleri bu konudaki birçok talebin mahkemelerde hâkimler tarafından takipsizlik kararıyla neticelendiğini görmekteyiz.
O açıdan, sansasyon, heyecan, bazılarının işine gelebilir; ama, bunun, Türkiye'ye zarar verdiğini burada bir kez daha ifade etmek isterim ve bu konuda Hükümet içerisinde herhangi bir ayrı düşünce de yoktur. Bakanlarımız arasında herhangi bir farklı görüş de söz konusu değildir. Bakanları kavgalı gibi göstermek gayretleri çok sırıtmaktadır. Açık söylüyorum, bunlar çok yanlıştır, bunlar ülkeye zarar vermektedir.
İkincisi; Avrupa Birliğiyle ilgili eleştiriler konusunda da şunu söylemek isterim: Değerli arkadaşlar, muhalefetin değerli temsilcileri, değerli arkadaşlarım; lütfen, resmin büyüğüne de bakmayı birazcık düşünelim. Büyük resimde neler oluyor, Türkiye neler kazanıyor, lütfen, bunu da görelim. Eleştirileri yapın, muhakkak ki, detaylar arasında bulduğunuz bazı şeyleri getirin önümüze. Bunları biz de görüyoruz, bunlarla ilgili yazılar yazıyoruz…
TUNCAY ERCENK (Antalya)Sayın Bakan, getirdik, tercüme hatası dediniz.
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla)Dinle kardeşim… Dinle… Lütfen, dinle…
TUNCAY ERCENK (Antalya)Ama, bakın, getirmiyorsunuz diyorsunuz…
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla)Dinle… Dinle… Şurada güzel güzel konuşuyoruz; dinle…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 21 Aralık 2005