2006 merkezi bütçe kan.tas.(san.ve tic.bak.,rekabet kurumu,milli prodüktivite kurumu,küçük ve orta ölçekli sanayii geliştirme ve destekleme idaresi başk.,türk akreditasyon kurumu,tse,türk patent enstitüsü,çevre ve orman bakanlığı,orman genel müdürlüğü,devlet meteoroloji,özel çevre koruma kurumu bşk.)onüçüncü tur
Aydın Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 38. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Aralık 2005 · 915 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Rıza Acar (AK Parti), 21 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(SAN.VE TİC.BAK.,REKABET KURUMU,MİLLİ PRODÜKTİVİTE KURUMU,KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞK.,TÜRK AKREDİTASYON KURUMU,TSE,TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ,ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI,ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,DEVLET METEOROLOJİ,ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BŞK.)ONÜÇÜNCÜ TUR); konuşma 915 kelime.
Ahmet Rıza Acar (AK Parti, Aydın). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(san.ve tic.bak.,rekabet kurumu,milli prodüktivite kurumu,küçük ve orta ölçekli sanayii geliştirme ve destekleme idaresi başk.,türk akreditasyon kurumu,tse,türk patent enstitüsü,çevre ve orman bakanlığı,orman genel müdürlüğü,devlet meteoroloji,özel çevre koruma kurumu bşk.)onüçüncü tur”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-riza-acar-22-2005-12-21-2006-merkezi-butce-kan-tas-san-ve-tic-bak-rekabet-kurumu-milli-produ (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET RIZA ACAR (Aydın )Muhterem Başkanım, değerli üyeler; hepinizi en içten sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Rekabet ve verimlilik konusu üzerinde söz almış bulunmaktayım. Peki, niçin seçtin bu konuyu derseniz, biliyorsunuz ki, Türkiye'de 1965 yılında kurulan Millî Prodüktivite Merkezi o günden bugüne çalışmalarını sürdürmekte, hatta, uzun yıllar, yani, bundan birkaç yıl öncesine kadar Türkiye'de ne kadar oda varsa madden destekledikleri bir kurum idi Millî Prodüktivite Merkezi; ama, bu merkezin çalışmalarından, bu merkezin işlevinden, bu merkezin üstlendiği görev ve misyondan ne kadar istifade ettiğimize baktığımız zaman, öyle zannediyorum ki, yeterince, bilhassa bu konuda Batılıların istifadeleri, Batılıların bu kurumları kullandıkları miktarda ve mikyasta kullanmadığımızı, ondan istifade etmediğimizi düşünüyorum.
Aynı şekilde, daha on yıl kadar önce kurulan bir Rekabet Kurumuna da baktığımız zaman, onda da çok geç kalmış olduğumuzu, ondan da istenilen boyutlarda istifade edip etmediğimizi toplum olarak tartışmamız lazım. Hele Türkiye, bu üçüncü bin yılda önemli adımlar, önemli merhaleler katetmek konusunda büyük politikalar ürettiyse, işte, bu politikaların daha rahat ve daha sağlıklı gelişmesi için bu iki kuruma çok önemli görev düşüyor. Hele verimlilik, hele bununla birlikte rekabet, bunun yanında, bunun ortaya çıkardığı kaliteye baktığımız zaman, Türk Ulusunun, Türk Milletinin buna çok ama çok ihtiyacı var. Hatta, Türk Milleti, bütün bunları çeşitli zamanlarda, bilhassa, demokrasi döneminde, 1950'den 2002 seçimlerine kadar her seçimde istediğini bizatihî beyan etmiştir.
Mesela, 1950 seçimlerine baktığımız zaman, bir değişime damgasını vurmuştur. Burada şunu söylemek mecburiyetinde olduğumu hissediyorum kendimi: Türkiye'de ne kadar değişim olduysa, ne kadar dönüşüm olduysa, bunun hepsine sadece ve sadece milletimiz damga vurmuştur, onun damga vurdukları hayata geçmiştir. 1950 böyledir, 1954 böyledir, 1965 hakeza aynı şekildedir. Buna, 1973 ve 1977'yi hatırlatmak ve dahil etmek lazım. 1977'de yüzde 42'yle bir siyasî partiyi "değişim istiyorum" diye iktidara taşımıştır. Aradan geçen 6 sene içerisinde, 7 sene içerisinde, 1983'te yepyeni bir anlayışa sahip çıkmıştır. O Türk Milletine sunulan politikalara, düşüncelere, fikirlere, değişimlere sahip çıkmış ve damgasını vurmuştur. Yine, hakeza, aradan yirmi yıl geçtikten sonra, yani, 1990'lardan 2002'lere kadar yaşadığımız duraklama, yaşadığımız gerilemeyi de iyice irdelersek, iyice incelersek ve bu dönemde de tek partiye hiçbir zaman yetki vermemesini gözönüne aldığımızda, hatta, 1999 senesinde 3 siyasî partiye birden görev düşecek şekilde oyları dağıtmasına baktığımız zaman, bu değişimin gerçek sahibinin halkımız olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
2002 yılında buna son noktayı koymuştur ve -öyle zannediyorum ki- artık, bundan sonra da Türk Milletinin karşısına değişimsiz, dönüşümsüz programlarla, projelerle çıkma imkânının olmadığını düşünüyorum. İşte o kırk yıl önce kurulan Millî Prodüktivite Merkezinden istenen ölçüde yararlanamamanın bedelini bu toplumumuz, mesela, 1993 ile 2002 yılları arasında ortalama yüzde 70 enflasyonla ödemiştir, 1993'le 2002 yılları arasında yüzde 2'lik civarındaki bir kalkınmayla ödemiştir; hatta, 1998 ile 2002 yılları arasında 0,2 kalkınmayla ödemiştir bedelini. Bu kadar işsizliğin yığılması, bu kadar gençlerimizin iş arayışı içerisinde olmasının bedelini bu gençlerimiz ödemişlerdir diye düşünüyorum.
Şimdi, bu bedelden çıkarak, 2002 yılı 3 Kasımından sonra, Türkiye yepyeni bir kulvara girmiştir. Bu kulvarda, en geniş boyutuyla 3 Ekimde, yeni bir mesafe katedilmiştir. Dolayısıyla, bu toplum ve bu ülkenin bütün değerleriyle birlikte, kurumlarıyla birlikte Avrupa ülkeleriyle, onların kurumlarıyla, hastaneleriyle, postaneleriyle, sanayi kuruluşlarıyla, ar-ge müesseseleriyle, daha nice nice kurumlarıyla hem devlet kurumlarımız olarak hem de özel sektör kurumları olarak yarış yapmak mecburiyetindeyiz, onlarla rekabet etmek durumundayız, verimliliği onlardan daha iyi yakalamak mecburiyetindeyiz.
Peki, bu verimliliği yakalayamadığımız takdirde ne olacaktır? Ama, öyle zannediyorum ki, artık, bugünden sonra geriye dönüş yok; bu kulvarın içerisinde, geri dönüşü olmayan tek istikametli bir yola girdiğimizi düşünüyorum. Bu anlayış içerisinde, bunu bu milletimizin zaten başaracağına olan inancımı bilhassa belirtmek istiyorum. Halkımız buna ziyadesiyle sahip çıktığı gibi, ziyadesiyle de layıktır diye düşünüyorum. Bu anlayış içerisinde meseleyi irdelediğimiz takdirde, Millî Prodüktivitenin ve onun yanında verimliliğin, onun yanında rekabetin ve bunun ikisinin bir araya getirdiği kalitenin ne kadar önemli olduğunu bilhassa belirtmekte fayda var diye düşünüyorum. Yine, bütün bunların daha iyi yürütülebilmesi için, özellikle çok tatlı bir siyasî rekabete, çok özenle korunmaya muhtaç siyasî bir istikrara ihtiyaç olduğunu belirtmeden geçmek istemiyorum.
Bundan onbeş yıl kadar önce, yine, İzmir'de verimlilik konseyi toplantısı yapılmıştı. Orada, Aydın'daki bir sanayi kuruluşu gündeme getirmiştim. 600-700 kişi çalışması gereken bu kurumda, hem de kuruluşu 1954 senesinde, Türkiye'de tekstilin istenilen boyutta bilinmediği dönemde, Nazilli'de Sümerbank'ın olduğu, bir de Aydın'da Aydın Tekstil Fabrikasının olduğu dönemde, tekstil fabrikasını gündeme getirmiştim. Bu tekstil fabrikasında 600-700 kişi çalışması gerekirken, 2 000 kişi çalışmakta olduğunu ifade etmiştim; otların arasında yatan insanların maaş aldıklarını…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Acar.
AHMET RIZA ACAR (Devamla)…A, B, C, D, siyasî partisinin milletvekillinin, belediye başkanının, bakanının, hatta il başkanının eline birer kartla buraya işçi aldırdıklarını gündeme getirmiştim. Halbuki, oradaki 1 000 kişinin, verimlilik esası üzerine, üretkenlik esası üzerine, rekabet esası üzerine, hem teşkilatları olarak, yani, sendikal faaliyet gösteren, sendikal faaliyet, işverenin kendi çabalarıyla oranın masaya yatırılması gerektiğini ve buna uygun bir proje geliştirilmesi gerektiğini ifade etmiştim. İşte, o fabrika, bugün kapalıdır. Neden; verimliliği iyi uygulayamamıştır, rekabet şartlarını yaşayamamıştır, Sümerbank nasıl kapanıp gittiyse, efendim, o fabrika da, ünlü bir kooperatifimizin elinde olan o fabrika da kapanmıştır.
Yani, buradan şuraya gelmek istiyorum: Türkiye'deki yetmiş milyon vatandaşımızın, bireysel olarak hareketliliklerini, kurumsal olarak hareketliliklerini ve üretkenliklerini ortaya çıkarmak mecburiyetindeyiz diye düşünüyorum.
Efendim, bütün bunları yapabilir miyiz?.. Bütün bunları yapmaya muktedir bir millet var, dünya lideri olmuş bir millet var, dünyaya örnek olmuş bir millet var diye düşünüyorum.
İşte, ben de, bu duygu ve düşünceler içerisinde, önümüzdeki dönemde, bu bütçenin, bu milletlimize, daha iyi, daha güzel, verimli hizmetler sunacağına inancımı belirtir, hele hele, 2007 yılı bütçesinin -öyle zannediyorum ki- açıksız bir bütçe olarak bu topluma takdim edilmesinin de ayrı bir önemi olacağını düşünüyor, herkesi en içten sevgi ve saygıyla selamlıyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 21 Aralık 2005