İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 7. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

02.07.2005 tarih ve5387 bankacılık kanunu geri gönderme tezkeresi va raporu (s.s. 997)

Abdullatif Şener

Sivas Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 7. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Ekim 2005 · 1.511 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullatif Şener (AK Parti), 13 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 02.07.2005 TARİH VE5387 BANKACILIK KANUNU GERİ GÖNDERME TEZKERESİ VA RAPORU (S.S. 997)); konuşma 1.511 kelime.

Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “02.07.2005 tarih ve5387 bankacılık kanunu geri gönderme tezkeresi va raporu (s.s. 997)”. TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim tutanağı, 13 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-10-13-02-07-2005-tarih-ve5387-bankacilik-kanunu-geri-gonderme-tezkeresi-va-r (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kredi kartları konusunda gündemdışı söz alan Sayın Tüzün'e teşekkür ediyorum; çünkü, konu günceldir, kamuoyunda sürekli tartışılmaktadır. Gerek bürokraside gerek siyasette sürekli değerlendirilen ve ne yapılması gerektiğiyle ilgili araştırmalar, çalışmalar yapılan bir konudur.

Ben, sayın Milletvekilinin yapmış olduğu açıklamalara ilave olarak şunu belirtmek isterim: Öncelikle makroekonomik göstergelerin iyi olduğunu kabul etmemiz lazım. Ekonomide sürdürülebilir bir yüksek büyüme trendi vardır. En son, sanayi üretimi bile yüzde 8'i aşmıştır ağustos ayı itibariyle. Düşük bir enflasyon ortamı vardır. Piyasalarda güven vardır. Bu güven ortamı bankacılık sektörüne de sirayet etmiştir. Buna bağlı olarak da, banka kaynaklarının kredilendirme biçimi, sürekli olarak, değişik alternatiflerle artmaktadır. Bu, aslında, ekonominin sağlıklı bir şekilde geliştiğini göstermektedir.

Ancak, kredi kartlarıyla bağlantılı olarak değerlendirme yapacak olursak, şunu söyleyebiliriz: Toplam kredi kartlarına baktığımızda, 2004 yılı sonuna kadar kredi kartları bakiyesinin altında seyreden tüketici kredilerinin, 2005 yılında kredi kartları bakiyesini aştığını görüyoruz; ancak, kredi kartlarının da sürekli kullanımının artmakta olduğunu tespit ediyoruz; çünkü, 2002 yılında 4,3 milyon YTL olan kredi kartları bakiyesi, 2005 Haziran itibariyle 15,5 milyar YTL'ye çıkmış vaziyettedir.

Ancak, burada, kredi kartlarının tamamının, bu bakiyenin tamamının taksitli olduğunu düşünmemek lazım. Öyle zannediyorum ki, bu kartları kullanan kişilerin büyük bir çoğunluğu, gelen borçları, yükümlülükleri, takside bırakmadan, vadesi gelmeden ödeyip, hesabı kapatmaktadırlar. Nitekim, bu 15,5 milyar YTL tutarındaki kredi kartları bakiyesinin 11 milyar YTL'si takside bırakılmaksızın ödenmektedir. Takside bırakılanların miktarı ise, 4 4 milyar YTL civarındadır; yani, kredi kartı kullanımındaki miktarın artışından, takside kalanların miktarının çok büyük şekilde arttığını düşünmemek lazım.

Diğer taraftan, bunların takibe dönüşüm oranına baktığımızda -Sayın Tüzün'ün söyledikleri doğrudur- takibe dönüşüm oranının belirgin bir şekilde artmakta olduğunu görmekteyiz. Nitekim, 2003 yılında kredi kartlarında takibe dönüşüm oranı 3,6 iken, 2005'in yarısında 5,9 olmuştur; ama, BDDK'nın son bültenine bakarsanız, 9 Eylül tarihi itibariyle takibe dönüşüm oranının orada yüzde 7'nin biraz üzerinde olduğunu görmekteyiz.

Bu oranlar çok yüksek midir diye baktığımızda; bunu, genel kredilerdeki takibe dönüşüm oranıyla değerlendirmek lazım. 2001 yılında kredilerin takibe dönüşüm oranı yüzde 29'dur, 2002'de yüzde 17'dir ve sürekli düşmüştür, 2003 yılında yüzde 11,5; 2004 yılında yüzde 6, 2005'in haziranında da yüzde 5,4'e düşmüştür; yani, 2005'in haziranı itibariyle toplam kredilerin takibe dönüşüm oranı yüzde 5,4 iken, kredi kartlarında bunun yüzde 7 civarında olması, ortalamanın üzerinde olduğunu göstermektedir.

Ancak, miktar itibariyle yapılan bu değerlendirmeleri, kredi kartı kullananlar itibariyle de gördüğümüz takdirde, durumu daha iyi değerlendiririz diye düşünüyorum. Haziran 2005 itibariyle kredi kartı sayısı 28 400 000'dir. Bu 28 000 000 kredi kartından, borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise 129 000'dir; yani, bunu, kart kullananlar itibariyle veya kart sayısı itibariyle değerlendirecek olursak; burada, borcunu gecikmeli ödeyenlerin veya borcunu ödemeyenlerin, geciktirenlerin miktarının yüzde yarım civarında olduğunu görmekteyiz.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik)Her ay 25 000 ilave oluyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Ancak, bu önemsizdir diyemeyiz. Tek bir vatandaşımız dahi, kredi kartı borcunu, bu karta dayalı borcunu vaktinde ödeyememişse, borcunu vaktinde ödeyemeyişinden dolayı da birtakım yükümlülükler, takip baskısı altında kalmışsa, böyle bir durumda, ilgili vatandaşımızın çekeceği acı ve sıkıntı, siyasette bulunan herkesin çekeceği acı ve sıkıntıdır. Buna karşı duyarlı olmak lazım, bununla ilgili gerekli tedbirleri almak gerekir. Biz bunu düşünerek, bu gerçekten hareket etmek suretiyle kredi kartlarıyla ilgili bir kanun tasarısı hazırladık. Bu kanun tasarısı Bakanlar Kurulunda imzaya açılmıştır. Önümüzdeki günlerde de Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilecektir ve burada huzurunuzda tartışılacaktır. Banka kartları ve kredi kartları kanun tasarısı taslağı da kitapçık olarak da basılmıştır, web sitesinden de takip edilebilir.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik)Mağdurların durumu ne olacak? Bizim öğrenmek istediğimiz o.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Ne olacağıyla ilgili konuya geleceğim; ama, şimdi bazı bilgiler vermek istiyorum.

Bir kere bu konu öteden beri tartışılan bir konudur. 1993 yılından bugüne kadar, yani, aşağı yukarı oniki yıldır sürekli olarak banka kartlarıyla ilgili bir yasal çerçeve oluşturulması gerektiği tartışılmıştır; yani, bir çerçeve kanuna ihtiyaç olduğu söylenmiştir. Zaman zaman, bu, oniki yıllık süre içerisinde hükümetlerin gündemine girmiştir "yasalaşacak, çıkacaktır" denilmiştir; ama, bir türlü böyle bir çerçeve yasa çıkarılmamıştır. Ama, biz hükümet olarak kararlıyız, bir yasal çerçevenin oluşturulması gerektiği kanaatindeyiz.

Burada aksamaların temelinde ne var; yani, vatandaşlarımızın şikâyetlerinin temelinde ne var, ona bakmak lazım. Bildiğiniz gibi, Anayasamızda sözleşme hürriyeti vardır. Borçlar Kanununa baktığımızda, Borçlar Kanununda da sözleşme serbestisi vardır. Yani, taraflar borç-alacak ilişkilerinden dolayı bir araya gelirler, birlikte bir sözleşme hazırlarlar, karşılıklı bunun altına imza atarlar ve bir taraf yükümlülüğü kabul eder, bir taraf da haklarını garanti altına almış olur. Ancak, bu kredi kartlarındaki sözleşme serbestisi, iltihakî sözleşme diyeceğimiz türe girmektedir; yani, katılımlı sözleşmedir. Yani, burada sözleşmenin metnini, aslında, bir taraf hazırlıyor, iki taraf birlikte bir sözleşme metni hazırlamıyor. Sözleşmenin metnini hazırlayan bankalardır. Bankalar şartları belirliyor. Belki, Türkiye'nin en önemli, en büyük hukukçularını bu konuda istihdam edebiliyorlar ve kendi haklarını koruyacak şekilde sözleşme metnini hazırlıyorlar ve kart sahibi olmak isteyenlerle bu metni birlikte imzalıyorlar. Müşterilerin, yani, kart sahibi olanların ise bu sözleşme metnini çoğu kez anlamaları da mümkün olmuyor. Sözleşme metni çok küçük puntolarla yazıldığı için ve uzun olduğu için, çok ayrıntılı detaylara yer verildiğinden bunu kavraması da mümkün olmuyor; ama, bir kart kullanmak istediği için, bu arzu içerisinde bulunduğu için sözleşmeye imzasını atıyor, kartını cebine koyuyor ve kullanmaya başlıyor; sorun da buradan çıkıyor.

Ayrıca, konuyla ilgili başka sorunlar da var. Nedir o sorunlar; bankalar arasında uygulama birliği yok; bir çerçeve düzenleme bulunmadığı için, bankalar arasında bir uygulama birliği yok. Her ne kadar, bankalar, VISA ve master kartın koyduğu kurallara uymakta iseler de, Türkiye açısından bir çerçeve düzenlemeye ihtiyaç var. Uygulama birliği olmayışını, faiz oranlarından hemen tespit edebiliriz. Örneğin, bankanın biri aylık 7,27 faiz uyguluyor 30 Eylül tarihi itibariyle, bunun yıllık bileşik faiz oranı yüzde 132 demektir. Yani, Sayın Milletvekilinin biraz önce söylediği konuda, hemen resmî rakamlardan da bunu teyit etme imkânına sahibiz; ama, bir başka banka, aylık yüzde 3,75'lik faiz uyguluyor, bunun yıllık bileşik faiz oranı da yüzde 55,5 yapmaktadır. Dolayısıyla, bankalar arasında uygulanan faiz konusunda bir birlik yok, bir tutarlılık yok; biri bir başka faiz uyguluyor, biri bir başka faiz uyguluyor; ama, şu söylenebilir: Serbest piyasa ekonomisi geçerlidir; bu serbest piyasada tüketicilerin de rasyonel davranma zorunluluğu vardır; bakacak, hangi bankanın kartı kendisi için uygunsa o bankanın kartını taşıyacak, ona göre bir tercih belirleyecektir denilebilir; ama, bu konuda yeterli bir bilinçlenme bulunmadığı için kimse faizini bilerek, hangi bankanın hangi oranda faiz uyguladığını bilerek kartını almıyor; sorunlar da buradan kaynaklanıyor; ama, uygulama farklılığında sorun sadece faiz oranında değil faizin hesaplama biçiminde de farklılıklar var. Örneğin, bankalar faizleri farklı tarihlerde başlatıyorlar. Bankanın birisi alışveriş yapıldığı tarihte başlatıyor faizi, birisi hesap kesim tarihinde yapıyor, birisi vade gelip de borcunu ödemediği andan itibaren faiz uygulamaya başlıyor. Dolayısıyla, farklı farklı bir faizin başladığı tarih var. Bu da yeterli değil, faizin uygulandığı tutar da bankalar itibariyle farklı uygulanıyor. Yani, örneğin, bir tüketici, 100 lira borcu varsa, bunun 60 lirasını ödediyse, 40 lira borcu kalmışsa bakıyorsunuz ki, faiz 40 lira üzerinden hesaplanacakken 100 lira üzerinden faizin hesaplanması gibi birtakım uygulamalar da var. Bunlar nereden kaynaklanıyor; bunlar, işte, Anayasamızdaki ve Borçlar Kanunundaki sözleşme serbestliğine dayanan dayanaktan ve buna bağlı hazırlanan ayrıntılı sözleşme metinlerinden kaynaklanmaktadır. Tüm bu sakıncaların ortadan kaldırılması gerektiği kanaatindeyiz. Bir kere, istemeyene kart verilmemesi gerekir. Yani, istemeyen, kart talep etmeyen bir tüketiciye kart verildiği takdirde, ister istemez belli yükümlülükler altına girmesi sağlanmaktadır. Bunun dışında, kredi kartlarının verildiği yerlerin belli bir düzen içerisinde olması lazım. Yani, banka şubelerinden kart verilebilir, bu normaldir, makuldür; ama, artık, piyasaların bile makul görmeyeceği yerlerde, işte, tezgah açmak suretiyle kredi kartı dağıtımı gibi birtakım işlemlerin yapılmaması lazım; çünkü, kredi imajı denilen bir kavram vardır. Bankaların, bu kredi imajına dikkat etmesi lazım. İşte, hazırlanacak çerçeve yasada tüm bu hususlar belirlenecektir; yani, faiz nasıl hesaplanacak, hangi tutara uygulanacak, hangi tarihten başlayacak; bunun ötesinde, banka kartları nerede verilecek; istemeyen vatandaşa kart verilemeyecek, kartın belli bir limiti olacak; gelirinin 2 katını aşan bir limitte kartı, artık, bankalar veremeyecekler bu yasal düzenlemeye göre. Bunun gibi önemli hükümleri, ayrıntıları içeren düzenlemeler söz konusu olacaktır ve özellikle, bankalar itibariyle faiz oranları sürekli olarak BDDK tarafından yayınlanacaktır ve "gecikme faizi, aktif faizin yüzde 30'unu geçemeyecektir" diye önemli faizle ilgili de hükümler yer almaktadır; ama, kamuoyunda, bu faiz oranları karşısında yapılan önemli tartışmalardan biri "acaba, yüzde 132'lik bir bileşik faize, enflasyonun yüzde 8 olduğu, 2006 yılı içinde yüzde 5'lik bir enflasyon hedefi uyguladığımız dönemde cevaz verilmeli midir, değil midir" diye... Bununla ilgili ayrıntılı hususlar, noktalar, Meclisin takdirindedir; yasama yetkisi Meclise aittir, sayın milletvekillerimizin kararları ve eğilimleri bu konuda belirleyici olacaktır; ama, bizim, burada, önemli olan, bu yasal çerçevenin yapılması gerektiğine olan inancımızdır ve bu konudaki kararlılığımızdır. Önümüzdeki haftalarda bu düzenleme Meclise gelecektir; ancak, bu düzenlemeler içerisinde geçmişe yönelik bir hüküm yoktur.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik)Ne anlamı kaldı?!

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Neden yok?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Sayın Milletvekilimizin heyecanla beklediği noktanın hemen altını çizeyim.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik)Ne anlamı kaldı Sayın Bakan?!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Buraya gelen her şeye "Anayasaya aykırıdır" diyorsunuz ya; biz, Anayasaya aykırı bir şey yapmayalım…

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Her şey demiyoruz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Sözleşme özgürlüğü vesaire gibi birtakım maddeler var. Bu konuda tasarruf yapma yetkisi bize midir, değil midir; bu ayrı tartışılacak bir konu. Meclis, yasama süreci içerisinde tüm bu ayrıntıları tartışacaktır.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 13 Ekim 2005

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook