02.07.2005 tarih ve5387 bankacılık kanunu geri gönderme tezkeresi va raporu (s.s. 997)
Sivas Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 7. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Ekim 2005 · 1.064 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdullatif Şener (AK Parti), 13 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 02.07.2005 TARİH VE5387 BANKACILIK KANUNU GERİ GÖNDERME TEZKERESİ VA RAPORU (S.S. 997)); konuşma 1.064 kelime.
Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “02.07.2005 tarih ve5387 bankacılık kanunu geri gönderme tezkeresi va raporu (s.s. 997)”. TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim tutanağı, 13 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-10-13-02-07-2005-tarih-ve5387-bankacilik-kanunu-geri-gonderme-tezkeresi-va-r-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen Bankacılık Kanununun görüşmelerini yaptığımız 92 nci ve 121 inci maddeleri üzerindeki değerlendirmeyi yapmak istiyorum. Daha sonra, sayın milletvekillerinin sorduğu bazı soruları cevaplandırmak istiyorum.
Cumhurbaşkanımızca "Kurum Personeli" başlıklı 92 nci madde ile "Fon Personeli" başlıklı 121 inci maddenin yeniden görüşülme isteminin gerekçesi şudur: "Kurum ve Fonun -yani, BDDK ve TMSF'nin- meslek personelinin görevlerinin önemi ve özelliği de gözetilerek, yükseköğretimin hangi dallarını bitirenler arasından seçileceğine Yasada yer verilmemesi, Anayasanın 128 inci maddesine aykırıdır" deniliyor; yani "meslek personelinin hangi niteliklere sahip olacağı kanunla belirtilmesi gerekirken, bu maddelerde 'yönetmelikle düzenlenir' denilmiştir. O halde, Anayasanın 128 inci maddesinde 'kamu personeli nitelikleri yasayla belirlenir' denildiğine göre, bu düzenleme Anayasaya, Anayasanın 128 nci maddesine aykırıdır" denilmektedir.
Ancak, konu daha farklı bir boyuttan değerlendirilecek olursa, bu iki maddenin Anayasanın 128 inci maddesine aykırı olmadığı, aksine, Anayasanın 128 inci maddesiyle uyumlu olduğu anlaşılır. Hatta şu ana kadarki tüm uygulamalar da benzer biçimdedir. Bu nitelikte, bu özelliklere sahip aynı düzenlemeler defalarca Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılmıştır ve Anayasaya aykırılığı da hiçbir zaman iddia edilmemiştir.
Elbette, Anayasamızın 128 inci maddesinde belirtildiği gibi, kamu personelinin nitelikleri kanunla belirlenecektir; ama, zaten belirlenmiştir, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu vardır. Bu kanunda, çerçeve itibariyle, kamu personelinin niteliklerinin ne olacağı ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. Özel nitelikler vardır, genel nitelikler vardır. Tüm bu nitelikler 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda ayrıntılı bir biçimde belirlendikten sonra, hangi kuruma -ister özerk nitelikte olsun ister katma bütçeli veya genel bütçeli kuruluşlar olsun- bir kamu personeli alınacaksa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki ilgili maddelerde belirtilen niteliklere sahip olacaktır; ama, Anayasanın 128 inci maddesi, kamuda hangi kurumlar varsa, bu kurumlarda hangi memuriyetler varsa, kamu görevleri varsa, hepsiyle ilgili ayrı ayrı nitelikleri tüm ayrıntılarıyla yasalarda belirlenecektir diyebilmek mümkün değildir; zaten 1982'den bugüne kadar da bu böyle anlaşılmamıştır. Hatta 82 Anayasasından önce de bu konu böyle anlaşılmamıştır, hatta yönetmelikle veya kanunla bazı nitelikler öngörülmediği halde, zaman zaman gazetelerde ilan görürsünüz. Herhangi bir kuruma bir görev için personel alınacaktır, gazete ilanında der ki, şu şu niteliklere sahip, KPS'den şu kadar puan almış şahıslar arasından seçilerek alınacaktır diye ilan verilir. Bu, ne bir kanuna dayanır ne bir yönetmeliğe dayanır. İlgili kurumun karar veren personeli, yöneticileri, o niteliklere sahip elemana ihtiyaç duydukları için ilanı ona göre verirler ve alımlarını da ona göre yaparlar; ama, yapılan ilanlardaki ve belirlemelerdeki nitelikler hiçbir zaman Devlet Memurları Kanununda belirtilen niteliklere elbetteki aykırı olamaz; dolayısıyla, biz, burada gerek Fonun gerekse kurumun bazı personelinin alımıyla ilgili olarak niteliklerin yönetmelikle belirleneceğini ifade etmiş olmamız, yasanın böyle çıkmış olması şu ana kadarki uygulamalara da aykırı değildir, şu anda yürürlükte bulunan 82 Anayasasına da aykırı değildir, Anayasamızın 128 inci maddesine de aykırı değildir; aksine, tam bir uyum içerisindedir. Nitekim, Sayın Milletvekili, aykırılık iddiasını tekrarladılar. Öyle zannediyorum ki, kendi çalıştığı kurumların yönetmeliğinde de o kurumda çalışacak personelin nitelikleri yönetmeliklerle belirlenmiştir; örneğin, Başbakanlık Teftiş Kurulu Yönetmeliği; -açın, madde 20- bu yönetmeliğin 20 nci maddesinde, Başbakanlık Teftiş Kurulunda görev alacak kişilerin; yani, Başbakanlık müfettişlerinin hangi niteliklere sahip olması gerektiği -yönetmelikte- tadat edilmiştir, sayılmıştır. Bu, hiçbir zaman, Anayasaya aykırıdır diye kimse tarafından iddia edilmemiştir veya Maliye Teftiş Kurulu Yönetmeliğine bakarsınız, orada da aynı şekilde, benzer şekilde nitelikleri yönetmeliğin sıraladığını, saydığını görürsünüz; alımlar da ona göre yapılır; ama, yıllardır bu böyle uygulandığı halde, Anayasanın 128 inci maddesine aykırıdır denilmemiştir; zaten değildir. Neden değildir; çünkü, Devlet Memurları Kanunu zaten yasayla kamu görevlilerinin niteliklerini belirlenmiştir.
Diğer taraftan, Sayın Kılıçdaroğlu'nun üzerinde durduğu birkaç nokta var; bunlardan birisi, İmar Bankası ödemeleriyle ilgilidir. Belirttiğimiz gibi, İmar Bankası ödemeleriyle ilgili, yükümlülüklerin ödenmesiyle ilgili konu bir kanunî düzenlemeyle yapılmıştır. Herhangi bir kanunî düzenleme yapılmasaydı zaten, şu anda yapılmış ödemeler de büyük bir çoğunlukla yapılamazdı. Ödemelerin yapılabilmesi için zaten kanuna ihtiyaç vardı. Ancak, yasal düzenlemede bonolar, yani DİBS'ler ve off-shore'ların ödenmeyeceği belirtilmiştir. Yasa hükümleri bunu gerektirmektedir.
Ancak, Meclisten geçen yasa ve Bakanlar Kurulu kararı birlikte değerlendirildiğinde bonolardan son bir ayda mevduata dönenler ile off-shore'lardan son bir ayda mevduata dönenlerin de ödenmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bonolardan son bir ayda mevduata dönenlerin ödenmeyeceğiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı Danıştay tarafından iptal edilmiştir. Off-shore'lardan son bir ayda mevduata dönenlerin ödenmeyeceğiyle ilgili konu yasada düzenlenmişti, bunu da, Anayasa Mahkemesi, tamamıyla değil, kısmen iptal etmiştir. Dolayısıyla, off-shore'ların durumu ile bonoların durumu birbirinden ayrıdır.
MUHARREM KILIÇ (Malatya)Fakat, Sayın Bakanım, yargı kararları yerine getirilmiyor. Yargı kararlarına işlerlik kazandırılmadı hâlâ.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Yargı kararlarıyla bir hukukî durum ortaya çıkmıştır. Yoksa, ne off-shore'lardan ne bonolardan hak sahibi olduğunu iddia eden hiçbir kişi mahkemeye gidip de tam yargı davası açıp kazanmış değildir. Ödeme zorunluluğu, ancak, tam yargı davası gider açılır, davayı kazanır, ondan sonra yapılır. Yükümlülük ve zorunluluk o noktada ortaya çıkar. Şu anda hiç kimse bonodan dolayı, off-shore'dan dolayı bir tam yargı davasını kazanmış değildir. Dolayısıyla, niye ödemiyorsunuz gibi bir sorunun şu anda ne hükümet ne de ilgililer hukuken muhatabı değildirler; ama, bir durum var, bu durumun nasıl algılanması gerektiği, nasıl değerlendirilmesi gerektiğiyle ilgili açıklama yapmak istiyorum.
Danıştayın iptalinden sonra son bir ayda bonolardan mevduata dönenlerin nasıl ödeneceği veya ödenip ödenmeyeceğiyle ilgili konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. BDDK, TMSF, Hazine bir araya gelmişlerdir, bu konuyu gözden geçirmişlerdir. Neticede, bunların ödenmesinin faydalı olacağı, gerekli olacağı şeklinde bir görüş oluşturmuşlardır. Buna istinaden, biz de, bir Bakanlar Kurulu kararı düzenlenmesi suretiyle, ödemelerin nasıl yapılacağının belirlenmesine karar verdik. Bununla ilgili çalışma tamamlanmak üzeredir ve kısa zamanda, son bir ayda ama, son bir ayda bonolardan mevduata dönenlerin ödemeleriyle ilgili düzenleme yapılacak ve TMSF tarafından ödemeler yapılacaktır, yerine getirilecektir.
Ancak, off-shore'larla ilgili konu farklıdır. İlgililer, off-shore hesaba parayı yatırırken, bir kere, bu hesapların garantisinin olmadığını biliyorlar, TMSF'ye mevduat güvencesinden dolayı bir kesinti yapılmadığını biliyorlar. Buna rağmen, gidip bu hesaplara kendi iradeleriyle niye para yatırıyorlar; çünkü, daha fazla, daha yüksek faiz elde edecekleri için, bu yüksek geliri hedefledikleri için, riski de göğüsledikleri için, gidiyorlar, paralarını oraya yatırıyorlar. Dolayısıyla, bunların zaten off-shore hesaplarının ödenmesi diye bir şey olamaz; fakat, burada tartıştığımız off-shore hesapları değil, son bir ay içerisinde off-shore'dan mevduata dönenlerdir. Neticede mevduat olduğuna göre neden ödenmiyor denilirse, bankanın durumuyla ilgili gelişmeler sonrasında, son bir ayda çok yoğun bir şekilde off-shore hesaplardan mevduata doğru kaçış ortaya çıkmıştır; yani, işin içinde muvazaa vardır. Sonucu görüldüğü için, muvazaa nedeniyle off-shore'dan mevduata kaçış görüldüğü için, kanuna da bu dönemdeki yoğun mevduata geçiş nedeniyle ödenmeyeceği…
MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sade vatandaşın nereden bilgisi olsun; hükümetten bilgi mi sızdırdınız vatandaşa?!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla)Belki siz sızdırmışsınızdır; yani, bu…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 13 Ekim 2005