Türk sılahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesine gönderilmesi kararının bir yıl süre ile uzatılmasına ilişkin hükümet tezkerisi
Ankara Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 2. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Ekim 2009 · 1.665 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Deniz Bölükbaşı (MHP), 6 Ekim 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 2. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SILAHLI KUVVETLERİNİN IRAKIN KUZEY BÖLGESİNE GÖNDERİLMESİ KARARININ BİR YIL SÜRE İLE UZATILMASINA İLİŞKİN HÜKÜMET TEZKERİSİ); konuşma 1.665 kelime.
Ahmet Deniz Bölükbaşı (MHP, Ankara). “Türk sılahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesine gönderilmesi kararının bir yıl süre ile uzatılmasına ilişkin hükümet tezkerisi”. TBMM Genel Kurulu, 2. Birleşim tutanağı, 6 Ekim 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-deniz-bolukbasi-23-2009-10-06-turk-silahli-kuvvetlerinin-irakin-kuzey-bolgesine-gonderilmesi-kararin (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara)Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyor, yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Kuzey Irak’a askerî müdahale için Hükûmete yetki verilmesi 3’üncü kez Genel Kurulun önündedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda baştan itibaren izlediği tutuma uygun olarak bu tezkereyi de tam olarak desteklemektedir.
Sınır ötesi askerî müdahale yetkisinin muhatabı millî güvenliğin korunmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumlu olan Hükûmettir. Bu bakımdan, Hükûmetin terörle mücadele iradesi ve politikalarının bu vesileyle değerlendirilmesi, bu konuda bir muhasebe yapılması gerekli ve kaçınılmazdır. Bu değerlendirme üç temel kriter ışığında yapılabilecektir.
Birinci husus, Meclisin verdiği yetkinin son bir yıl içinde fiilen nasıl kullanıldığıdır.
Tezkerenin amaçları ile Hükûmetin politikalarının ne ölçüde uyumlu ve tutarlı olduğu ikinci değerlendirme kriteri olacaktır.
Üçüncü ve son husus ise Irak ve Barzani ile ilişkilerde kamuoyuna yansıtılanlar ile gerçekte yaşananların somut verilere dayanılarak ortaya konulmasıdır. Bu konudaki görüşlerimiz bu üç ana başlık altında yüce heyetinize sunulacaktır.
Bu değerlendirmeye geçmeden önce bir gerçeği kısaca hatırlatmak istiyorum. Terörle mücadele ve Irak’ın kuzeyine askerî müdahale konusunun içinde bulunduğumuz siyasi ortam ve şartlardan soyutlanarak ele alınamayacağı bir vakıadır. Bu açıdan bakıldığında yetki süresinin ikinci kez uzatılması tezkeresi Türk Silahlı Kuvvetleri ile terör örgütünün aynı denklemin içine konularak askerî operasyonların durdurulması çağrılarının yapıldığı, teröristlere örtülü af hazırlıklarının sürdürüldüğü, terör örgütünün taleplerinin Hükûmet eliyle siyasi gündeme taşındığı ve Türkiye'nin bölünmesi modellerinin tartışıldığı puslu bir ortamda, bu tehlikeli görüşmelerin gölgesinde yapılmaktadır. Bu durumun, Meclisin vereceği askerî müdahale izninin caydırıcılığını ciddi biçimde aşındırdığı ve siyasi iradenin sorgulanmasına yol açtığı kabul edilmelidir. Bunun etkileri önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmelerle daha iyi görülecek ve anlaşılacaktır. Biz bu aşamada bu tespit ve endişelerimizi kayıtlara geçirmekle yetineceğiz.
Değerli milletvekilleri, Meclisten istenilen yetkinin amacı tezkerece açıkça belirlenmiştir, terör saldırılarının önlenmesi için Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a gönderilmesi ve görevlendirilmesi olarak. Amaç budur, istenilen yetki budur. Bir önceki 2007-2008 döneminde bu amaçla 29 hava harekâtı yapılmış, süre, bölge ve kapsam itibarıyla sınırlı bir kara harekâtı icra edilmişti. Bu yıla, 2009 yılına ilişkin resmî verilere bakıldığında karşımızda çok farklı bir tablo bulunmaktadır. Bu dönemde askerî müdahalenin şekli ve kapsamının son derece sınırlı kaldığı, bu yetkinin fiiliyatta hemen hemen hiç kullanılmadığı görülmektedir. Basına verilen çok kısa bilgilerden, bu dönemde, sınır bölgelerimize yakın iki kampa sadece iki hava harekâtı yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunun nedeninin terör tehdidinin sona erdiği olmadığı ortadadır. Nitekim, önümüzdeki tezkerede de saldırıların ve açık tehdidin sürdüğü belirtilmektedir. Bu durumda, bunun nedenleri hakkında akla bazı sorular gelmektedir: Acaba Irak’tan ve Barzani’den kaynaklanan bazı engeller mi çıkmıştır? Acaba ABD ile bazı sorunlar mı yaşanmıştır? Acaba bunların dışında bazı siyasi mülahazalar mı etkili olmuştur? Bizler bu hassas konuda spekülasyon yapmak niyetini taşımıyoruz. Bu konuda en doğru bilgilerle yüce Meclisi aydınlatacak olan Hükûmettir. Bugünkü müzakerelerde bu konuda Meclise bilgi verileceğini ümit ediyor ve bunu bekliyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada iki husus özel önem taşımaktadır. Bunlardan birincisi Irak hava sahası, ikincisi de terörle mücadelede iş birliği zafiyetiyle ilgilidir. Irak hava sahasının kontrolü 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren Irak makamlarının sorumluluğuna geçmiştir. Hava sahasının ABD’nin kontrolünde bulunduğu 2008 yılı sonuna kadarki dönemde Türkiye sınır ötesi askerî harekâtları ABD’ye bildirimde bulunmak suretiyle icra etmiştir. Bu çerçevede harekât bölgesi, zamanı ve tahminî süresi ABD makamlarına önceden bildirilmiş ve harekâtlar bu şekilde yapılabilmiştir. 1 Ocaktan sonra ABD devreden çıkmış, Türkiye'nin muhatabı Irak Hükûmeti olmuştur.
Bu gerçekler ışığında Sayın Dışişleri Bakanına şu soruları sormak isteriz:
1 Ocak 2009’dan sonra ihtiyaç olmasına rağmen Kuzey Irak’a hava harekâtı yapılmasında Irak’ın izin vermemesi sorunuyla mı karşılaşılmıştır?
Irak’ın izni olmadan resen müdahalede bulunulması düşünülmüş müdür? Eğer bu öngörüldüyse ABD’nin itirazı nedeniyle mi yapılamamıştır? Eğer böyleyse, hava harekâtının yapılamadığı bir ortamda, durumda ABD’nin verdiği anlık istihbaratın fonksiyonel değeri kalmış mıdır?
Bütün bu ihtimaller geçerli değilse niye askerî operasyon yapılmamıştır?
Değerli milletvekilleri, bu noktada açıklık getirilmesi gereken ikinci husus terörle iş birliği konusunda Irak’la yaşanan sorunlar ve sıkıntılardır. AKP Hükûmeti, Irak ile Stratejik İş Birliği Konseyi kurmuş ama hâlâ terörle mücadele anlaşması yapamamıştır. Geleceğe dönük stratejik vizyon olarak açıklanan bu iş birliğinin kapsama alanı dışında kalan tek konu terörle mücadele olmuştur. Sayın Dışişleri Bakanı, Konseyin İstanbul toplantısının açılışında yaptığı konuşmada bu yeni ortaklık anlayışının hedefinin tam ve gerçek anlamda en kapsamlı iş birliği olduğunu söylemiş ama bu iş birliği her nedense terörle mücadeleyi kapsamamıştır. Ancak burada Hükûmetin, tabii, bir hakkını yememek lazım. Aslında Hükûmet 26 Eylül 2007 tarihinde Irak’la terörle mücadele konusunda bir metin imzalamış, Sayın İçişleri Bakanı tarafından imzalanan bu metin “PKK sorununu halledecek imzalar atıldı.” diye kamuoyuna duyurulmuştur. Ancak, bu anlaşmada Irak’a askerî müdahale hakkımızı Irak’ın iznine bağlayan bir hüküm yer almıştır. Metin 10 Ocak 2008 tarihinde onay işlemleri için Başbakanlığa sevk edilmiş, ancak, uyarılarımız üzerine, yapılan bu vahim hata anlaşılarak Dışişleri Bakanlığı tarafından sessizce geri çekilmiştir. Anlaşmanın akıbeti meçhul kalmıştır, o günden beri haber alınamamıştır.
Terörle mücadele ciddi bir iştir. Bu ciddiyetin askerî gerekleri yerine getirilememiştir. AKP Hükûmetinin komşularla sıfır sorun politikasıyla ilk önce sıfırlanan terörle mücadelede iş birliği olmuştur.
Değerli milletvekilleri, terör örgütünün Irak’ın kuzeyinden tasfiyesi için Barzani’den aldığı desteğin kesilmesi hayati önem taşımaktadır. Tezkerenin amacına ulaşmasının olmazsa olmaz şartı budur. Bugün önümüzdeki gerçekler bu amaca da ulaşılamadığını bütün açıklığıyla göstermektedir. Terör örgütünün bugün de en büyük destekçisi Barzani’dir. Son bir yıl içinde sağladığı silah ve lojistik desteğinde kayda değer bir değişiklik olmamıştır. Barzani PKK’yı hâlâ terör örgütü olarak görmemekte, terör kartını Türkiye’ye karşı bir tehdit ve pazarlık unsuru olarak bugün de elde tutmaktadır.
AKP Hükûmeti yerel desteğin kesilmesi için Barzani üzerinde etkili bir caydırıcılık politikası uygulayamamış, uygulamak istememiştir. Barzani’yi uluslararası meşruiyet çizgisine getiremeyen Hükûmet bunun yerine onun çizgisine gelmiştir. Bunun da ötesinde Barzani’ye siyasi bir misyon yüklenmiştir.
Değerli milletvekilleri, aynen aktaracağım şu sözler Barzani ve Talabani’ye aittir ve Türk basınında da yer bulmuştur: “PKK’nın silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçmesinin zamanı gelmiştir.
Terör sorununun ana kaynağı Kuzey Irak değildir, sorunun çözümü Türkiye’nin içerisindedir. Türk Hükûmeti bu amaçla siyasi çözüm süreci başlatmalıdır. Biz bu konuda AKP Hükûmetine yardımcı olacağız.
Iraklı Kürtlerin PKK’ya karşı zor kullanması beklenmemelidir. PKK siyasi af, Kürt dili ve kimliğinin tanınması taleplerinin Türkiye tarafından karşılanması hâlinde silah bırakacaktır. Siyasi aftan yararlanarak Türkiye’ye dönecekler, silahlarını Kuzey Irak bölgesel yönetimine teslim edebileceklerdir. Af kapsamı dışında kalacak yönetici kadrolar bir Avrupa ülkesine gönderilebilecektir. Türkiye’ye dönmek veya Avrupa’ya siyasi mülteci olarak gitmek istemeyenler Irak’ta kalabilecek ve şiddete başvurmadan siyasi faaliyetlerde bulunabileceklerdir.”
Hükûmet, bu sözler karşısında sessiz kalmış, Barzani’ye tepki göstermek bir yana kendisiyle siyasi ilişki kurmuş ve bir müzakere süreci başlatmıştır. Bu süreçte Kandil’deki terör elebaşlarıyla aracılı pazarlığa dönüşmüş, Barzani’ye Türkiye’yle terör örgütü arasında bir nevi ara bulucu özel temsilci konumu kazandırılmıştır.
Değerli milletvekilleri, şimdi izninizle bir yıl önceye 8 Ekim gününe dönelim ve AKP Grup Başkan Vekilinin tezkerenin süresinin uzatılması müzakerelerinde bu kürsüden söylediklerini tutanaklardan okuyalım. AKP Grup Başkan Vekili şunları söylüyor: “Kuzey Irak bölgesel yönetimi önümüzdeki bir yılı son bir fırsat saymalı ve terör örgütünün etkisizleştirilmesi ve kendisi için hayati öneme sahip Türkiye’nin kalıcı dostluğunu kazanmak için sıkı bir iş birliğine girmelidir.” Bu sözler zamanın AKP Grup Başkan Vekili Sayın Nihat Ergün’ündür. AKP Sözcüsünün “son fırsat” olduğunu söylediği bu bir yıl içinde Barzani PKK’yı desteklemeyi sürdürmüştür. Buna rağmen hiçbir yaptırımla karşılaşmamış, üstelik AKP Hükûmeti tarafından özel koruma altına alınmıştır. Barzani Türkiye'nin kalıcı dostluğunu kazanamamış ancak AKP Hükûmetinin dostluğunu kazanmıştır.
Bu konuda temennilerle gerçekleşenler, söylenenlerle yapılanlar arasındaki uçurumun diğer bir örneği de yine aynı Grup Başkan Vekilinin bir yıl önceki sözlerinde bulunabilecektir. Sayın Nihat Ergün 8 Ekim 2008’de bu kürsüden şunları söylemiştir: “Sınır ötesi harekâtla ilgili süreyi bir yıl daha uzatıyoruz. Bu dönemde kamuoyunun beklentisi terörün minimum düzeye çekilmesidir. İstihbarata dayalı etkili kara, kara ve hava operasyonu gerekli ve önemlidir. Halkın moral gücünün yükseltilmesinde ve örgütün sinir sistemlerinin saf dışı bırakılmasında önemli unsurlardan biri de örtülü nokta operasyonlarıyla örgütün üst düzey yöneticilerinin yakalanmasıdır.”
Değerli milletvekilleri, AKP Sözcüsünün bu temennileri aradan bir yıl geçtikten sonra da gerçekleşmemiştir. Örgütün elebaşlarının yakalanması bir yana bu teröristlerin bir Avrupa ülkesine yerleştirilmesi için Barzani’nin ara buluculuğuna başvurulmuştur.
Değerli milletvekilleri, terörle mücadelenin amacı, terör tehdidinin etkisiz hâle getirilmesi ve tasfiyesidir. Bu mücadelenin etkili bir şekilde icrası için esas olan siyasi irade ve kararlılıktır. Bunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir açıklıkla ortaya konulması bu mücadele için olmazsa olmazıdır.
Siyasi iradede bir kırılma ve sapma yaşanması, terörle mücadeleden müzakereye geçmek ve teröre teslim olmakla sonuçlanacak bir süreci beraberinde getirecektir. Bugün Türkiye’de yaşanan maalesef budur. Geçtiğimiz bir yıl içinde “güvenlik güçlerinin askerî operasyonları durdurması” çağrılarının bölücü odakların yanı sıra bizzat AKP içindeki bazı milletvekillerinden de gelmesi, Hükûmetin bunlara karşı hiçbir tepki göstermemesi siyasi iradenin sorgulanmasını haklı ve meşru kılmıştır.
Şimdi, izninizle, önde gelen bir AKP milletvekilinin 12 Ağustos 2009 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan ibret verici sözlerini aynen aktarmak istiyorum. AKP milletvekili şunları söylüyor: “Birbirimizin ne konuştuğunu duymak için önce silahların susması lazım. Mesela, PKK Türkiye’den kendi kamplarına -Kuzey Irak’taki kendi kamplarına- çekilebilir. Bu çekilme sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri buna imkân vermelidir. Askerî operasyonlar, terör örgütüne yardımcı olmak için durdurulmalıdır. PKK’nın elindeki silahlar Türkiye topraklarının dışına çıkarılmalıdır, yani Kuzey Irak’taki PKK kamplarına götürülmelidir. Bence -bu AKP milletvekiline göre- devletin böyle bir konuda samimi olduğunu göstermesi gerekir. Bu konuda terör örgütüyle gizli görüşmeler yapılabilir, belki de yapılıyordur.”
Değerli milletvekilleri, bu sözler PKK’nın bir sözcüsünün değil, bir AKP milletvekilinizin. Sayın Başbakan, yakın bir süre öncesine kadar partideki yardımcısı olan bu arkadaşının bu vahim sözlerine hiçbir tepki göstermemiş, sessiz kalmıştır. Bunun nedenleri ve ne anlama geldiği konusunda elbette herkes kendi vicdanında bir hükme varacaktır. Mesele -bugün görüştüğümüz mesele- yüce Meclisin askerî müdahale izninin süresini uzatması meselesi değildir -bu elbette yapılmalıdır ve yapılacaktır; Milliyetçi Hareket Partisinin bu konudaki desteği tamdır. Türkiye'nin, terörü tasfiye etmeye gücü de vardır, imkânı da vardır- mesele siyasi iradedir, olmayan da budur.
Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek, geçen yıl yapılan tezkere görüşmelerinde bir Anadolu vecizesiyle şu hatırlatmada bulunmuştu: “Tedbirde kusur ettiğini düşünmeyenler takdirde bahane aramamalıdır.”
Şimdi, kendilerine, somut gerçeklere dayanarak çizdiğimiz bu tablo karşısında tedbirdeki kusur konusunda gerçekten ne düşündüklerini, takdirdeki bahane bahsinde ise bizlerden ne beklediklerini bütün samimiyetimizle sormak isteriz.
Sözlerime son verirken tezkerenin hayırlı olmasını ve AKP Hükûmetinin terörle mücadele konusundaki anayasal görevlerini nihayet hatırlamasını temenni ettiğimizi belirtmek istiyorum. Kanlı teröre karşı kahramanca mücadele eden güvenlik güçlerimizin başarılarının daim olmasını ve Cenabı Allah’ın kendilerine yardımcı olmasını diliyor, bu mücadelede toprağa düşen aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla anmak istiyor, yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
17 konuşma daha · 6 Ekim 2009