Türk sılahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesine gönderilmesi kararının bir yıl süre ile uzatılmasına ilişkin hükümet tezkerisi
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 2. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Ekim 2009 · 1.864 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Salih Kapusuz (AK Parti), 6 Ekim 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 2. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK SILAHLI KUVVETLERİNİN IRAKIN KUZEY BÖLGESİNE GÖNDERİLMESİ KARARININ BİR YIL SÜRE İLE UZATILMASINA İLİŞKİN HÜKÜMET TEZKERİSİ); konuşma 1.864 kelime.
Salih Kapusuz (AK Parti, Ankara). “Türk sılahlı kuvvetlerinin ırakın kuzey bölgesine gönderilmesi kararının bir yıl süre ile uzatılmasına ilişkin hükümet tezkerisi”. TBMM Genel Kurulu, 2. Birleşim tutanağı, 6 Ekim 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/salih-kapusuz-23-2009-10-06-turk-silahli-kuvvetlerinin-irakin-kuzey-bolgesine-gonderilmesi-kararin (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH KAPUSUZ (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ adına Türk Silahlı Kuvvetlerine sınır ötesi harekât ve mücadele yetkisi veren Hükûmet tezkeresinin bir yıl uzatılmasına ilişkin söz almış bulunuyorum.
Öncelikle, yeni yasama yılının ülkemize, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında, ülkemizin birliği, dirliği, huzur ve refahı için hayatlarını ortaya koymuş olan aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, ailelerini, yakınlarını ve kahraman gazilerimizi şükran ve minnetle yâd ediyorum. Hâlen canı pahasına terörle mücadele eden kahraman vatan evlatlarına da şükranlarımla birlikte üstün başarılar diliyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin son otuz yılının en önemli gündem maddesi maalesef hep terör olmuştur. Ülkemiz, son otuz yıldır tüm kaynaklarını tüketen, huzurumuzu, iç barışımızı ve kardeşliğimizi hedef alan terör belasını yaşamaktadır. Terör nedeniyle bu ülke binlerce vatan evladını kaybetmiş, çok ağır bedeller ödemiştir. Terör ülkemizde ciddi bir istikrarsızlığın yaşanmasına neden olmuş, sadece bir bölgenin kaderine değil, bütün ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına ve elbette kalkınmamıza da olumsuz yönde etkiler getirmiştir.
Terörle ilgili literatürü alt alta sıralarsak insanlığın nasıl bir belayla karşı karşıya olduğunu daha iyi anlayabiliriz:
21’inci yüzyıl terörizm çağı.
Asrın belası terörizm.
Kolay çözümü olmayan bir bela.
Ulusal ve uluslararası güvenliğe yönelmiş en büyük tehdit.
İnsanlığa karşı işlenen en büyük suç.
Çok uzun zamandır biliyoruz ki, sorun tek başına bir asayiş sorunu değildir. Terör ve terörizm ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve güvenlik gibi parametreleri olan çok bilinmeyenli bir denklemdir. Otuz yıldır her şey denendi. Bu sürede görev almış tüm hükûmetler terör belasını ortadan kaldırmak ve ülkenin her köşesinde huzur ve güveni sağlayabilmek için emek ve gayret sarf ettiler. Farklı partilere mensup olarak bu koltuklarda oturan bizden önceki birçok milletvekili de hükûmetlerin sunduğu mücadele programlarının oylamalarına katıldı, oluşturulan çözüm önerilerine terör belasından kurtulabilmek için ümitle destek verdi. Bu süre içinde millet olarak hep birlikte birçok şey öğrendik; bunlara tecrübemizi de ekleyerek yeni politikalar, yeni stratejiler ürettik. Belki Türkiye olarak kesin netice alabilirdik, fakat yukarıda belirttiğim parametreler AK PARTİ Hükûmeti dönemine kadar bir bütün olarak ele alınıp bu denklemin tam anlamıyla çözülebilmesini maalesef uygulamaya koyamadığımız için sonuç elde edemedik.
Değerli arkadaşlar, biz de AK PARTİ olarak iktidara geldiğimiz günden beri güvenlik güçlerimiz başta olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlarımızla terörün her türlü boyutuyla mücadele içerisindeyiz. Mücadelemiz sadece teröristle değil, son yüzyılın en önemli sorunu terörizm ve bununla toplumu negatif yanlarıyla etkileyen çok boyutlu bir alan olan terörizmle mücadelemiz devam etmektedir.
Bunun yanı sıra terörizmle mücadelenin önemi ve bu mücadeledeki haklılığımızı bundan en çok canı yanmış bir ülke olarak tüm dünyaya anlattık. Bölge ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya Türkiye'nin bu mücadeledeki haklılığını kabul etmeye ve destek vermeye başlamıştır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye geçtiğimiz yedi yıl içinde çok önemli adımlar atmıştır. Demokratikleşmeden sağlığa, ulaşımdan dış ticarete kadar yaşanan gelişmeler ortadadır. Bu çalışmalarda bölgeler arası kalkınmışlık farkını gidererek topyekûn ilerlemeye yönelik adımlar atılmıştır.
Şöyle bir geriye dönüp bakarsak, KÖYDES projesini uygulamaya koyduk. Susuz veya suyu yetersiz köy mezralarını sağlıklı ve yeterli içme suyuna kavuşturmak ile yollarının kalitesini ve standartlarını yükseltmek, altyapısını desteklemek için uygulanmış olan KÖYDES projesi hayatiyet kazandı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde altyapı sorununa önemli kaynaklar ayırdık, önemli ölçüde çözüm sağladık.
Kimilerine basit gelebilir. Bir köylünün evine dışarıdan su taşımasının ne kadar zahmetli olduğunu bu zorluğu yaşayanlar bilir. Hele bir kış mevsiminde taşıdığı suyun kışın o soğukta donduğunu, o donan suyu tekrar su hâline getirmek için neleri çektiğini yaşamayan insan bilmez. İşte şimdi, artık bu tip zorluklar ya yaşanmıyor ya da minimuma indirilmiştir.
Demokratikleşme konusunda önemli adımlar attık. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sekiz ilde 1987’den bugüne kadar on beş yıl boyunca 46 kez olağanüstü hâl uzatılması yaşandı.
Değerli arkadaşlar, olağanüstü hâli yaşayanlar çok iyi biliyoruz. Bilirsiniz, sıkıyönetimleri yaşayanlar çok iyi hatırlayacaktır; her şeyin denetlendiği, her şeyin kontrol edildiği, adım bir çevrilip kimlik kontrollerinin yapıldığının hiç unutulmaması lazım.
Biz, yıllardır süren OHAL’i kaldırdık. DGM’leri kaldırdık. Çok sayıda Avrupa Birliği uyum yasasını kanunlaştırdık. TRT Şeş’in kurulması bile muazzam bir olaydır. Bu uygulama muhalefet tarafından çok eleştirildi. Bakın, geçtiğimiz ramazanda gördük, bölge insanının bir kandil gecesinde dualarla, mevlitlerle, hatimlerle nasıl memnuniyet duyduğunu, nasıl bir aidiyet duygusu içerisinde olduğunu değerli milletvekili arkadaşlarım bölgelerinden, isteyen herkes o bölgedeki insanlardan bu memnuniyeti görebilir. Yani bıraksaydık da Roj TV’yle bunların yanlış yönlendirmelerinin devam etmesini mi sağlasaydık? Bu ülkenin her noktasında, doğu-batı, kuzey-güney demeden, hiçbir ayrım yapmaksızın, imkânlar ölçüsünde vatandaşlarımızın daha iyi koşullarda yaşayabilmesi için çalışmalar yaptık, yapmaya devam edeceğiz.
Sayın milletvekilleri, bütün bu yapılanlara ilave olarak bölgede akan kanın durmasını sağlamak, çocuklarımızın bir daha asla devlete karşı dağlara çıkmamasına zemin hazırlamak ve terör problemini tamamıyla çözmek için eş zamanlı olarak bir demokratik açılım politikası da geliştiriyoruz. Hamasetle ve boş sözlerle çözülemeyeceği de çok iyi biliniyor ve bizlerden de köklü ve kalıcı çözümler bekleniyor. Bu konuda parti ayrımı yapmaksınız hepimize sorumluluk düşüyor. Milletin sorunu Türkiye’nin sorunudur. Türkiye’nin sorunu parti farkı gözetmeksiniz hepimizin sorunudur, siyaset üstü sorunlardır.
Peki, bu sorunlar nasıl çözülür? Çözümün yolu dinlemektir. Çözümün yolu anlamaktır. Çözümün yolu demokratik standartların yükseltilmesidir. Çözümün yeri Meclistir. Çözümün muhatabı milletimizdir.
Evet, irade varsa, kararlılık varsa, iyi niyet varsa, samimiyet varsa, azim varsa her şeyi yoluna koymak mümkündür. Bu nedenle, ortak akıl ve ortak sorumlulukla herkes bu çözüme katkı sağlamalıdır.
Ben öncelikle siyasi partilerimize sesleniyorum: Birçok konuda farklı düşünebiliriz, görüşlerimiz ayrı olabilir. Ancak her partinin, her siyasetçinin sorumluluğu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na bağlı kalarak barış içinde yaşayan, sorunlarını çözmüş, mutlu ve müreffeh, büyük ve güçlü Türkiye için çalışmaktır. Gelin, çözüme yönelik önerilerimizi masaya koyalım, hep birlikte, iyi niyetle gayret edip, birlikte çalışalım.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, sizlere sesleniyorum: Gelin, barış içinde yaşayan, sorunlarını çözmüş, mutlu, büyük ve güçlü Türkiye için çalışalım, milletimiz için en iyisini birlikte yapalım. Hesabi değil hasbi olalım. Şunu kimse unutmasın ki, çözüme hizmet etmeyen soruna hizmet eder.
İşte bu anlayışla biz, bu projeyi bir millî birlik ve kardeşlik projesi olarak değerlendiriyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye, artık silahların sustuğu, kan ve gözyaşının durduğu bir ülkedir. Güçlü ve büyük Türkiye, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış, herkesin eşit olarak daha özgür yaşadığı, daha müreffeh bir ülkedir.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Eşit nasıl olacağız? Toplum aç yahu! Sizin gemiciğiniz olacak, bizim hiçbir şeyimiz olmayacak!
SALİH KAPUSUZ (Devamla)Güçlü ve büyük Türkiye komşuları ile sıfır sorun politikası izleyen, bölgesinde güvenliği, barışı teminat olarak gören, örnek alınan lider bir ülkedir. Güçlü ve büyük Türkiye küresel meselelerde aktif rol alan, belirleyici siyasi aktör olarak kabul edilen bir ülkedir. Güçlü ve büyük Türkiye dünyanın güvenliğinde söz sahibi olan, aynen G-20’lerde olduğu gibi ülkelerin küresel meselelerinin tartışıldığı zeminlerde bulunan ülke olmak demektir.
İşte bu çerçevede, millî birlik ve kardeşlik projesinin temel hedefi, hepimizin özlediği büyük Türkiye’nin -ayağındaki prangalardan kurtarmak- daha güçlenmesini, hak ettiği gerçek yeri almasını sağlamaktır. Bu nedenle demokratik açılımın bir paket değil, bir süreç olduğu herkes tarafından bilinmelidir. Bu süreç içinde güvenlik uğruna demokratik kazanımlarımızı feda edecek değiliz. Biz demokratik standartlarımızı da daha yükselterek soruna kökten çözüm istiyoruz. Daha fazla demokratikleşmeyle, eşit koşullarda, bir arada yaşama iradesinin güçlenmesini ve şiddet ortamının sona erdirilmesini arzu ediyoruz.
Bugün, çözümsüzlük ve kutuplaşmayı artıracak terör eylemlerine ve şiddet adımlarına değil, barış yöntemlerine, sosyal ve ekonomik önlemlere ihtiyaç vardır. Demokratik açılım sürecinde aşırı beklentilere girilmesi ne kadar yanlış ise, endişelenmek, gereksiz paranoyalara kapılmak, topluma korku pompalamak da bir o kadar yanlıştır. Millî birlik ve kardeşlik projesi olan demokratik açılım ile bütün milletimizin hassasiyetleri gözetilmeli, söylem ve eylem, kimimiz… Hepimiz bu konuda mutlaka ama mutlaka birlik içerisinde, dirlik içerisinde, hepimizi ilgilendiren bir çalışma yapmalıyız.
Değerli arkadaşlarım, bu çalışmalarla ilgili olarak sıcak, samimi, kucaklayıcı bir beraberlik içerisinde, güçlü ve ülkemizin geleceğiyle alakalı olarak pekiştirilecek olan her sorunlu alanımızı kendi içimizde çözüme kavuşturmalıyız. Herkesi, bu süreçte, çatışma ve şiddet eğilimleri karşısında aklıselimi savunmaya davet ediyoruz. Öfke ve akıl aynı yerde durmaz. Öfke galip olunca akıl devreden çıkar. Çözüm için sabırlı, sakin, kararlı olup azimle, birlikte çalışmalıyız. Çözümsüzlüğü çözüm olarak göremeyiz.
Bu nedenle, tüm siyasi partilere ve Meclis çatısı altında bulunan siz değerli arkadaşlarıma ve aziz milletime bir kez daha sesleniyorum: Demokratik açılımlardan korkmamalıyız, ürkmemeliyiz ve uzaklaşmamalıyız. Hiçbir gerekçe, bu konuda elzem olan açılımları geciktirmeyi meşru kılmaz. Silahlı bir örgütün varlığı ve eylemleri devam ederken bu alana ilişkin demokratik reformların yapılmasının yanlış olacağına ilişkin gerekçeleri de artık bir kenara koymalıyız. Benzer sorunların yaşandığı dünyanın birçok ülkesinde, reformların yapılması, terör eylemlerinin tamamen sona erdirilmesinden sonraya ertelenerek değil, paralel bir süreçte ele alınmıştır. Şiddetten ve nefretten arınmış bir toplumu meydana getirmek, “Yurtta barış, dünyada barış.” ilkesinden ayrılmamak, sağduyunun, aklıselimin ve vicdanın gereğidir.
Değerli milletvekilleri, meselemiz büyüktür. Yaklaşık yirmi beş yıldır belki de ilk defa, bu büyüklük ile orantılı çözüm stratejisiyle, devlet olarak meselenin üzerine gidilmektedir. Bu stratejinin, dağlarda gencecik çocukların kanlarından siyasi ve iktisadi rant devşirmeye alışmış olanların hoşuna gitmeyeceğini biliyorum. Yine aynı şekilde, bu çözümün, Türkiye'nin problemlerinin üstesinden gelerek güçlenmesini istemeyenlerin de hoşuna gitmeyeceğini biliyoruz. Bölgeden ve çevreden gelen bilgiler, bizim çocuklarımızın üzerinden kendilerine ikbal devşirenlerin bu reformlardan hiç de memnun olmadıklarını ve demokratik açılım sürecini baltalamaya çalışacaklarını teyit etmektedir. Dost ve kardeş ülke Irak’ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye, PKK teröristlerinin Irak’ın kuzeyindeki mevcudiyetine ve terörist saldırılara son verilmesini sağlamak amacı ile askerî faaliyetlerini başarılı bir şekilde yürütmekte, siyasi ve diplomatik girişimleri ve uyarıları da sürdürmeye devam etmektedir. Terör var olduğu ve canımızı yakmaya devam ettiği müddetçe de mücadelemiz aynı kararlılıkla devam edecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi ve endişesi olmasın.
AHMET ERSİN (İzmir)Benim şüphem var Salih Bey.
SALİH KAPUSUZ (Devamla)İç ve dış güvenlik ve savunma adına silah kullanma yetkisine sahip tek güç devlettir, vatandaşlarının güvenliği için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Dolayısıyla devletin silahını bırakarak mücadeleden vazgeçmesini kimse beklemesin ve düşünmesin. Devlet, güvenlik sağlamak için yetkilerini ve savunma hakkını tabii ki kullanacaktır. Hangi ülkede kendi sınırları, dağları içinde, kendi güvenlik güçleri dışında silahlı kişilerin varlığına müsaade edilir? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Bu mücadele ve savunma haktır ve Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere tüm güvenlik güçlerimiz bu mücadeleyi büyük bir özveri, başarıyla yerine getirmektedir.
Değerli milletvekilleri, milletimiz, bu toprakların bağımsızlığı için toplumun bütün kesimleriyle topyekûn bir mücadele vermiş, cumhuriyeti birlikte kurmuş, yıllarca bütün vatandaşlarıyla barış içinde birlikte yaşama kültürünü oluşturmuştur. İşte biz bu nedenle “Biz birlikte Türkiye’yiz.” diyoruz değerli arkadaşlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti milletiyle, Meclisiyle, Hükûmetiyle bu sorunların üstesinden gelmeye muktedirdir. Millî birlik ve kardeşlik projesi çerçevesinde birlik ve beraberliğimiz için, güçlü ve büyük Türkiye için gelin, hep birlikte, herkesin, özellikle yanlış yola girmiş, aldatılmış insanların silah bırakması için çağrı yapıp gayret edelim. Silahları bırakın, böylece, sizin hayatlarınız üzerinden hesap yapanların da oyunlarını bozun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 yılında Meclisimizin büyük bir çoğunluğunun desteği ile Anayasa’mızın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete sınır ötesi harekât yetkisi veren tezkere de bu mücadelenin ve alınan güvenlik tedbirlerinin doğal bir sonucudur. Tezkereye, kimse başka anlamlar yüklemesin. Bu tezkere savaşmak için değil savaşmamak içindir, barış içindir, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kötü niyetlileri caydırmak içindir. Bizim mesajımız tek yanlı da değildir. Sorunu barış içinde, köklü bir şekilde çözmek isteyenleri millî birlik ve kardeşlik projesine davet ediyoruz. Bir kez daha ifade ediyorum: Sorunu barış içinde, köklü bir şekilde çözmek isteyenleri millî birlik ve kardeşlik projemize davet ediyoruz.
AHMET ERSİN (İzmir)Proje nedir, onu söyler misiniz?
SALİH KAPUSUZ (Devamla)Sorunu savaşarak çözmek isteyenlere, hem sınırlarımız içinde hem de sınırlarımız dışında, yeni bir duruşla mücadeleye devam edilecektir. Sözüm, sınırlarımız içinde sorunları hâlâ ayrışmada, savaşmada görenlere de. Biz bu tezkerenin arkasında durduğumuz gibi, çözümü hâlâ savaşmakta gören, demokratik ve insan haklarıyla birlikte, gelişmemize engel olanlara karşı da aynı kararlılığımız devam edecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
17 konuşma daha · 6 Ekim 2009