İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Deniz gezmiş yusuf aslan ve hüseyin inan'ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine ilişkin

Ahmet Güryüz Ketenci

İstanbul Milletvekili ·

Genel Kurul, 76. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Mayıs 2003 · 530 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Güryüz Ketenci, 7 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ GEZMİŞ YUSUF ASLAN VE HÜSEYİN İNAN'IN ÖLÜM CEZALARININ YERİNE GETİRİLMESİNE İLİŞKİN); konuşma 530 kelime.

Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul). “Deniz gezmiş yusuf aslan ve hüseyin inan'ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 7 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-guryuz-ketenci-22-2003-05-07-deniz-gezmis-yusuf-aslan-ve-huseyin-inan-in-olum-cezalarinin-yerine-ge (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan tam otuzbir yıl önce, 12 Mart askerî müdahale sürecinin yaşandığı günlerde, siyasî bir kararla ölüm cezasına mahkûm edilen, cezaları asılmak suretiyle yerine getirilen üç genç insan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'la ilgili olarak tarihî bir tespit yapmak üzere söz aldım; Yüce Meclisi en içten saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, kararı veren mahkeme bağımlı bir mahkemeydi. Karar, doğal hâkim ilkesine aykırı bir şekilde, ulusal ve uluslararası hukuk kuralları hiçe sayılarak yapılan yargılama sonucunda verilmiştir.

Haksız ve hukuka aykırı karar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaşanan yoğun tartışmalardan sonra, 2.5.1972 tarih ve 1586 sayılı kararla onaylanmış, Resmî Gazetede yayımlanmasından bir gün sonra da, alelacele, 6.5.1972 tarihinde, asılmak suretiyle infaz edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kararı veren Ankara 1 no'lu Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi, gerçekten, bağımlı bir mahkemeydi. Hem o gün yürürlükteki Anayasamıza göre hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış yasa hükmündeki İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 10 uncu maddesine göre, herkesin bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından hakça ve açık yargılanma hakkına sahip olmasına rağmen, bağımlı bir mahkemede yargılanmışlar ve ölüm cezasına mahkûm edilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bağımsız ve yansız bir mahkemede yargılanma hakkı, bütün dünyada, kaldırılamaz, yok farz edilemez, vazgeçilemez temel bir insan hakkıdır. Oysa, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını yargılayan mahkeme böyle bir mahkeme değildi. 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasasına göre, mahkemenin hâkim ve savcıları o dönemdeki askerî hiyerarşi içinde atanıyor, görevden alınabiliyor, başka bir yere sürgün edilebiliyor, kadrolar kaldırılabiliyor, gerektiğinde ise mahkeme lağvedilebiliyordu.

12 Mart uygulamaları içinde İstanbul'da bir sıkıyönetim askeri mahkemesi -o günkü Genelkurmayın emir ve talimatına aykırı bir şekilde- Türk Ceza Kanununun 146/1 maddesinden idam cezası vermeyince, mahkeme lağvedilmiş, kimi hâkim ve savcılar sürülmüş, kimileri ise emekli edilmişlerdir. Hatta, yürürlükteki Anayasa ve yasalarımıza göre "mahkemelere emir ve talimat verilemez" hükmüne rağmen, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylemlerine benzer eylemi yapanlar, adam öldürmemiş olsalar bile, haklarında 146/1 maddesinden dava açılabileceği ve gerektiğinde idam kararı verilebileceği yolunda yorum içeren bir genelge askerî hâkimlere ve savcılara gönderilebilmişti; o nedenle mahkeme bağımlı bir mahkemeydi.

İdama mahkûm edilen bu üç genç ne istiyorlardı:

Ülkenin tam bağımsız olmasını istiyorlardı.

Vatan topraklarının üs olarak kullanılmasına neden olan, ABD ile yapılan ikili anlaşmaların iptal edilmesini istiyorlardı.

Sömürünün, soygunun bitmesini, adaletli bir paylaşımın hayata geçmesini, çağdaş ve demokratik ülkelerde var olan özgürlüklerin ülkemizde bulunmasını istiyorlardı.

Demokratik, laik cumhuriyetin tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçmesini istiyorlardı.

Halkın parasını ve birikimlerini açık ve hileli yollardan çalan çetelere karşı çıkıyorlardı.

"Bu Anayasayla memleket yönetilmez" diyen hükümet başkanına karşı, Anayasaya sahip çıkmak için, Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal yürüyüşü düzenliyorlardı.

Hiç kimseyi öldürmemişlerdi, hiç kimsenin burnunu kanatmamışlardı; kaçırdıkları Amerikalıları, sakladıkları evde bırakarak gitmişlerdi.

Sonuç olarak, onlar için şunları söyleyebilirim: Onlar, güzel bir dünya kurmak için mücadele ettiler. Taşıdıkları devrimci bayrağı hiç yere düşürmediler; onu hep yukarıda tutmaya çalıştılar. Her türlü bedeli göze alarak, ölüme, güle oynaya, yaşama sevincini bir nebze bile yitirmeden gittiler. İdam edilirken bile, hiç tereddüt etmeden çıktılar idam sehpasına "şerefimizle bir kez ölürüz" dediler. Ölürken son sözlerini "şimdi bu bayrağı Türk Halkına emanet ediyoruz; yaşasın işçiler, köylüler, yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm" diye bitirdiler.

Bir devrimci "kırılgandır tarih; iyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğe ve zulme çalışır" derdi. Nitekim öyle oldu 1972'nin 6 Mayısında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 7 Mayıs 2003

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook