İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 65. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

Ahmet İyimaya

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 65. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Şubat 2008 · 796 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet İyimaya (AK Parti), 14 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 796 kelime.

Ahmet İyimaya (AK Parti, Ankara). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 14 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-iyimaya-23-2008-02-14-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara)Değerli Başkanım, muhterem Parlamentonun değerli üyeleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün, konuşmamı bir sisteme oturtmuş ve muhalefet partisinin, partilerinin, Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu itirazları değerlendireceğimi ifade etmiştim. Bugün, o dört itirazın en sonunu ve en ağırını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu düzenlemede ve yürürlükteki Türk hukuk düzeninde tarihî gelişim seyri içerisinde azınlık vakıflarının hukuki durumu nedir? Müzakereler vesilesiyle iki görüş ortaya atılmaktadır: Birincisi “Bu düzenlemenin azınlık vakıflarına ilişkin hükümleri Misakımillî’yi delmekte, Lozan’ı çökertmekte, Sevr’i çağrıştırmaktadır.” deniyor. İkinci tez, ikinci görüş, “Ortada yeni bir düzenleme yok. Var olan düzenlemenin, vakıflar alanında bütüncül bir kanun yapılması sebebiyle buraya aktarılması var. Hukuk çizgisinde bir kırılma yok, adalet, hukuk ve eşit vatandaşlık temelinde esasen hukukumuzda olanın tekrarı söz konusudur.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, tasarıya siyasal veya tarihsel bir anlam yüklemesi yapmaksızın, gerçekten, azınlık vakıfları konusunda Lozan’dan bu yana Türk hukukunun düzenlemesi, uygulaması nedir sorusuna sağlam kanaatin oluşması, sağlam çözüme ulaşılması için, ön yargılardan arındırılmış olarak bu tartışmayı yapmamız lazım.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin)Yanlış konuşuyorsunuz Sayın Başkan.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla)1) Bir defa, azınlık vakıflarıyla veya azınlıklarla ilgili düzenlememizin tarihinde, azınlıkların, Osmanlı İmparatorluğu’nun -bilhassa gerileme dönemlerinde- zayıflamasından kaynaklanan bir devlet hukukuna yaraşmayan bir tavırları var. Bu konuda derin reflekste hafızalarımızda yer var. 1867 tarihli Tebaayı Ecnebiyenin Emlake Mutasarrıf Olmaları Hakkında Kanun’un “ratio legis”i budur, bunu tespit edelim.

2) Osmanlı Devleti’nden, çöküş döneminden cumhuriyete geçişte, bu noktada, bir hukuki normalleşme var ve cumhuriyet, bu normalleşmenin istikrar kazandığı bir dönem. Tabii, büyük devletlerin içimizdeki soruna el atmalarının yarattığı harabiyet de ister istemez, bugünkü aksülamelde ve aksiyonda hak ettiği yerini almaktadır.

Değerli arkadaşlar, Osmanlı döneminde azınlıklar veya azınlık vakıflarında düzenlemeye hâkim olan temel prensip, içimizde bulunan azınlıkların yabancılara benzeştirme yoluyla tanzimdir. O kanunlarda, en son kanun dâhil, bu var. Cumhuriyet döneminde, Büyük Atatürk’ün, aziz milletin, Gazi Meclisin, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra hâkim olan temel ruh, bunlar bizim vatandaşımızdır, Galiçya’da şehit olan Dimitri’nin torunu da, Galiçya’da şehit olan Ahmet İyimaya’nın amcası Osman Efendi’nin torunu da Türk vatandaşıdır felsefesi üzerine oturmuş. 1926-1935, madde 44, 42/2 tamamen bu perspektifte.

Şimdi, biz bu sorunu siyaset malzemesi yapmaksızın doğru zeminde tartışmak istiyor isek, üç tane hukuk zeminini açıkça değerlendirmemiz lazım. Bunlardan birinci zemin, Lozan zeminidir; ikinci zemin, iç hukuk zeminimizdir; üçüncü zemin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 No’lu Protokolü’nün 1’inci maddesidir. Her üç noktada, uygulamalarımıza da atıf yapmak üzere, değer yargısı yüklemeksizin var olan hukuku sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak, bu paylaşıma gitmeden evvel, benzeri bir tartışmada, bilhassa Kıbrıs hadisesi çıktığında, Kıbrıs hadisesi problem olarak kamuoyunda, Türk siyaset dünyasında yer aldığında, merhum Menderes, o dönemin anayasasının -1924 Anayasası’nın- 26’ncı maddesi uyarınca Vakıflar Kanunu’nun 44’üncü maddesinin gerek azınlık vakıflarının hükmi şahsiyetleri gerekse onlara yapılan hibelerin, vasiyetlerin hukuki rejimleri bakımından, bilhassa uluslararası diplomatik kriz sebebiyle bir tefsir isteminde bulunur. O dönemde milliyetçi refleksi ve hassasiyeti var olan Osman Bölükbaşı da -yine mekân burası değil ama- Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesidir, Kırşehir Milletvekilidir. O dönemde Meclise gelen tefsir talepleri, Adalet Komisyonu tarafından cevaplandırılır, reddedilir veya kabul edilir, Genel Kurul tarafından sonuçlandırılır.

Değerli arkadaşlar, ben o uzun tefsiri okumayacağım -iç hukuka ondan sonra geçeceğim- ancak, o dönemin Adalet Komisyonu ve Parlamentonun hukuk ve felsefe derinliği bakımından vaziyetini ifade etmek üzere -tarihini ve sayısını sizinle paylaşacağım, zannediyorum alırsınız- bir bölümünü de okuyacağım. O tefsir, 2 Temmuz 1956 tarihli, 1972 sayılı tefsirdir. Adalet Komisyonunun -cümle değil- sadece bir tamlamasını okuyacağım, ondan sonra cümleyi. Diyor ki: “Azınlıklarımıza daha evvel, yani 1912 düzenlemesi öncesi büyük haksızlıklar yapıldı.” Ona atıf yapıyor, referansta buluyor. Bakın, hukuk sosyolojisi… “Hukuki hakikat ve şe’niyyetlerle telifi kabil olmayan…” Yani, sosyolojik tefsir. Çok enteresan. Tefsirin bir bölümünü okuyacağım size. Zorunlu durumları ortaya koyuyor. Parlamento diyor ki: “Bu ıstırara sevk eden memnuiyetin -mal edinme yasağı yorumunun- makûl olmadığı kabul edilip de hükmi şahısların kayden gayrimenkul iktisabetmelerine mezkûr maddeyle müsaade edilince -44’üncü maddeye atıf yapıyor- evvelki yanlış memnuiyetin sevk ettiği hukukan tehlikeli durumların ıslah ve telâfisi adalet ve hukuk icabından bulunduğunda gayrimüslim cemaat vakıflarının haddizatında vakıflarına aidolup da işaret edilen zaruretlerle mevcut veya mevhum hakiki şahısların üzerlerine takyidine devam edilir.”

Şimdi, iki şeyi birbirinden ayıralım değerli arkadaşlar: Bir, bugün yaptığımız ne; iki, hukukumuzda olan ne?

Şimdi, Lozan… Lozan’ı anlatmama gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın İyimaya.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla)Herhâlde zaman yetmeyecek.

Lozan’ı anlatmama gerek yok, orada mütekabiliyet veya paralellik ilkesi var ve orada azınlık vakıfları daha evvel hükmi şahsiyet kazanmışlar idi Eşhası Hükmiyenin Gayrimenkul İktisabına İlişkin Kanunu Muvakkat’la ve bu noktada Lozan’ın şu ibaresine çok iyi bakmak lazım: “Âkit devletlerin hepsi, taraf devletler -ki, Yunanistan olabilir bu, Türkiye olabilir- teshilatı lazimeyi diriğ etmeyecektir.” Orijinal nüsha budur. Hukukun ve şartların gerekli kıldığı kolaylıkları esirgemeyecektir.

1926’daki düzenleme ne azınlık vakıfları bakımından? Değerli arkadaşlar, bu konuda aşağı yukarı beş tane doktora tezi var, onları da tahlillerimde objektif olmak bakımından bu ara tetkik ettim, tahlil ettim. Doktora…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 14 Şubat 2008

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook