İnsan hakları evrensel bildirgesi
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 7. Birleşim · 1. yasama yılı · 10 Aralık 2002 · 747 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Algan Hacaloğlu (CHP), 10 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ); konuşma 747 kelime.
Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “İnsan hakları evrensel bildirgesi”. TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2002-12-10-insan-haklari-evrensel-bildirgesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, geçmiş ramazan bayramınızı kutluyor, Yüce Meclise en derin ve içten saygılarımı sunuyorum.
Bugün, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabul edilişinin 54 üncü yıldönümü. Tüm ülkeler, bugünü, dünya insan hakları günü olarak kutlamaktalar. Türkiye, 1948 yılından bugüne, bu bildirgeyi imzalayan ilk ülkelerden biri olarak, kendi ülkesinde ve dünya ülkelerinde, bu bildirgenin kapsamı içerisindeki temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinin ve yaşama geçirilmesinin bir anlamda özel sorumluluğunu üstlenmiş bulunmaktadır. 1948'den beri bu konuda taraf olduğumuz diğer uluslararası sözleşmeler, bu arada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu sorumluluğumuzu daha da artırmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanların kişiliklerine bağlı, doğuştan gelen, vazgeçilemez, devredilemez, dokunulamaz temel hak ve özgürlüklerinin korunması, demokrasinin özüdür. Devletin varlık nedeni toplumun esenliğidir; insan varlığının tüm hak ve hukukuyla, her yönüyle korunmasıdır. Devlet, insanın fizikî varlığının, yeteneklerinin, kültürünün ve refahının gelişmesine katkı sağladığı boyutta, onun emeğine, kimliğine, düşüncesine ve inancına saygı ortamını yarattığı ölçüde, kısaca insanın yaşam hakkının güvencesini her yönüyle oluşturduğu gerçek bir hukuk devleti yapısına kavuştuğu sürece, güven, anlam ve güç kazanır.
Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; bireyin hak ve hukukunun korunmasının, kültürel çoğulculuk, katılımcılık ve hoşgörü eşliğinde, her alanda demokratikleşme arayışlarının, insanlığın ortak ideal ve talebine dönüştüğü bir zaman diliminden, bir zaman kesitinden geçmekteyiz. 2000'li yıllara girerken hedefimiz, ulus devlet değerlerimizi ve ulusal bütünlüğümüzü korurken, insan hakları ve kültürel çoğulculuğu yüceltmek olmalıdır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, seçim bildirgemizde yer alan "etnik duyarlılıklara demokratik çözüm" ilkesinin kültürel çoğulculuğun ve iç barışın anahtarı olduğu görüşündeyiz.
Çağdaş, laik devletin, dini ve ırkı olmaz; çağdaş, demokratik devlet, tüm inançlara, tüm mezheplere, her kökenden insanlara eşit mesafede durmakla yükümlüdür. Laik devlet ilkeleri zedelenerek inanç özgürlüğü korunamaz; ırkçı politikalar baştacı edilerek demokrasi geliştirilemez. Buradan, hükümetin bu doğrultuda atacağı tüm adımların destekçisi olacağımızı açıkça belirtmeyi bir görev bilmekteyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yirmi yıldır ülkemizde uygulanan yanlış politikaların, siyasî yozlaşmanın ve yaygın yolsuzluğun bir sonucu olarak, Türkiye, cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik krizini ve toplumsal çöküşünü yaşadı. Bu çöküşün sonucu olan açlık ve işsizlik, bugün ülkemizde yaşam hakkını tehdit eden, 21 inci Yüzyılda ülkemize hiç yakışmayan bir ayıp tablosunu oluşturmaktadır. Devlet İstatistik Enstitüsünün son verilerine göre, 10 000 000 insanımız, açlık sınırında yaşam kavgası vermekte, son bir umutla yaşama tutunmaya çalışmaktadır. Ülke nüfusumuzun yarısından çoğu yoksullukla boğuşmaktadır. Onurlu ve sağlıklı bir yaşam için bir işte çalışabilmek, herkesin temel insanlık hakkıdır. Anayasa, bu konuda, devleti görevli kılmaktadır; oysa, ülkemizde işsizlik, fiilen yüzde 20'lerin üzerine tırmanarak toplumsal patlama noktasına gelmiştir. Herkese iş, herkese aş sağlayacak bir erdemli, onurlu düzen, emeği ve üretimi yüceltecek bir anlayış, sosyal devleti ayağa kaldıracak bir özel duyarlılık; IMF'ye tutsak olmadan, kendi birikimlerimizi harekete geçirecek, Türkiye'yi çağdaş dünyayla kucaklaştıracak bir yeniden yapılanma, ülkemizin temel ihtiyacına dönüşmüştür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Güneydoğu Anadoluda boşaltılan 3 500 köy ve mezradan zorunlu olarak göç eden 400 000'i aşkın yurttaşımızın barınma, mülkiyet ve yerleşme hakları yıllardır çiğnenmektedir. Kusursuz sorumluluk, Anayasamızın ve hukukumuzun temel ilkelerindendir. Bölgesel kalkınma planı uygulaması ve devlet desteği eşliğinde gönüllü köye geri dönüş projesini yaşama geçirmek, sosyal hukuk devleti olmanın gereğidir.
Doğu ve Güneydoğu Anadoluda OHAL hukuken kalktı; ancak, ne yazık ki, hukuken kalkmakla, fiilen kalkmış olmuyor. Şeker bayramının ikinci günü, İdil İlçe Başkanımız gazete bayii Şehmuz Kaplan'ın evi ve arabasına el bombası atıldı. İlçe Başkanımızın evi, polis lojmanlarına 20 adım, İlçe Emniyet Müdürlüğüne ise 150 metre mesafede. Daha evvel işyeri üç kez yakılan -en son 1999'da bombalanan- Şehmuz Kaplan gibi gerçek yurtseverlere yönelik baskılar dinmedikçe, OHAL'in kalkmasının hiçbir anlamı olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çocuk emeği sömürüsü, ülkemizde giderek daha yaygınlaşıyor. Sokakta yaşayan çocukların, tiner ve şiddete yenik düşen çocuk bedenlerinin sayısı giderek artıyor. Sekiz yıllık zorunlu temel eğitim hakkından mahrum kılınan kız çocuklarımızın dramı devam ediyor. Bu ve diğer insan hakkı ihlalleri, 2000'li yıllarda ülkemizin ayıbını oluşturmaktadır. Hükümetten, bu ayıbın silinmesi için gerekli kararlılık içinde olmasını bekliyoruz. Son yasal düzenleme çabalarını, bu doğrultuda atılmış olumlu adımlar olarak değerlendiriyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, buradan, iki gün sonra Kopenhag Zirvesinde bir araya gelecek olan AB ülkeleri liderlerine seslenmek istiyorum: Son iyileşmelere ve Ulusal Program çerçevesinde atılmış olan son derece olumlu adımlara rağmen, ülkemizin, hâlâ, insan hakları alanında çözümlenmesi gereken sorunları vardır. Bu bir gerçektir; ancak, hiç kimse, bu eksiklikleri Türkiye'yi Avrupa Birliğinden uzak tutmanın, Avrupa Birliğini bir Hıristiyan kulübüne dönüştürerek medeniyetler çatışmasının gerekçesine dönüştürmemelidir. Unutulmasın ki, Atatürk önderliğinde kurulmuş olan laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş yapısıyla, sadece kendi çevresinin değil, AB üyesi olması halinde, Avrupa Birliğinin de istikrar içinde gelişmesinin ve toplumsal barışının güvencesini oluşturacaktır.
Saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
9 konuşma daha · 10 Aralık 2002