İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 109. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İnsan hakları ve ana hürriyetlerini korumaya dair sözleşmenin oluşturduğu denetim mekanizmasının değiştirilmesine ilişkin 14 nolu protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s 1007)

Algan Hacaloğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 109. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mayıs 2006 · 1.258 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Algan Hacaloğlu (CHP), 31 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İNSAN HAKLARI VE ANA HÜRRİYETLERİNİ KORUMAYA DAİR SÖZLEŞMENİN OLUŞTURDUĞU DENETİM MEKANİZMASININ DEĞİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN 14 NOLU PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S 1007)); konuşma 1.258 kelime.

Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “İnsan hakları ve ana hürriyetlerini korumaya dair sözleşmenin oluşturduğu denetim mekanizmasının değiştirilmesine ilişkin 14 nolu protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s 1007)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2006-05-31-insan-haklari-ve-ana-hurriyetlerini-korumaya-dair-sozlesmenin-olusturd (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, hepinize saygılarımı sunuyorum. Görüşülmekte olan yasa tasarısının 1 inci maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Konu, insan hakları ve bugün bizim katılmadığımız oturumda, bilerek, siyasî irademizi kullanarak katılmadığımız oturumda, sizler, Sayın Cumhurbaşkanımızın geri çevirmiş olduğu sosyal güvenlik ve sağlık haklarını ilgilendiren yasa tasarısını onayladınız.

Sosyal güvenlik ve sağlık hakları, temel insan hakları arasında yer alır. Bizim tespitimize göre, ne yazık ki, siz, burada kabul etmiş olduğunuz, IMF'nin düzenlemiş olduğu şablon üzerinde geliştirilmiş bir yasal düzenlemeyle insanlarımızın sosyal güvenlik ve sağlık hakları üzerine bir kırmızı çizgi çizdiniz. Birçok yönleriyle, bugün kabul etmiş olduğunuz yasa, gelecekte, yurttaşlarımızın sosyal güvenlik ve sağlık haklarının ihlal edilmesine yasal bir zemin oluşturacaktır. Biz, bazı -ANAP'lı zannediyorum- milletvekili arkadaşların ifade ettiği gibi, bugün, bu toplantıya katılmamakla bir görev ihmali içinde olmadık; sizin, bu geleceğe yönelik temel hak ihlalinize yasal zeminde katkıda bulunmak istemedik.

Değerli arkadaşlarım, benden evvel söz alan arkadaşlar ifade ettiler; ben de bir kısa çerçeve çizmek istiyorum.

Bilindiği gibi, 1948 Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinin denetimini sağlamaya yönelik olarak Eylül 1953'te Avrupa İnsan Hakları Komisyonu faaliyete geçmişti ve bu çerçeve, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komisyonu olarak, bir üçlü mekanizma halinde işlev gördü bir süre. Ancak, giderek, Komisyonun yükü 1981 yılında 404 iken, 1997 yılında 1997'ye... Keza, mahkemenin yükünde benzeri şekilde artış oluştu ve tıkanma belirlendi. Bunun üzerine, 1 Kasım 1998 yılında 11 Sayılı Protokol kabul edildi. Buna göre, o zamana kadar part time dediğimiz, belirli sürelerle çalışan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Komisyon lağvedildi; yerine, tam gün faaliyet gösteren İnsan Hakları Mahkemesi şekillendi. Ancak, benden evvel söz alan değerli arkadaşım Öymen'in de ifade ettiği gibi, mahkemenin yükü hızla arttı. Bu artış, özünde, temelinde, belki insan hakları ihlallerinin artışından kaynaklanmıyordu. Artış, böyle hak ihlallerini denetleme yolları konusunda ülkelerin, insanların giderek daha yaygın bir şekilde bilgilenmesinden ve hak arama yollarını kullanmalarından kaynaklandı.

Bakınız, 1998 yılında 18 200 yeni müracaat olmuştu. 2004 yılında bu rakam 44 000'e yükseldi; artış, yüzde 140 oldu. Bu, doğal olarak, mahkemenin denetim işlevini geliştirebilmek için daha etkin yollar aranmasına yol açtı ve sonuçta, 14 Nolu Protokol gündeme geldi ve bu protokolü, Türkiye, 6 Ekim 2004 yılında imzaladı. Bugün, burada, bu protokolün onaylanmasına ilişkin müzakereyi sürdürüyoruz.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu protokolü onaylıyoruz ve ona olumlu oy vereceğiz. Tabiî, bu protokolün onaylanmasıyla Avrupa İnsan Hakları Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesinin denetimi ve bu konuda hak ihlallerine yönelik hak arama kanallarının daha etkinleştirilmesi sağlanacaktır.

Burada, tek yargıçlı sistem, 3 yargıçlı sistem -yani, komiteler- 7 yargıçlı daireler ve 17 yargıçlı büyük daire şekillendi, işlev üstlendi ve mahkemenin sürati arttı, görev alanı genişledi. Halen 46 ülke bu mahkemede temsil edilmektedir, onaylanmış durumdadır. 44 ülkeden 46 hâkim görev yapmaktadır. Bilindiği gibi, yıllardır, çok değerli bir yargıcımız Rıza Türmen de bu mahkemede görev yapmaktadır.

Mahkemenin, 2005 yılında almış olduğu 1 105 karardan 290 tanesi Türkiye'yle ilgili değerli arkadaşlarım, yani, yüzde 26'sı Türkiye hakkında idi ve bunun devamında, Ukrayna yüzde 10,9; Yunanistan yüzde 9,5; Rusya yüzde 7,5; İtalya ise yüzde 7,2'yle yer edindi.

Bu, şu demektir değerli arkadaşlarım: Avrupa Birliği kapısında müzakere sürecini sürdürmekte olan Türkiye'nin insan hakları karnesi kırıktır. 2005 yılı, yani, iktidarda olduğunuz dönemin şu geçen yılında Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok çizik yiyen, aleyhinde karar alınan bir ülke durumundadır.

2005 yılında alınmış olan kararlar içinde yaşam hakkı… Yani, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2 nci maddesi kapsamında 28 karar alınmıştır yaşam hakkına ilişkin; bunun 23 adedi Türkiye'yle ilgilidir. Keza, 3 üncü maddeyle ilgili -yani, işkence ve kötü muameleyle ilgili- alınmış olan 55 karardan 29 adedi, yine Türkiye'yle ilgilidir. Özgürlüklerin kısıtlanması; 18 karardan 4'ü Türkiye'yle ilgilidir. Din ve inanç özgürlüğü konusunda 1 karar alınmıştır; o da türbanla ilgili bir karardır, Leyla Şahin'in; reddedilmiştir; o da Türkiye'yle ilgilidir. İfade özgürlüğü konusunda -10 uncu madde- alınmış olan 18 kararın 3 tanesi Türkiye'yle ilgilidir; yani, bunlar, bu alanlarda temel hak ihlallerini ilgilendiren kararlar. Keza, örgütlenme hakkı konusunda alınmış olan 12 karardan 7 tanesi, Türkiye'de örgütlenme hakkının çiğnendiğine ilişkin kararların tescili niteliğinde olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu alınmış olan kararlar 2005 yılında işlenmiş olan hak ihlalleriyle ilgili değildir; bunlar, 90'lı yılların ikinci yarısında açılmış olan davaların sonuçlanmasıyla ortaya çıkan kararlardır; ama, ne yazık ki insan hakları, büyük bölümü 90'lı yılların ikinci bölümünde, bazıları 2002-2003 yıllarında gündeme girmiştir- Türkiye'de, günümüzde, yıllardır, temel hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi, ihlal edilmesi hızla devam etmektedir. 12 Eylülle başlayan temel hak ve özgürlüklerin tırpanlanması sürecine yönelik yasal zemin, ne yazık ki, yeterince ikame edilememiştir. Demokrasimizin çıtası, ne yazık ki, yeterince yükseltilememiştir.

Bakınız, bu yıl, mayıs ayı içinde, geçen üç -dört hafta içinde, bildiğiniz gibi, piyasalar, yüzde 17,6 düzeyinde bir kısmî devalüasyonu kendiliğinden gerçekleştirdi. Bunun pek çok yansımaları oldu; faizler de bir miktar arttı, yüzde 2,5 oranında. Ama, bir alanda, çok net olarak bunun bir yansıması oldu: Bildiğiniz gibi 2006 yılında, program, kişi başına millî geliri 5 216 dolar olarak belirlemişti. Sayın Başbakanımız, geçen yıl, kişi başına millî gelir 5 008 dolar olduğu zaman "bakınız, Türkiye, artık, gelişmekte olan ülkeleri aştı, Avrupa'yla arasını kapatıyor ve 2006 yılında ciddî bir mesafe kat edeceğiz" demiş idi. Ne yazık ki, geçen üç hafta içinde, piyasalarda yapılan bu düzeltmeyle makyaj döküldü ve aniden, Türkiye'de kişi başına millî gelir 918 dolar azaldı. Yani, bu yıl, eğer, kur yeniden geriye inmezse, dolar ucuzlamazsa, bu düzeyde kalırsa, hiç artmazsa, kişi başına millî gelir, yıl sonunda 4 298 dolar olacak; geçen yıl 5 008'di.

Bunu niye söylüyorum değerli arkadaşlarım; Türkiye'de, 1 000 000 insan açlık sınırında yaşıyor; Türkiye'de 20 000 000 insan yoksulluk sınırında yaşıyor; oysa, sağlıklı yaşam için, Türkiye'nin, Türkiye insanının gelirinin artması gerekiyor, sağlıklı beslenmesi gerekiyor. Ancak, bir tarafta, Türkiye çiftçisi son yılların en yoksullaştırıldığı bir dönemden geçmekte, diğer taraftan, genel anlamda, Türkiye'de kişi başına millî gelirin Avrupa ülkeleriyle göreli olarak arası açılmaktadır.

Bir diğer temel insan hakları alanı, çalışma yaşamıyla ilgilidir. Değerli arkadaşlarım, TÜİK, yani, Devlet İstatistik Enstitüsü, rakamları yaldızlıyor. İddia ediyorum buradan; işsizlik, yüzde 11,8 değildir Şubat 2006 ayında -yani, en son, geçenlerde ilan edilen rakamlar- işsizlik, yüzde 23'tür! Bunu, birçok kere buradan ifade ediyoruz; çünkü, çalışmak isteyip de iş aramayan 3 000 000'a yakın kişi, bu hesaplara dahil edilmemektedir. Keza, gençler arasındaki işsizlik, kentlerde yüzde 34 düzeyindedir. Gerçekten, bugün, soracak olursanız, en ciddî insan hakları ihlali nedir diye sorarsanız, işsizlik derim; yani, insanların o en temel haklarından olan çalışma hakkını kullanmak konusunda karşılaşmakta oldukları zorluk derim. İktidarınızın, IMF'ye endeksli politikalarla Türkiye insanını getirdiği bu nokta, ne yazık ki, demokrasimizin bir ayıbı olarak önümüzde durmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, çocuk hakları ihlali, çok temel bir alan. Bugün, binlerce, binlerce çocuğumuz, sokakta yaşamakta, eğitim hakkını kullanamamakta, sağlıklı beslenememekte ve sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürememektedir; bunu, hepimiz görüyoruz. Özellikle doğu ve güneydoğuda rakamlar son derece yüksektir. Buna yönelik mahkemelere gidilmese dahi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine çocuklarımız müracaat etmese dahi, bunu, toplumumuzun, demokrasimizin en temel sorunlarından biri olarak görmeliyiz.

Değerli arkadaşlarım, ayırımcılık, kadın-erkek eşitliği konusunda yeterince duyarlı olmamak, resmî kongrelerde haremlik selamlık düzenlemelerine gitmek, kadınlarımız için pozitif ayırımcılık ilkelerinin yaşama geçirilmemesi; bunlar, Türkiye'nin demokrasisinin eksiklikleri arasındadır.

Değerli arkadaşlarım, bir temel hak ihlali alanı, barınma hakkıyla ilgili. Barınma hakkı, sadece doğu, güneydoğuda değil; büyük kentlerde, İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Mersin'de, gecekonduların yeşerdiği o sağlıksız konutlarda, çocuklarımız, aileler, sağlıklı barınma hakkını gereğince kullanamıyorlar. Ama, bu kürsüden, birçok defalar ifade ettim; doğu ve güneydoğuda, o bir daha yaşanmasını istemediğimiz -ancak, son zamanlarda yeşeren terörle- geçmişi gözlerimizin önüne bir karabasan gibi getiren terör olayları sürecinde, çatışma döneminde, 3 428 köy ve mezra boşaltılmıştı. Burada, bir yasa geçirdik. Yurttaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kapısında haklarını aramaları yerine, geçirdiğimiz yasayla, hem o çatışma döneminin mağduriyetlerinin karşılanması hem de güvenlik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(AK Parti sıralarından "yeter" sesleri)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 31 Mayıs 2006

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook