İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Ali İhsan Köktürk

Zonguldak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Nisan 2010 · 934 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali İhsan Köktürk (CHP), 20 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 934 kelime.

Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 20 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2010-04-20-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine yönelik kanun teklifinin 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Laik, demokratik, sosyal hukuk devletimiz Anayasa’nın 2’nci maddesinde ve Anayasa’nın “Başlangıç” metninde ifadesini bulan yasama, yürütme, yargı erklerinin birbirinden bağımsızlığı yani kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde şekillenmiştir.

Yine hepimiz biliyoruz ki kuvvetler ayrılığı ilkesi erklerin birbirine üstünlüğü anlamına gelmemektedir; tam tersine, Anayasa’daki metnin tanımlamasıyla erklerin arasındaki medeni bir iş birliği anlamını taşımaktadır.

Yine Anayasa’mızın egemenliği düzenleyen 6’ncı maddesine göre, egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Türk halkı, halkımız, egemenliği, Anayasa’nın koymuş olduğu esaslara göre, değişik organlar aracılığıyla, organlar kanalıyla kullanır. Yani değerli milletvekilleri, gerek bizim Anayasa’mız gerekse bütün demokratik anayasalar egemenlik kavramını sadece yürütmeye, sadece siyasal iktidara has bir kavram olarak tanımlamamıştır. Egemenlik kavramı sadece yürütmeye tanınan mutlak bir yetki değildir. Bu nedenle bütün demokratik anayasalar egemenlik yetkisini dağıtmış, parçalamış, hiçbir kişiye, sınıfa, zümreye, gruba veya tek bir siyasal partiye veya iktidara, hangi oyla gelirse gelsin tek bir siyasal iktidarın mutlak egemenliğine bırakmamıştır.

Yine demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan kuvvetler ayrılığının doğal sonucu yargı bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güvence altına alınmasıdır. Bu, aynı zamanda hukuk devletinin ön koşuludur.

Değerli milletvekilleri, ancak dünden bu yana, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, parmak çoğunluğuna dayanarak yasamaya egemen olan yürütmenin yargıya da hâkim olmasını sağlayacak, hukuk devletinin norm ve ilkelerini ortadan kaldıracak, parti devletine gidişin son aşamasını yaratacak bir değişiklik paketini görüşüyoruz. Bu değişiklik paketiyle açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veren halkımızın temel sorunlarını bir kenara bırakarak, bundan tam iki yüz yılı aşkın bir süre öncesine giderek, 1789 tarihli Fransız Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde tanımlanan “Hakların güvence altına alınmadığı, erkler ayrılığının sağlanmadığı bir toplumun anayasası yoktur.” anlayışını Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu kadar süre sonra, iki yüz küsur yıl süre sonra yeniden tartışmaya, değerlendirmeye açıyoruz. Bundan iki yüz altmış-iki yüz yetmiş yıl kadar önce yaşamış Montesquieu’nün bütün gerçek demokrasilerde kabul gören “Eğer yargı gücü yürütme ve yasama güçlerinden ayrılmazsa, o ülkede özgürlük yoktur.” ifadesinin gerisine düşen bir iktidar anlayışını, bir AKP anlayışını hayretle ve ibretle izliyoruz.

Değerli milletvekilleri, yazdıkları hukuk kitaplarında bu temel normları öğrencilerine ders kitabı olarak okutan, katıldıkları sempozyumlarda az önce belirtmiş olduğumuz genel ilke ve normları kararlılıkla savunan, ancak bugün “Onlar bizim kişisel görüşümüzdü, şimdiki söylemlerimiz resmî görüşümüz.” diyebilen iktidarın Adalet ve Anayasa komisyonları başkanlarının AKP’nin kanatları altında siyasal ikbal uğruna geldikleri noktayı izlerken ülkemiz adına gerçekten büyük kaygı, onlar adına büyük üzüntü, büyük beis duyuyoruz.

Değerli milletvekilleri, tartışmasız gerçek şudur ki, bu değişiklik teklifi, aslen bu değişiklik tasarısı üç temel konu üzerinde şekillenmiştir: HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilmesi ve hangi şart ve koşullarda olursa olsun parti kapatmalarının mutlak olarak önlenmesi dışında kalan diğer maddeler, Sayın Başbakanın deyimiyle, “Halkımızın bu hapı kolay yutmasına yönelik, bunu kolaylaştırıcı düzenlemelerdir.” ve diğer bir başka deyimle, tavşan-havuç yöntemiyle, tavşan-havuç modeliyle tasarıya yerleştirilen ve arkasındaki gerçek ve arkasındaki gerçek ölüm kapanını gizleyen önerilerdir.

Nitekim, görüşmekte olduğumuz 3’üncü madde bu değişiklik tekliflerinden birini oluşturmaktadır. Bu maddeyle, Anayasa’nın 23’üncü maddesindeki yerleşme ve seyahat özgürlüğü düzenlenmektedir. Değerli milletvekilleri, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki tüm siyasi grupların üzerinde anlaşabilecekleri bu temel hak ve özgürlüklere yönelik düzenleme dahi, madde yazımındaki, maddenin düzenlenmesinde teklif sahiplerinin özensizliği ve dikkatsizliği nedeniyle Anayasa Komisyonunda uzun tartışmalardan sonra neticelendirilebilmiş, Genel Kurulun gündemine getirilebilmiştir. Değişiklik tasarısıyla aslen öngörülen Anayasa’nın 23’üncü maddesinin beşinci fıkrasında değişiklik yapılması olmasına karşın, Anayasa Komisyonunun önüne gelen metinde Anayasa’nın 23’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının değiştirileceği ifade edilmiş, Komisyonda yer alan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin yoğun çabaları ve konuyu uzun uzun anlatmaları sonucunda ancak bu madde şimdiki hâliyle, kısmen de olsa düzeltilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna taşınmıştır.

Değerli milletvekilleri, değiştirmek istediği fıkra numarasına dahi dikkat etmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışı, üç temel konu dışındaki önerilere aslında kör bakması nedeniyle, temel hak ve özgürlüklere yönelik bu Anayasa maddesi konusunda gereken özeni, gereken saygıyı, gereken itinayı dahi göstermemiştir. Ayrıca “Vatandaşın yurt dışına çıkması ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.” şeklindeki hak ve özgürlükleri genişleten düzenleme, tasarı metnindeki “ceza kovuşturması” kavramını çıkartarak, daha genel bir ifade, daha genel bir kavram olan “suç soruşturması ve kovuşturması” kavramını Anayasa maddesine geçirerek hak ve özgürlüklerin sınırlanmasının alanını daha da genişletmiştir.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, burada söylemek istediğimiz husus şu: Tabii ki Anayasa metinlerinde temel hak ve özgürlüklerin önünü açan düzenlemelere hepimiz sahip çıkmak zorundayız, hepimiz bu hukuki düzenlemelerin yanında olmak zorundayız, ancak aslolan, bu Anayasa değişikliklerinin, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesinin soyut kavramlar olarak Anayasa’ya girmesi midir yoksa sosyal ve ekonomik yaşam koşullarının buna yönelik düzenlemeleri geliştirmek suretiyle yaşama geçmesini sağlamak mıdır?

Ben burada teklif sahibi sayın milletvekillerine ve Bakanlar Kurulu sıralarında oturan değerli bakanlara sormak istiyorum: Değerli bakanlar, değerli milletvekilleri, teklif sahibi milletvekilleri; bu getirilen düzenleme, seyahat özgürlüğüne yönelik sınırlamaları daraltan düzenleme, oğlunun cebine, çocuğunun cebine 1,5 milyon lira harçlık koyarak okula gönderemeyen, çocuğunun okul masraflarını karşılayamayan ailelerin acaba seyahat özgürlüğünü genişletecek mi? Ben bunu merak ediyorum. Acaba her gün “iş bulurum” umuduyla evden çıkan ancak bir tek ekmek alarak eve dönemeyen 7 milyon işsizin seyahat özgürlüğüne acaba bir katkı sağlayacak mı? Asgari ücretin altında maaş alan ancak, buna rağmen sadece çocuklarının değil torunlarının dahi geçimini üstlenmek zorunda kalan, bir bardak çayı kahvede boğazına düğümlenerek içen, bir bardak çaya para ödememek için evinden ayrılarak kahveye dahi gidemeyen emeklilerimizin acaba seyahat etmesini, sayın başbakanlar gibi, sayın bakanlar, sayın cumhurbaşkanları gibi değişik ülkeleri, değişik memleketleri görmesini sağlayacak mı?

Yine, bu getirdiğiniz düzenleme, her gün kapısına kilit vuran, sigorta, BAĞ-KUR primlerini ödeyemeyen, BAĞ-KUR primlerini ödeyemediği için çalışma sürelerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

76 konuşma daha · 20 Nisan 2010

76 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook