Mesut yılmaz ve güneş taner haklarında meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/ 5-6 )
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 25. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Aralık 2003 · 901 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 9 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MESUT YILMAZ VE GÜNEŞ TANER HAKLARINDA MECLİS SORUŞTURMASI AÇILMASINA İLİŞKİN (9/ 5-6 )); konuşma 901 kelime.
Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “Mesut yılmaz ve güneş taner haklarında meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/ 5-6 )”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2003-12-09-mesut-yilmaz-ve-gunes-taner-haklarinda-meclis-sorusturmasi-acilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Samsun Milletvekili Haluk Koç ve 55 milletvekili arkadaşımızın, Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanununun 205 inci maddesine uyduğu iddiasıyla eski Başbakan Ahmet Mesut Yılmaz ve Devlet eski Bakanı Güneş Taner hakkında Anayasanın 100 üncü ve İçtüzüğün 107 nci maddeleri uyarınca bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, bugün burada görüşmekte olduğumuz üçüncü dosyanın mesnedi de, bu daha önceki iki dosyayla birlikte, Meclisimizin, daha önce, yolsuzlukları araştırmakla, yolsuzlukların nedenlerini araştırmakla ilgili kurmuş olduğu komisyonun hazırlamış olduğu 1 100 sayfalık rapordur; bu raporun gereklerinin bir parçası olarak gündeme getirilmiştir. Bu 1 100 sayfalık raporda ne var; 1 100 sayfalık raporun 700 sayfası, her biri yarım sayfalık metinler halinde -çok uzun yıllara sâri değil bu- yakın geçmişimize dönük yolsuzlukları, fazla ayrıntıya girmeden, başlıklarıyla vermeye çalışan bir rapor olarak düzenlenmiştir. Aynı raporun başlangıcında bir yolsuzluk tanımı yapılmış ve "kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılmasıdır" denilmiştir; yolsuzluğu, en kısa tanım olarak "kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılmasıdır" diye ifade etmiş.
Değerli arkadaşlarım, peki, şimdi hepimiz düşünmek zorunda değil miyiz; kamu gücünün, bu kadar kısa süre içerisinde, bu kadar yoğun biçimde kötüye kullanılmış olabilmesinin nedenleri nelerdir? Eğer, bu kamu gücünün, bu kadar kısa sürede, bu denli yoğun biçimde kötüye kullanılabilmesinin nedenlerini bu Meclis bulup oluşturamazsa, nedenlerini bulup gerekli önlemlerini alamazsa, sadece geçmişte Başbakanlık yapmış veya bakanlık yapmış birkaç milletvekili hakkında soruşturma açtırmak veya Yüce Divana göndermenin yolunu açmak, Türkiye'nin önünde duran bu devasa sorunu aşabilmeye yetecek midir?
Değerli arkadaşlarım, bakın, aynı rapor, bu sorunların nereden kaynaklandığını kısmen anlatmaya çalışıyor. Deniliyor ki: "Yolsuzlukların yaygınlaşmasına, 1980 yılından itibaren gündeme oturan küreselleşme ivme kazandırmıştır. Yolsuzluk, gelişmekte olan ülkelerde kaynakların yağmalanmasına neden olmakta ve yolsuzluğun artmasına sebep olmaktadır."
Değerli arkadaşlarım, bu raporun bir kısmına, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın itirazları var; ama, bu raporun tamamını, İktidar Partisine mensup arkadaşlarımız kabul ettiler, onların bu rapora hiçbir itirazları söz konusu değildir. Türkiye garip bir ülke; maalesef, siyaseti de öyle. Belli dönemleri, işimize geldiğinde, uygun bulduğumuzda göklere çıkarabilen, onu, Türkiye'nin kurtuluşu, Türkiye'nin önünü açan bir süreç diye değerlendiren; ama, bir başka dönemde, bir başka noktada, işimize gelmediğinde, bütün kötülüklerin sorumluluğunu, vebalini o döneme yüklemekte, daha üç gün önce, beş gün önce veya aynı gün, bir başka arkadaşımızın, bir başka yerde göklere çıkardığı bir süreci yerin dibine batırmakta hiçbir mahzur, hiçbir beis görmeyen bir siyaset anlayışımız var. Bir defa, sanıyorum, bu yaklaşımdan, başta İktidar Partisi olmak üzere, öncelikle Türkiye siyasetinin kurtulması gerekir.
Değerli arkadaşlarım, 1980'den sonraki süreç -doğrudur- Türkiye'de, yolsuzluğun ve her türlü dejenerasyonun önünü alabildiğine açmıştır; çünkü, küreselleşme dediğimiz anlayışın, Türkiye'de hedef aldığı etkinliği ve ağırlığı oluşturabilmesinin koşullarından olmazsa olmazı, Türkiye insanının geleneklerinde, göreneklerinde, karakterinde, yaşam biçiminde önemli değişiklikleri yaratabilme becerisine bağlıdır ve maalesef, üzülerek ifade etmek durumundayız ki, son yirmi yıllık süreç içerisinde Türkiye'nin bu değerlerini koruma mücadelesi edenlerin karşısında, Türkiye'nin bu değerlerinden vazgeçmesi noktasında olağanüstü gayret sarf eden ve bu anlamda olağanüstü güçlerin desteğini alan kesimlerin ciddî mesafe kat ettikleri, bu raporla da -1 000 sayfalık bu raporun 700 sayfasında yer alan yolsuzlukların sadece başlıklarıyla da- açık bir biçimde görülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu süreçte, banka satışlarından özelleştirme işlemlerine, devlet ihalelerinden Merkez Bankasının görev zararlarına, usulsüz kredilere, petrol ve petrol ürünleri ithalatından Tekel 2000 sigarası ihracatına, SSK ve Bağ-Kurun tam otomasyon projesinden ilaç ve sağlık malzemeleri alımlarına, borç ertelemelerinden altın hisse uygulamalarının kaldırılmasına, ÇEAŞ, Kepez uygulamalarından AKTAŞ Elektrik Şirketi uygulamalarına, Ilgın Termik Santralı ihalesinden Kırklareli Doğalgaz Santralı uygulamalarına, Karayolları Genel Müdürlüğü keşif artışlarından Emlak Bankası Bahçeşehir projelerine, Turizm Bakanlığına, Tarım Bakanlığına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, aklınıza gelebilecek her alana; yani, memleketin basılmadık bir karış toprağının bırakılmadığı biçimde her alana yaygınlaştırılmış yolsuzluklar var; bu yolsuzluklardan bahsediliyor ve nihayetinde, bütün bunların zirvesinde, Türkiye'nin içerisine düşmüş olduğu ve Türkiye'nin çok ciddî kaynak kayıplarına neden olan bu yolsuzluk sürecinin zirvesinde bu yolsuzlukların Susurluk'u diyebileceğimiz bir örnek, Türkbank özelleştirmesi önümüze geliyor, Türkbank ihalesi önümüze geliyor.
Arkadaşlarımız biraz önce ifade etmeye çalıştılar, ayrıntılarına girmeye çalıştılar; ama, ben, bizi dinleyen yurttaşlarımızın da bir kez daha, çok kısa biçimde, hafızalarını yenileyebilmek için, Türkbank ihalesini birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkbank ihalesi, bir devlet bakanı ve bir başbakanın, parasının kaynağı yeterince belli olmayan bir işadamına, parasının kaynağı tartışmalı olan bir işadamına, bir mafya grubunun içerisindeki komisyoncu kimliği önceden bilinerek, bir televizyon kanalının, bankanın, söz konusu grubun bankayı almasının karşılığı olarak verilmesi suretiyle, gece yarıları evlerde, otel lobilerinde, daha önce kamulaştırılıp kasasına yüz milyonlarca dolar para konulduktan sonra satılmak istenirken, âdeta suçüstü yapılırcasına, bütün yurttaşlarımızın, bütün çıplaklığıyla ve dudakları uçuklayabilecek bir biçimde ve netlikte görebildiği bir süreç olarak ortaya çıkmıştır; ama, bugün, özellikle İktidar Partisine mensup arkadaşlarımızın ısrarla korunmasını ve muhafaza edilmesini istedikleri yöntemlerle bugüne kadar bu olayın üzerine hiçbir şekilde gidilememiştir. Siyasetin, kendi içerisindeki dengeler, "sen şunu görme, ben bunu görmeyeyim; sen şunu affet, ben bunu affedeyim" anlayışı Türkiye siyasetinde yıllarca etkin olmuştur ve etkinliğini sürdürmüştür.
Değerli arkadaşlarım, eğer bu anlayışın, bu mevcut düzenlemelerin değişmesine bu dönemde de fırsat vermezsek, hiç şüpheniz olmasın, bu süreç, böyle olmaya, böyle yürümeye devam edecektir.
Türkiye'nin, bugün, bu yolsuzlukları tartışmasında en çok üzerinde durulan konular nelerdir; ihaleler ve özelleştirmeler. Şimdi, mesela, Maliye Bakanımıza "bu özelleştirmeyi nasıl yapacaksınız, burayı nasıl satacaksınız" diye soru sorulduğunda ne diyor: "Babalar gibi satarım." Ne demek babalar gibi satarım?! Babalar gibi satarım şu demek: Ben, yasa masa tanımam. Ben, aklıma nasıl eserse, öyle satarım!.. Bu uygulamaların bizi nereye taşıyacağı belli değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
17 konuşma daha · 9 Aralık 2003