İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 25. BİRLEŞİM · SALI

Mustafa cumhur ersümer ile zeki çakan haklarında meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/4-7)

Kemal Kılıçdaroğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 25. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Aralık 2003 · 1.002 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 9 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER İLE ZEKİ ÇAKAN HAKLARINDA MECLİS SORUŞTURMASI AÇILMASINA İLİŞKİN (9/4-7)); konuşma 1.002 kelime.

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “Mustafa cumhur ersümer ile zeki çakan haklarında meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/4-7)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2003-12-09-mustafa-cumhur-ersumer-ile-zeki-cakan-haklarinda-meclis-sorusturmasi-a (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Yüce Divana giden bakan sayısı 12 ve ilk soruşturma komisyonu da 26 Ocak 1928 yılında kuruluyor. O dönem, Yavuz Zırhlısının onarımı dolayısıyla kamuoyuna yansıyan olaylar Parlamentoda gündeme getiriliyor ve Parlamentoda bir bakan ve bir milletvekili, yargılanmak üzere, Yüce Divana gönderiliyor ve her ikisi de Yüce Divanda mahkûm oluyor.

1920'lerin, 1923'lerin Parlamentosuna baktığınızda, o Parlamentonun, Ulusal Kurtuluş Savaşını veren, yorgun, ama, onurlu bir Parlamento olduğunu görüyoruz. Kendileri, üzerlerine düşen her türlü şaibeyi rahatlıkla soruşturan ve olayların üzerine yüreklilikle giden bir Parlamento. Bu Parlamento, Türkiye Cumhuriyeti Halkının gönlüne taht kuran bir Parlamentodur.

Çokpartili demokratik rejime geçtikten sonra, Parlamentonun daha gelişmesi, toplumda daha da saygınlık kazanması gerekirken, süratle ivme kaybettiğini, halkın Parlamentoya olan güveninin büyük ölçüde yitirildiğini görüyoruz. Özellikle 1980 sonrası, Parlamentonun, bir çamaşır makinesi gibi, birbirini aklayan bir mekanizmalar zincirini gündeme getirdiğini görüyoruz ve kamuoyu yoklamalarında "en çok güvenilen, itibar edilen kurum hangisidir" denildiği zaman, Parlamentonun, maalesef, son sıralarda yer aldığını görüyoruz.

Bu yeni yasama döneminde, Parlamentonun, yine, saygınlık kazanması, itibar kazanmasını istiyorsak, halkın gözünde "evet, bu Parlamento, kendi üzerine düşen şaibeleri ortadan kaldırabilecek yüreklilikte bir Parlamentodur" diyebiliyorsak, biz, bir sistem kurmalıyız. Soruşturma komisyonları kurmak marifet değildir arkadaşlar. Marifet, yolsuzlukları engelleyebilecek mekanizmaları kurmaktır, o mekanizmaları harekete geçirmektir, parlamentere saygınlık kazandıracak yasaları süratle Parlamentodan geçirmektir.

İmar Kanunuyla ilgili düzenlemeler, sanıyorum, önümüzdeki haftalarda Genel Kurula inecektir ve orada göreceksiniz ki, Türkiye Cumhuriyetinde bir bankada yapılan yolsuzlukları, hırsızlıkları, belki içimiz burkularak, belki biraz hayrete kapılarak, belki de yahu bunlar da olur mu diyerek göreceğiz. Neden; çünkü, sistemi kuramadığımız için. Eğer biz sistemi kurabilirsek, yolsuzlukla mücadele konusunda çok daha sağlıklı, çok daha yürekli adımlar atmış olabiliriz. Örneğin, bizim bir milletvekilimizin, Sayın Algan Hacaloğlu'nun, siyasî ahlak yasasıyla ilgili teklifi var. Bu siyasî ahlak yasası, uzun süredir komisyonlarda bekliyor. Niçin Genel Kurula inmiyor; hükümet, niçin bu yasaya sahip çıkmıyor? Eğer bu yasalara sahip çıkılırsa, Parlamentonun saygınlığını geri kazandırmış oluruz.

Değerli milletvekilleri, önümüzde tartıştığımız konu, gerçekten, çok önemli bir konu. Benden önce konuşan arkadaşımız pek çok soruna dikkat çekti. Ben, sadece, birkaç konuya dikkatinizi çekeceğim; çünkü, sürem oldukça sınırlı.

Doğalgaz enerji santrallarıyla ilgili olarak, 1999 yılında, Devlet Planlama Teşkilatı, hükümeti açıkça uyarıyor. İzninizle, o bölümü aynen okumak istiyorum.

"Müsteşarlığımızca yapılan çalışmada 2005 yılı itibariyle elektrik enerji sektöründe yaklaşık 15 milyar metreküp doğalgaz ihtiyacı gözükmesine karşılık, BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından 2005 yılı için aynı amaçla 30 milyar metreküp gazın tüketilmesinin planlandığı -düşünün, 15 milyar, 30 milyar; yüzde 100- ve buna göre gaz alım bağlantılarına gidildiği görülmektedir. Bu durumda, 2005 yılında yine yaklaşık 15 milyar metreküp gazın ihtiyaç olmaması nedeniyle tüketilemeyeceği ve bedelinin, al veya öde şeklinde anlaşmalar gereğince ödenmek durumunda kalınacağı, gazın tüketilmek istenmesi halinde de gereksiz santral yatırımlarına girileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, BOTAŞ Genel Müdürlüğü tarafından ortaya konulmuş olan tablonun gözden geçirilerek, ihtiyaç olmayan santral projelerinin listelerden çıkarılmasında, buradan hareketle yıllar itibariyle ülkemiz doğalgaz ihtiyacının, konut ve sanayi sektörlerinin ihtiyaçları da dikkate alınarak gerçekçi bir şekilde belirlenmesinde ve doğalgaz alım anlaşmaları ile iletim ve dağıtım projelerinin buna göre planlanmasında ve yapılmasında ülkemizin menfaatının bulunduğu, aksi takdirde, sağlıksız gözüken doğalgaz planlama çalışmalarının gelecekte ekonomiye ciddî bir yük getireceği anlaşılmaktadır."

Sadece bu müsteşar mı söyledi; hayır. Bu müsteşar görevden alındı, hükümet bir başka DPT müsteşarı atadı. O da, 20 Eylül 2000 tarihinde, aynı şekilde, dönemin hükümetini tekrar uyarıyor "Yapmayın, yanlış yapıyorsunuz, yüksek bedeller koyuyorsunuz, yüksek tahminler yapıyorsunuz, al veya öde anlaşmaları yapıyorsunuz ve bu ülkenin tüyü bitmemiş yetiminin hakkını siz çarçur ediyorsunuz." Ne oluyor; hiçbir şey olmuyor.

Şöyle bir liste var; Yolsuzlukları Araştırma Komisyonumuzun raporuna bu liste ekli. Burada, yapılan tahminler var. Bu tahminlerin tümü, DPT'nin yaptığı tahminlerin neredeyse yüzde 100 daha fazlası. Sadece, DPT ile BOTAŞ'ın yaptığı tahminler mi böyle; hayır. Bizim tüketebileceğimiz enerji miktarını gösteren, Dünya Enerji Ajansının yaptığı tahmin var. Örneğin, Dünya Enerji Ajansı, 2010 yılında Türkiye'nin 35 milyar metreküp doğalgaz tüketeceğini öngörürken, BOTAŞ'ın öngördüğü miktar yaklaşık 55 milyar metreküp.

Değerli arkadaşlar, şimdi, al ya da öde... Yüksek bedel belirliyorsunuz, yüksek kapasite belirliyorsunuz, sözleşme yapıyorsunuz, tüketemiyorsunuz. Tüketemeyince, Türkiye iki türlü zarara uğruyor; tüketemediğiniz doğalgaz yine Rusya'da kalıyor, tüketemediğiniz miktarın fiyatını siz buradan ödemeye başlıyorsunuz. Bunun adı da sorumlu yönetim olabilir mi; bunun adı sorumlu yönetim olamaz.

Ben, yine size Hazine Müsteşarlığı raporundan bir bölüm okumak istiyorum: "Doğalgaz arz fazlası dolayısıyla al ya da öde şartı kapsamında ve yüksek fiyatlı, garantili elektrik alımı anlaşmaları nedeniyle Hazinece 2002-2019 dönemlerinde üstlenilecek toplam maliyet 32 169 000 000 dolardır."

Yine, aynı şekilde, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun raporları var. Uzun, oldukça kapsamlı bir rapor olmakla beraber -bu rapor, Yolsuzlukları Araştırma Komisyonuna sonradan intikal eden bir rapor- oradaki sadece bir cümleyi okumak istiyorum: "Yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri projelerinde, kamu yararını gözetmeyen, hatalı ve usulsüz, çok sayıda işlem ve uygulama belirlenmiştir." Bunu da, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu söylüyor.

Bütün bunları yapıyoruz; sadece bunlarla kalsa, yine razıyız; iki ülke arasında fiyat revizyonları yapıyoruz. Yaptığımız fiyat revizyonlarının, Türkiye Cumhuriyetinin aleyhine gelişmeler sağladığını da unutmamanız gerekiyor değerli arkadaşlar. Oradan da, bir taraftan fiyat revizyonuyla daha yüksek fiyatlar öngörülürken, öbür taraftan da 13 235 780 dolarlık bir alacağımızdan tek taraflı vazgeçiyoruz. Diyeceksiniz ki, herhalde, BOTAŞ yetkilileri, bu fiyat revizyonunu yaparken, BOTAŞ Yönetim Kurulunun iznini alıp oraya gittiler; maalesef, BOTAŞ Yönetim Kurulunun da izni yok.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Gama Gasprom bir gün geliyor, Turusgaz oluyor. Yaptığınız bir anlaşma var; 1996 yılında yaptığınız bir anlaşma var ve siz, o anlaşmayı, sahte bir evrakla -altını çizerek söylüyorum; sahte bir evrakla- 1998 yılında yeniden yazıyorsunuz. 1998 yılında yapıyorsunuz; ama, sanki 1996 yılında yapılmış gibi onu yeniden düzenliyorsunuz, altını imzalıyorsunuz; 1996 yılındaki anlaşmayı da yok ediyorsunuz; yani, hileli evrak düzenlemesi ve fiyat formülü değiştirilerek, Türkiye'nin, 387 000 000 dolar zararına yol açıyorsunuz. Bunun altında imzası olanların, herhalde, bu Parlamentoya ve yüce yargıya hesap vermeleri kadar doğal hiçbir şey olamaz.

Bir başka konuya geleyim; belki, çok hızlı gidiyoruz; ama, süre yetersizliği nedeniyle gitmek zorundayız. Mavi Akım Anlaşması yapıyorsunuz. Bakın, bu anlaşmada aynen şöyle bir ifade var: "Söz konusu doğalgaz boru hattı, Rusya Federasyonunun topraklarında ve Karadeniz'in altında RAO Gasprom tarafından, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında ise RAO Gasprom'un anainşaat şirketiyle Türk şirketlerinin oluşturacağı bir konsorsiyum tarafından inşa edilecektir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

17 konuşma daha · 9 Aralık 2003

17 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook