İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · SALI

2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı

Ali Kemal Kumkumoğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 1.003 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS.(2 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) BAŞBAKANLIK,DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI); konuşma 1.003 kelime.

Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-2-nci-tur-gorusmelerinde-basbakanlik (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Başbakanlık bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Güneş'in bıraktığı yerden devam etmek istiyorum; çünkü, gerçekten, ülkemiz, sadece bugün AKP adına konuşan Sayın Kuzu'nun Başbakanlık bütçesi üzerinde yaptığı görüşmelerde değil, uzun zamandan bu yana, Türkiye'de sistem, rejim, bizatihi kendisi, bazen açık bazen kapalı biçimde, ama yoğun olarak tartışılmaktadır. Sorun, sadece tartışmalardan ibaret de bırakılmamaktadır. Aynı zamanda, sistemin çalışmadığının, işlemediğinin, yıprandığının, artık bu yapıyla yürüyebilmenin mümkün olamayacağının yurttaş tarafından, toplum tarafından kabullenilebilmesi, benimsenebilmesi için de özel çabalar, özel gayretler gösterilmektedir.

Yıllardan bu yana, devletin yaptığı her işin, mutlaka eksik olduğu, mutlaka içerisinde hatalar taşıdığı, mutlaka pahalı olduğu, mutlaka yanlış olduğu biçimindeki bir kanaat toplumun bütün kesimlerinde bilinçli bir biçimde, sistemli bir biçimde yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Eğer bir işi memur yaptıysa mutlaka yanlıştır, mutlaka içerisinde rüşvet vardır, mutlaka onun içerisine bir şekilde yolsuzluk bulaşmıştır; eğer bir şeyi devlet üretiyorsa, mutlaka devlet onu pahalıya üretiyordur; eğer bir hizmeti devlet görmeye çalışıyorsa, mutlaka o hizmet eksik görülüyordur, istismar ediliyordur biçimindeki bir ideolojik yaklaşım, yıllardan bu yana Türkiye'de sürdürülmektedir. Üstelik, bu ideolojik yaklaşımı sürdürenler, devlet de birtakım hizmetleri götürebilir, yürütebilir, özellikle bizim gibi henüz gelişmesini tamamlayamamış, sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelerde, bölgeleri arasında yoğun dengesizliklerin, farklılıkların ortaya çıktığı ülkelerde, yurttaşlarının asgarî çağdaş ihtiyaçlarını karşılama noktasında henüz sistemin kendisini toparlayamadığı, bu ihtiyaçlara karşılık veremediği süreçlerde devletin bu hizmetlerin bir kısmını taşıması son derece normaldir, doğaldır diyenlere karşı da "siz devletçisiniz, siz zaten seksen yıldan bu yana bu devletçi politikadan bir tek gün geri adım atmadınız" biçimindeki bir anlayışla, bir yaklaşımla, aynı zamanda, ideolojik bir saldırı yürütmektedirler, sürdürmektedirler.

1980 yılından bu yana, Türkiye, böyle bir bilinçli kampanyayla karşı karşıyadır ve şimdi geldiğimiz noktada, artık, bu Meclisin kürsüsünden, Başbakanlık bütçesi görüşülürken, iktidar partisine mensup birinci sözcü konumunda olan ve bu tür düzenlemelerde iktidar partisi adına çok ciddî çalışmalar yapan bir milletvekili arkadaşımız, başkanlık sistemini tartışmanın zamanının geldiğini hem Parlamentodaki milletvekilleriyle hem Türkiye kamuoyuyla paylaşabilmektedir.

BURHAN KUZU (İstanbul)Adını söyle, adını!

AHMET YENİ (Samsun)Doğru söylüyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Tabiî, bu noktaya birden gelinmemiştir. Bu noktaya bizi bu süreç getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, böyle bakıldığı zaman, Başbakanlık, hem yürütmenin kendi içerisindeki koordinasyonundan sorumlu hem de yürütme ile devletin diğer birimleri arasındaki sorumluluğu üstlenmiş olan en önemli kurumlarımızdan, mekanizmalarımızdan birisidir.

Şimdi, bakalım, Başbakanlık, bu sürece, bu anlamda, Sayın Kuzu'nun burada ifade etmeye çalıştığı ve Türkiye'yi götürmeye çalıştığı yaklaşıma, ne anlamda, hangi noktalarda, nasıl hizmetlerde bulunmuş?

Değerli arkadaşlarım, en sıradan konularda, Sayın Başbakan, çözüm üretebilmenin, çözüm bulabilmenin yerine, sistemin çalışmadığından şikâyetle, sistem ile yurttaş arasına mesafe koymaya, sistem ile yurttaş arasındaki mesafeyi açmaya çalışmaktadır.

Biraz önce Sayın Güneş burada ifade ettiler; Sayın Başbakan, oligarşik bürokrasiden şikâyetçi olmaktadır. Hangi Başbakan; onbinlerce bürokratı, şu iki yıllık iktidar dönemi içerisinde, kendi isteğine, kendi taleplerine göre almış, değiştirmiş, ilçelerde, sıradan müdürlüklere kadar, bütün okullardaki okul müdürlerine kadar, bürokraside, alabildiğine, cumhuriyet tarihinin en önemli değişikliklerinin yapıldığı bir dönemde, Sayın Başbakan, oligarşik diktatörlükten şikâyetçi olmaktadır. Hanginiz oligarşisiniz değerli bürokratlar, sizedir bu ifadeler?!

Sayın Başbakan söz vermiş, kendisine yakın bulduğu belli kesimlere...

AHMET YENİ (Samsun)Halkın hepsi yakın!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)...bu imam- hatiplerin karşı karşıya olduğu sorunları çözeceğim diye; çözememiş. Gidip, Sayın Başbakandan talepte bulunuyorlar: "Sayın Başbakan, niye bu işi çözemedin?" Sayın Başbakan diyor ki, sistem beni engelliyor, siz sokağa çıkmadınız, siz bana yeterince destek olmadınız; dolayısıyla, kusura bakmayın, ben de bu sorunu çözemedim.

HACI BİNER (Van)Başbakanın öyle bir sözü yok.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, siyaseten çözemediği, çözemeyeceğini bildiği bir sorun konusunda bile, vatandaşı, devlete karşı sokağa çağırabilmektedir.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Bu kadar yanlış yorum olmaz!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Sayın Başbakan, bu cumhuriyetin başlangıçta ortaya koymuş olduğu bütün değerlerin artık anlamını yitirdiğini ifade eden, globalizmin gelişmesinin ulus devleti parçalayacağını, ulus devletin parçalanmasından sonra yerel kültürlerin öne çıkacağını, yerel yönetimlerin, yerel merkezlerin güçleneceğini ifade eden ve bu anlamda, globalizme karşı direnmenin Türkiye için yanlış olduğunu Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşlarına anlatmaya çalışan bir Başbakanlık Müsteşarını, hâlâ, ısrarla bu görevde tutmaktadır.

AHMET YENİ (Samsun)Başarılı adam...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Değerli arkadaşlarım, kaçıncı defadır ben bunu buradan tekrar ediyorum; cumhuriyetin başlangıçta ortaya koyduğu bütün değerlerin bugün anlamını yitirdiğini ifade eden bir kişi, hangi sebeple, cumhuriyet hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini sürdürmeye devam etmektedir?! (CHP sıralarından alkışlar) Ve bu Başbakanlık Müsteşarlığı birimi, Türkiye'de, bugün bize yaptırılmak istenilen bütün değişikliklerin koordinatörü olarak görev yapmaktadır ve cumhuriyetin yerine yerel kültürler öne çıkacaktır, bizim yerel kültürümüz siyasal İslamdır diyebilen bir anlayışı, Türkiye toplumuna âdeta dayatmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, peki, tek başına Sayın Başbakanlık Müsteşarı mı bunu yapıyor; hayır. "Türkiye, Avrupa Birliğine girmelidir." Niye?.. "Çünkü, bizim İslamı yaşama biçimimiz, yaşama tarzımız, İslamın yaşandığı diğer ülkelerden farklıdır. O sebeple, bizi Avrupa Birliğinin içerisine alırsanız, ılımlı İslamı yaşatan Türkiye'yi Avrupa Birliği içerisine alırsanız; bu, medeniyetler bütünleşmesi olur."

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin, bir devlet olarak, devletin taşıdığı bir yönetim biçimi olarak kendisini tanımlaması gereken biçim, kendisini çağdaş dünyaya takdim etmesi gereken biçim, Türkiye'nin ılımlı İslamı yaşatan bir ülke olması mıdır; yoksa, seksen yıldan bu yana, çağdaş, demokratik, laik bir cumhuriyeti yaşatabilen bir Türkiye olması mıdır?! (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, siz, eğer Türkiye'nin bu yanını öne çıkarırsanız, başkaları da size dönüp, sizde bulunan başka yanları öne çıkarırlar. Neleri öne çıkarırlar; sizdeki etnik farklılıkları öne çıkarırlar, sizdeki mezhepsel farklılıkları öne çıkarırlar. Allah'tan, Kurtuluş Savaşında bu işin mayası kanla öyle bir tutturulmuş ki, hiç kimse, bu ülke insanlarının birliğini, beraberliğini, bütünlüğünü bozamıyor, bozamayacak.

Bu tür girişimlere karşı, bu coğrafyada yaşayan ve bu ülkenin aslî yurttaşları olduğunu, kurucu yurttaşları olduğunu, onurla, şerefle taşıdıklarını ifade eden, farklı etnik kökenlerden, farklı inanç gruplarından yurttaşlarımız, dışarıdan yöneltilen bu girişimlere karşı "biz bunu kendimize hakaret sayarız, biz bu ülkenin aslî unsurlarıyız, kurucu unsurlarıyız" dediklerinde, hepimizin hoşuna gidiyor, hepimiz beğeniyoruz bu ifadeleri; ama, aynı yurttaşlarımız "biz, en az 10 000 000 kişiyiz ve farklı bir inanç grubundayız; İslamı, Sünnî kökenli yurttaşlarımızın algıladığı, anladığı biçimde anlamıyoruz; bizim ibadet yerimiz camiler değildir, cem evleridir; şu bütçeden, şu cem evlerine de bir şey ayırın" dediğinde "yok, hayır, siz bilmiyorsunuz; sizin ibadet yeriniz cem evi olamaz, camidir..."

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

44 konuşma daha · 21 Aralık 2004

44 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook