İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · SALI

2005 mali yılı bütçe kanun tas. (3 üncü tur görüşmelerinde ) gümrük müsteşarlığı,sosyal hizm.ve çocuk esirgeme kur.gen.müdürlüğü,diyanet işleri başkanlığı

Mustafa Said Yazıcıoğlu

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 1.224 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Said Yazıcıoğlu (AK Parti), 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS. (3 ÜNCÜ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI,SOSYAL HİZM.VE ÇOCUK ESİRGEME KUR.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI); konuşma 1.224 kelime.

Mustafa Said Yazıcıoğlu (AK Parti, Ankara). “2005 mali yılı bütçe kanun tas. (3 üncü tur görüşmelerinde ) gümrük müsteşarlığı,sosyal hizm.ve çocuk esirgeme kur.gen.müdürlüğü,diyanet işleri başkanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-said-yazicioglu-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-3-uncu-tur-gorusmelerinde-gumruk-mu (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2005 yılı bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerimin başında Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, şu hassas dönemde gerçekten zor ve nazik görevler üstlenmiş bir kurumumuzdur. Bu kısa süre içerisinde, önemli gördüğüm bir iki hususa dikkatlerinizi çekmekle yetineceğim.

Öncelikle, Diyanet İşleri Başkanlığının uzun yıllardan beri bir yasa sorunu vardır. Bunun safahatını uzun uzadıya anlatacak değilim; ancak, 1981 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından biçim ve şekil yönünden iptal edilen yasa yerine henüz bir yasa çıkarılamamıştır. Avrupa Birliğiyle çok yoğun ilişkilere girdiğimiz şu dönemde Başkanlığın çalışma şevkini ve azmini artıracak, ayaklarının sağlam bir zemine basmasını sağlayacak bir yasa bugüne kadar çıkarılamamıştır; ancak, ciddi bir hazırlığın olduğunu da biliyoruz, Sayın Bakan sanırım bu konuda bilgi de vereceklerdir. Herhalde, zamanlaması yapılmak suretiyle en kısa süre içerisinde bir yasa huzurunuza gelecektir ve böylece Diyanet İşleri Başkanlığı; ayaklarını yere daha sağlam basmak suretiyle başarılı bir şekilde yürüttüğü hizmetlerini çok daha aktif bir duruma getirecektir.

Diyanet İşleri Başkanlığının çok zor ve hassas görevler üstlendiğini söylemiştim, bunu çok kısa bir misalle şöyle ifade edebilirim: Ülkemizde her cuma günü 20 000 000 civarında insan camilere gider, burada aşağı yukarı bir iki saat arasında, tabiri caizse yaygın bir din eğitimi söz konusudur; yani, hatiplerin hitabını dinler, ondan sonra da hutbesini dinler. Hafta içinde, bir haftada 20 000 000'a yakın insana bu şekilde hitap etme imkânı çok müthiş bir imkândır, çok büyük bir fırsattır; fakat, acaba bu hitabı yapanların durumu nedir? Burada, Atatürk'ten bir alıntı yaparak konuyu bağlamak istiyorum. 1922 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açarken yaptığı bir konuşmada -konuşmanın aslını vermek isterdim; ama, vakit darlığından veremiyorum- özetle ve kısaltılmış olarak şöyle ifade ediyor: "Efendiler, camilerin kutsal minberleri, halkın, ruhanî, ahlakî gıdalarına en yüksek ve en verimli kaynaklardır... Ancak, hutbeyi yapanların sahip olmaları gereken bilimsel nitelik ve özel yeterlik ve dünyadaki olayların durumunu anlama yeteneği büyük önem taşımaktadır."

Şimdi, bu, seksen küsur yıl önce yapılmış bir tespit. Bu tespit, günümüzde de, aynen, satırı satırına yapılabilir; çünkü, bu önemli hizmet insan eliyle yapılan bir hizmettir. Aslında, her hizmet insan eliyle yapılır; fakat, bu, çok nazik ve hassas bir alan olduğu için, bu hizmeti veren insanlar, ne kadar birikimli, ne kadar donanımlı, ne kadar yeterli olursa, verecekleri hizmet de o ölçüde başarılı olur. Bunu sağlamak için, Diyanet İşleri Başkanlığının yıllardan beri sürdürdüğü dev eğitim projeleri vardır; çok kısa olarak onları ifade etmek istiyorum.

Bir defa, aşağı yukarı büyük çoğunluğu imam hatip lisesi mezunu olan görevliler eliyle bu cami hizmetleri yürütülür; fakat, son yıllarda, Diyanet İşleri Başkanlığının, açıköğretim imkânlarından da istifade ederek yürüttüğü eğitim hizmetleri sonucunda, şu anda, 30 000'in üzerinde Diyanet mensubu, bu programlara devam etmektedir. Bu sayıda, eğitim programına devam eden başka bir alanı ben hatırlayamıyorum.

Bu eğitimin sonunda, 1990'lı yıllarda yüzde 4 ve 5'lerde seyreden dinî yükseköğrenim görmüş din görevlisi sayısı yüzde 4'lerden, 5'lerden, bugün yüzde 40'lara ulaşmıştır; bu kadar kısa süre içerisinde bu orana ulaşmıştır ve her yıl, bu oran, yüzde 3 veya 5 artarak, önümüzdeki yıllarda yüzde 80'lere veyahut da daha yukarılara doğru tırmanacaktır. Tabiî, bu, yeterli midir; hayır, kesinlikle yeterli değildir; iki yıllık bu eğitim programının, lisans tamamlama eğitimiyle beraber, dört yıla tamamlanması gerekmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığının, bu konuda da yoğun çabası vardır. Sanırım, çok kısa bir süre içerisinde, önümüzdeki yıllarda -bu iki yıllık eğitimi tamamlayanlar- dört yıllık eğitimi tamamlamak suretiyle, çok daha nitelikli, kaliteli ve insanımızın özlediği hizmeti verecek duruma mutlaka geleceklerdir.

Burada, şunu da ifade etmek istiyorum: Avrupa Birliği kapılarına dayanan ve önümüzdeki aylarda müzakerelere başlayacak olan Türkiye'de, her kurum, hizmet anlayışını ve stratejisini yeniden gözden geçirmek durumundadır. Kanaatime göre, bu kurumların başında da Diyanet İşleri Başkanlığı gelir; çünkü, çok genç bir nüfusa sahip, dinamik bir ülke ve bu ülkenin insanları çok daha iyi hizmetlere layık. Değerli dostum Halil Akyüz buradan ifade ettiler: "İnsanlarımızın hepsini mutlu edecek bir hizmet" dediler. Bu hizmete insanımız layıktır; ama, maalesef, bu hizmet, birkaç yıllık bir gayretle veyahut da genelgelerle, yazılarla olmuyor; bu insanları eğitmek suretiyle oluyor. İşte, Diyanet İşleri Başkanlığı bu yoldadır; bu yol, zaman alan, meşakkatli bir yoldur, semeresi seneler sonra alınır; ama, girilen doğru yoldur ve yakın sürede bunun semerelerini almaya başlayacağız.

Avrupa Birliğiyle beraber, ülkemiz, çok yoğun bir rekabet ortamının içerisinde kendisini bulacaktır. Bu rekabet, sadece sanayide, ekonomide, ticarette değil, sosyal ve kültürel alanlarda daha çok kendini hissettirecektir.

Biraz daha konuyu daraltırsak, özellikle, dinî alanda bu yoğun rekabeti yaşayacağız. Artık, bundan böyle, yasaların arkasına saklanarak misyonerlikle mücadele imkânı kalmamıştır, bu dönemi geçtik. Nasıl olacaktır bu iş; herkes, bu rekabet ortamı içerisinde kendi ürününü pazarlayacaktır; kim en iyi pazarlamayı yaparsa, o alıp götürecektir.

Bizim, burada, çekineceğimiz, korkacağımız bir durumumuz da yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı, gerçekten, bu zor şartlar altında, imkânlarının yetersiz olmasına karşın, başarılı bir hizmet sürdürmektedir. Yaptığı bu eğitim hamleleriyle birlikte, çok daha yoğun ve çok daha nitelikli bir eğitime, bir hizmet yapma imkânına kavuşacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu eğitimin sonu yoktur; içine girmeye çalıştığımız, müzakere sürecine başlayacağımız Avrupa'da, bugün, "sürekli eğitim" diye bir kavram tartışılıyor. Sürekli eğitimden kasıt, eğitimini tamamlamış belli bir kamu görevinde veyahut da özel birkısım görevlerde bulunan insanların, bu çok yoğun, çok hızlı değişen dünyada eskiyen bilgilerini tazelemek ve yeni bilgileri iletmektir. Avrupa ve dünya, bu bilgileri acaba nasıl tazelerizi, bu insanlara nasıl iletirizi arıyor. Yani, eğitim, yüksekeğitim de olsa, öyle dört yılda yapılıp biten bir olgu olmaktan çıkmıştır; sürekli, hayat boyu devam eden bir aktiviteyi, bir faaliyeti gerektiriyor; işte, Avrupa ve dünya bunu arıyor. Biz, şimdi, önce iki yıllık, ondan sonra da dört yıllık bir eğitimle Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarını daha iyi bir noktaya getirmeye çalışıyoruz; fakat, iş bununla da bitmiyor. Bu görevlilere, sürekli yenilenen bilgileri, her alanda olduğu gibi, acaba nasıl taşırızın arayışını da şimdiden düşünmemiz, bunun üzerinde gerekli çalışmaları yapmamız, gerekli projeleri de üretmemiz lazım.

Bu arada, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye'nin bu alanda ulaştığı akademik birikimden mutlaka istifade etmelidir; hatta, uygun gördüğü konularda, belki arzu ettiği konularda yükseklisans ve doktora yaptırmak suretiyle, ondan sonra da onu kendi süzgecinden geçirerek bu toplumun hizmetine sunmak durumundadır. Türkiye, bilim alanında bu kadar israfı kaldırabilecek bir durumda değildir. Gerçekten çok ciddî araştırmalar yapılıyor; Diyanet İşleri Başkanlığı, bu araştırmaları alıp halkımıza ulaştıracak yolu bulabilmelidir. Tabiî ki, akademik araştırmalar topluma direkt sunulamaz; ama, bunu belli imbiklerden süzerek, topluma sunulacak bir şekle getirip, halkımızın istifadesine sunmak durumundadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, kendi özeleştirisini de yapabilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, gerçekten çok eleştirilen bir kurumdur; cumhuriyet tarihi boyunca, laiklikle bağlantılı olarak, meşruiyeti, statüsü, yetkileri, sorumlulukları ve faaliyetleri en çok tartışılan kurumların başında gelir. Bu tartışmalar, bu eleştiriler olumlu olduğu sürece bu kuruma katkıda bulunur; ama, bazen eleştirilerin dozu kaçıyor, yapıcı olmaktan ziyade, yıkıcı oluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı da, bu eleştirilere tahammül göstermelidir; hatta, kendi kendisini de eleştirebilme özgüvenine kavuşmalıdır, kendi kendisini eleştirebilmelidir, bir özeleştiri de yapabilmelidir; çünkü, kendisini eleştiremeyen, eleştirmeyen bireyler ve kurumlar, bir adım dahi ileri gidemezler. Eleştiriden çekinmemek lazım, onlardan istifade etmek lazım ve hizmeti nasıl daha iyiye götürebilirizin arayışında olmak lazım.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bildiğiniz gibi, diğer din mensuplarıyla diyalog çalışmaları da yapan bir kurumumuzdur; elbette, bunda faydalar vardır. Özellikle, Avrupa Birliği bağlamında, sık sık, bu kurumlarla, bu müesseselerle yan yana gelip, bazı konular tartışılıyor. Başka dine mensup insanlarla diyalog yapan bir kurumun kendi insanlarıyla daha sıkı bir diyalog içinde olmasından daha tabiî bir şey olamaz. Onun için, burada dile getirilen -şimdi, isimlendirmek istemiyorum, vaktimiz de yok- değişik görüşlere sahip insanlarımızla da, çok rahat bir diyalog imkânı bulabilmeli ve onları da mutlaka rahatlatabilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

44 konuşma daha · 21 Aralık 2004

44 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook