İl özel idarelerine ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden pay verilmesi hakkında kanun teklifi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:248)
Genel Kurul, 125. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Temmuz 2008 · 946 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Koçal (CHP), 2 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İL ÖZEL İDARELERİNE VE BELEDİYELERE GENEL BÜTÇE VERGİ GELİRLERİNDEN PAY VERİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:248)); konuşma 946 kelime.
Ali Koçal (CHP, Zonguldak). “İl özel idarelerine ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden pay verilmesi hakkında kanun teklifi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:248)”. TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim tutanağı, 2 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kocal-23-2008-07-02-il-ozel-idarelerine-ve-belediyelere-genel-butce-vergi-gelirlerinden-pa (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ KOÇAL (Zonguldak)Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin geçici 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, on beş yıl önce bugün Sivas’ta laikliğe, cumhuriyete ve demokratik hukuk devletine başkaldıranlar tarafından katledilen demokrasi şehitlerimizi saygıyla anıyor, bu olayda yakınlarını yitirmiş olanların acılarını bir kez daha paylaşıyoruz.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde çok eskiden gelen bir gelenek vardır. Bu gelenek doğrultusunda merkezî yönetim ile yerel yönetim birbirine alternatif gibi görülmektedir. Oysa yerel yönetim, merkezî yönetimin bir alternatifi değil, onun tamamlayıcısıdır. O nedenle, yerel yönetimlerin gelirlerini konuşurken bu hususu mutlaka göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.
Bütün yönetimlerde merkezî yönetimin yerel yönetimlere kaynak aktarması söz konusudur. Güçlü bir yerel yönetim amaçlanıyorsa sadece merkezî yönetimden kaynak aktarılması yetmez, yerel yönetimlerin öz gelirlerini artıracak düzenlemeler yapılması da gerekmektedir. Ancak özelleştirmeci zihniyet yerel yönetimlere de bulaşmış, üretimden çok hizmet satın alan yerel yönetim mantığı yerel yönetimlerin güçlenmesinin önünde engel olmuştur.
Sayın milletvekilleri, Merkezî yönetimden il özel idarelerine ya da belediyelere ayrılan paylar yalnızca gelir yaratma olayı değildir. Ekonomik ve sosyal politikalar açısından bu payların büyük önemi vardır. Komisyon görüşmeleri sırasında da bu teklife eklenen geçici 2’nci madde bu yönde kimi düzenlemeleri içermektedir. Geçici 2’nci maddeyle, büyükşehir belediyelerinin 1/7/2008 tarihinden itibaren alacakları payın bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 60 dolayında artırılması öngörülmektedir, yani yüzde 20’lik sınır yüzde 60’lık artırım yapıldıktan sonra uygulanacaktır. Belediyelerin ya da il özel idarelerinin gelirlerinin artırılması elbette hepimizin talebidir. 248 sıra sayılı Yasa Teklifi bu anlamda olumlu bir adım sayılmalıdır. Ancak, mevcut yasa, belediyelere verilen paylarda nüfus ölçütünü tek başına temel almaktaydı. Bu yasa teklifiyle, nüfus ölçütünün yanında gelişmişlik endeksinin de dikkate alınması öngörülmüştür. Gönül isterdi ki yasa teklifinde bu ölçütlerin yanında, mali kaynaklar, coğrafi konum, turistik oluşum gibi başka ölçütler de sisteme dâhil edilebilseydi uygun olacaktı. Ama, maalesef, belediyelere aktarılacak olan paylarda gerçekleşen artış büyükşehir belediyeleri lehine düzenlenmiştir. Görünen o ki bu düzenleme, çok da adaletli bir düzenleme olarak görülmemektedir.
Değerli milletvekilleri, yerel yönetimler sadece gelirleriyle gücü artan kurumlar değildir. Yerel yönetimler, halkın yerelde yönetime katılması, sosyal devlet ilkesinin gerçekleştirilmesinde önemli görevlere sahip olması gibi demokrasiyi ve gelişmişlik düzeyini yakından ilgilendiren niteliklere de sahiptir. Peki, ülkemizde bu yeterince uygulanabiliyor mu? Bu soruya “Evet.” diyebilmemiz oldukça zor görünüyor.
Değerli milletvekilleri, belediyelerin özel bankalar ve yurt dışı kuruluşlarından borçlanmasının önü açıldığından bu yana biriken borçlar belediyeleri iflasın eşiğine getirmiştir. Belediyeler borç batağına saplanmış ve bundan kurtulabilmek için ya özelleştirmeler yoluna gitmiş ya da hükûmet belki borçları affeder diye bekler olmuştur. Şimdi, yerel seçimlere az kaldığı için yerel yönetimlerin borçları konusu fazla gündeme getirilmiyor ama seçimlerden sonra bu durumun daha ağır bir sorun olarak karşımıza çıkacağı görüşündeyiz.
Belediyelerin borçlanma sistemleri gücüyle sınırlı olarak düzenlenmelidir. Bu konuda İller Bankası daha etkin olarak devreye sokulmalıdır. Aslında İller Bankasına, borçlu belediye ve il özel idaresinin vadesi gelmiş borç taksitlerini genel bütçeden bu idarelere ayrılan paylardan kesme yetkisi verilmiştir. Bankanın, Belediye Kanunu gereğince, bu paylardan yüzde 60’ını ilgili idarelere göndermesi, yüzde 40’ını da ilgili idarelerin vadesi gelmiş borçlarına mahsup etmesi gerekirken, Kanun’un amir hükmüne rağmen 2004, 2005, 2006 yıllarının Ağustos, Eylül, Ekim aylarına ait payların Bakanlar Kurulu kararıyla, kesintiye tabi tutulmadan ilgili idarelere gönderildiği, bu nedenle vadesi gelen kredi, anapara veya faizlerin tahsil edilemediği bilinmektedir. 2007 yılında ise 22 Temmuz seçimlerine seçim yatırımı amaçlanmış olmalı ki ağustos, eylül, ekim aylarında yapılan kesintiler bu kez, yine Bakanlar Kurulu kararıyla nisan, mayıs ve haziran aylarına çekilmiştir. Önümüzdeki yıl da belediye seçimleri yapılacağını göz önünde bulundurursak aynı uygulamanın yapılacağı düşündürücü olabilir. Bu uygulama, oysaki tamamen siyasidir ve yasal bir dayanağı da yoktur.
Ayrıca, değerli milletvekilleri, bazı belediyelerin yasal paylarının çok üzerinde, yaklaşık 20 kat üzerinde kredi aldıkları, yine bazı belediyelerin su ve kanalizasyon hizmetleriyle ilgili İller Bankasına olan kredi borçlarının yasal paylarının çok üzerine çıkarak 19 katına kadar ulaştığı ve İller Bankasına en çok kredi borcu bulunan ilk elli belediye ve idarenin kredi borcu toplamının kullandırılan toplam nakdî kredilerin yaklaşık yüzde 53’ünü oluşturduğu bilinmektedir. Yani 3.224 belediyenin 50 tanesi kullandırılan kredinin yüzde 53’ünü almış, geri kalan 3.174 belediye ise yüzde 47’sini kullanabilmiştir. Bu elli belediyenin hangi belediyeler olduğunu bilmek de kuşkusuz hepimizin hakkıdır diye düşünüyorum.
Diğer taraftan, uzlaşma konusu borçlar Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 20 olarak belirlenmiştir. Bu şartlarda bazı kredilerin geri dönüşü imkânsız hâle gelmiştir. Bu uygulamalar, belediyeler arasında kredi kullanma bakımından adaletsizliğe, banka yönünden ve verilen kredilerin uzun süre tahsilinin mümkün olmaması nedeniyle de öz kaynak yitirilmesine neden olmaktadır.
Değerli milletvekilleri, belediyeler borç konusuyla uğraştığı gibi personel, su, belediye şirketleri, sosyal devletin “sadaka devlet”le karşılaştırılması gibi sorunlarla da uğraşmaktadır. Geçtiğimiz aylarda belediye şirketlerinin trilyonlarca liralık yolsuzluklar içerisinde olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Yolsuzluklarla anılan şirketlerin başında olanlar teker teker görevlerinden olurken o kişilerin göreve getirilmesine neden olan belediye başkanlarının hâlâ görevde olması oldukça düşündürücüdür. Yerel yönetimde yolsuzluğun önüne geçilebilmesi için denetim sistemlerinin mutlaka daha etkin hâle getirilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, hepinizin yakından bildiği gibi, ülkemizde bu sene yaşanan kuraklık, tarımdan sanayiye, içme suyundan hayvancılığa kadar her sektörü derinden etkilemiş ve etkilemeye de devam etmektedir. Bu konuda gerekli önlemleri almak Hükûmetin öncelikli görevlerindendir.
Belediyelerin su konusunda hâlâ sıkıntı yaşadığını ve yaz mevsiminin geldiğini de düşünürsek bu sıkıntıların devam edeceği açıktır. O nedenle, zamanında, gerekli önlemler alınmalıdır.
Değerli milletvekilleri, belediyeler yerel iktidar gibi ayrıca siyasi bir işlev görmektedir. Tıpkı merkezî yönetimde olduğu gibi yerel yönetimde de benzer görüntüler yaşanmaktadır. Sosyal devlet ile “sadaka devleti” karşılaştırılmaktadır. Ekonomik olarak kötü duruma getirilen insanlarımıza, Hükûmet ya da yerel yönetimler seçim öncesinde kömür ve erzak vermektedir. Bunun yerine yapılacak aslında o kadar çok iş var ki. Biraz önce ifade ettiğim gibi, su ve buna benzer yaşamsal birçok konu dururken vatandaşlarımıza başka şekilde erzak, kumanya ve makarna, kömür dağıtılması ayrıca düşündürücüdür.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 2 Temmuz 2008
