2003 mali yılı bütçesinde 4 tur görüşmeleri
Karabük Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 54. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Mart 2003 · 833 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Öğüten (AK Parti), 24 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 4 TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 833 kelime.
Ali Öğüten (AK Parti, Karabük). “2003 mali yılı bütçesinde 4 tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-oguten-22-2003-03-24-2003-mali-yili-butcesinde-4-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖĞÜTEN (Karabük)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2001 Malî Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısının Genel Kurulumuzda görüşülmesi sebebiyle, Dış Ticaret Müsteşarlığının bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bütçesini görüştüğümüz bu teşkilat, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu döviz kaynaklarını sağlayan politikaları oluşturan önemli bir kuruluştur. Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türk Halkını, Türk sanayicisini güçlendirerek, gelir düzeyini yükseltecek ve ülkenin, bölgesinde söz sahibi olmasını sağlayacak önemli bir kuruluşumuzdur. Nitekim, kriz yılı olan 2001'de, yüzümüzü güldüren tek ekonomik gösterge ihracat olmuş ve 30 milyar doların üzerine çıkılmıştır. İzlenen aktif dışticaret politikası neticesinde, dış pazarlardaki olumsuz koşullara rağmen, 2002 yılında, ihracatımızdaki artış devam etmiştir.
Bilindiği üzere, 2002 yılı dünya ekonomisi açısından durgun geçen bir yıl olmuş; özellikle, Avrupa Birliği euro bölgesinde ekonomik faaliyetler yavaşlamış, sanayi üretimindeki büyümenin sınırlı artışı da talebi kısıtlayıcı faktörler oluşturmuştur. 35 milyar doları geçen ihracat düzeyinin yanında, 2002 yılında, ihracat profili açısından önemli gelişmeler kaydedilmiştir. İhracatın yüzde 52'sini gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ülkelerine olan ihracatımız yüzde 12 oranında artarken, OECD dışı Avrupa ülkelerine yüzde 27, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ülkelerine yüzde 20, Türk cumhuriyetlerine yüzde 10 düzeyinde gerçekleşen artışlar, bölgesel bağımlılığın azaltılması açısından dikkate değerdir. Özellikle, sanayi ürünleri grubunda, makine, kimya, otomotiv gibi sektörlerin ağırlığı giderek artmaktadır. Sanayi ürünleri ihracatımız yüzde 20 düzeyinde bir artış yakalamıştır. Ancak, otomotiv ve elektronikteki başarı sadece birkaç firmanın başarısıyla sınırlı kalmamalı, yaygınlaştırılmalıdır. Dünya, hızla teknoloji yoğun sanayilere doğru kayarken; Türkiye, demir çelik, tekstil ve giyim gibi emeğin nispî olarak ucuz olduğu sanayilere saplanıp kalmamalıdır. Elbette düşük ücretli bile olsa bir iş sahibi olmak hiç geliri olmamaktan çok daha iyidir. Ancak, biz siyasetçilerin görevi, bir taraftan ülkede iş olanaklarını artırmak olurken, bir taraftan da yüksek ücretin cari olduğu sanayilerin ülkede kurulmasının ortamını hazırlamak olmalıdır. Bunun sonucu olarak da, ihracatımızın teknolojik yapısı da ileri sanayileşmiş ülkelerin ithal taleplerine uygun hale gelecektir. Bu amaçla, Dış Ticaret Müsteşarlığı dışındaki kurumlarımızın uygulayacağı politikalar dışında, müsteşarlığın ihracatı teşvik amacıyla elinde bulunan kaynakların ve araçların artırılması ve çeşitlendirilmesinin gereği aşikârdır.
Türkiye'yi çok daha ilerilere götürecek stratejilerin, bugünün kısır politikalarına feda edilmemesi gerekmektedir. 1980 sonrası dönemde uygulanan teşvik politikalarıyla ihracatımızın ürün kompozisyonu sanayi ürünleri lehine değiştirilmiştir. Benzer bir hamleyle, bugün, fiyat rekabetine karşı oldukça duyarlı konumda olan düşük teknolojili mallardan oluşan ihracat profilinin, yüksek teknoloji içeren mallara dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
İç talebin yeterince canlanmaması ekonomik hayatı olumsuz etkilemektedir. İş dünyamız, bu şartlar çerçevesinde tek çıkış olarak ihracata yönelmiştir. Onlara ülke olarak minnetlerimizi sunmak bir borcun ifadesi olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada belirtmeliyim ki, birçok gelişmekte olan ülke, 1990'larda hızlanan uluslararası yabancı yatırımlardan büyük ölçüde yararlanıp, önemli yatırımları ülkelerine çekerken, Türkiye, bu konuda, açıkça sınıfta kalmış, üstelik, kendi yatırımcılarımız da, önemli büyüklükte bir yatırım hamlesi gösterememiştir. Son yıllarda, ülkemiz yatırımları da, yurtdışına yönelmeye başlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemize yabancı yatırım gelmemesini sadece genel makroekonomik dengesizliklere bağlamak, ciddî ölçüde eksik bir yaklaşımdır. Bugünden yarına sürekli değiştirilen yasal uygulamalar ve ekonomiyi yakından ilgilendiren kararlar, temelde, iç ve dış yatırımcının önünü görmesini zorlaştırmış, âdeta, imkânsızlaştırmıştır. Bunun, yeni bir davranış biçimi olduğu da söylenemez. Bu, 1980 öncesi dönemlere ait, geleneksel bir gelişmekte olan ülke davranış biçimidir. Serbest bölgelerdeki vergi muafiyetinin kaldırılmasına dair çalışmalar, bu davranış biçiminin en son örneğidir. Serbest bölgelerde, yerli ve bilhassa da yabancı birçok yatırım kararı, başlangıç aşamasındayken, vergi muafiyetinin kaldırılacağı düşüncesiyle durdurulmuştur.
Bu noktada, yabancı sermaye konularının, dışticaret konsepti ve kurumsal yapısı içinde ve birbirini destekleyecek şekilde ele alınmasının gerekliliğine olan inancımı ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; birkaç cümleyle, Müsteşarlığın yurtdışı teşkilatı konusuna değinmek istiyorum. Yeniden yapılanma ihtiyacı, elbette, kamunun bütün kesimlerinde bir zaruret olarak ortadadır; ancak, sürekli yenilenen yapılar, kamuda kurumsallaşmayı sürekli olarak geciktirmekte ve kurumların güçlenmesi yerine, zayıflamasına sebep olmaktadır.
Hepinizin de bildiği gibi, kamu kuruluşlarının yurtdışı teşkilatlarının yeniden yapılandırılması, hükümetimizin gündeminde bulunmaktadır. Bu yapılanma, bütün kurumların yurtdışı kadrolarını tırpanlamak zihniyetiyle ele alınmamalıdır. Bazı kurumların tam tersi yönde bir yapılanma içinde olabileceğini peşinen kabul etmek zorundayız. Bu kurumların başında Dış Ticaret Müsteşarlığı gelmektedir. Bir ticaret müşavirinin full, aktif ve azimli çalışmasıyla elde edilebilecek bir ihalenin tutarı, yurtdışı ofisi masrafıyla karşılaştırılamaz kanaatindeyim. Bu nedenle, yeniden yapılanma meselesi, mutlaka fayda-zarar esasına dayandırılmalıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, kamuoyunda, maalesef çok güncel olmayan ve geçmişte de güncellik kazanmamış olan Türkiye-Dünya Ticaret Örgütü ilişkileri bu ilgisizlik yüzünden çok kısıtlı kadroyla yürütülmektedir. Dünya Ticaret Örgütüyle ilişkiler, Dış Ticaret Müsteşarlığının en temel görevleri arasında yer alan ve hiçbir zaman başka bir kurum tarafından da yürütülebilmesi mümkün olmayan uluslararası iktisadî bir faaliyettir.
Dünya Ticaret Örgütü platformunda sürdürülen ticaret müzakereleri, giderek çok daha değişik alanları kapsayacak biçimde genişlerken, bu görev, Cenevre'de kısıtlı sayıda eleman ve merkez teşkilatında Anlaşmalar Genel Müdürlüğünde 9-10 kişilik bir kadroyla sürdürülmeye çalışılmaktadır. Unutmayalım ki, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde yapılan çalışmalar sonucunda, üzerinde anlaşmaya varılan kurallar, uluslararası ticaretin anayasası hükmündedir. Bu nedenle, bu kadroların artırılması bir yana, en azından, mevcut elemanlar kadar yetenekli ve bilgili elemanlarla güçlendirilmesi, kurumun birinci önceliği olmak durumundadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün bir ihracatı teşvik aracı olarak kullanılan dahilde işleme rejimi uygulaması hakkında birçoğu haklı birçoğu haksız şikâyetler bulunmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 24 Mart 2003