2005 mali yılı bütçe kanun tas. (3 üncü tur görüşmelerinde ) gümrük müsteşarlığı,sosyal hizm.ve çocuk esirgeme kur.gen.müdürlüğü,diyanet işleri başkanlığı
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 845 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Gülçiçek (CHP), 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS. (3 ÜNCÜ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI,SOSYAL HİZM.VE ÇOCUK ESİRGEME KUR.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI); konuşma 845 kelime.
Ali Rıza Gülçiçek (CHP, İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kanun tas. (3 üncü tur görüşmelerinde ) gümrük müsteşarlığı,sosyal hizm.ve çocuk esirgeme kur.gen.müdürlüğü,diyanet işleri başkanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-gulcicek-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-3-uncu-tur-gorusmelerinde-gumruk-mu (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan 2005 Malî Yılı Genel ve Katma Bütçe Kanunu Tasarısının Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi bölümü üzerinde görüşlerimi aktarmak için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde tek etnik yapı ve tek inanç, Anadolumuzun tarihsel ve toplumsal gerçeklerine ters düşer; çünkü, Anadolu, bir uygarlıklar beşiği ve kavşağı, bir inançlar ve kültürler çeşitliliğinin coğrafyasıdır.
Hiçbir inanç kendisini diğerinden üstün göremez. Kendisini asıl öğe görüp, kendi gibi düşünmeyen ve inanmayanı da öteki sayamaz. Çoğulculuk, günümüzün yadsınamaz bir gerçekliği olarak dar düşünce kalıplarını zorlamaktadır. Bu konuda değişim ve gelişme, insanların, toplumun ve devletin demokratikleşmesi ve demokrasi kültürünün içselleştirilmesine bağlıdır.
Değerli arkadaşlarım, sağ siyasî iktidarlar, son 40 yıldan beri, daha tutucu bir toplum yaratma seferberliğini sürdürdü; yasaları çiğnedi; kurumlar aracılığıyla otobüse, trene, deniz taşıtına ve her yere cami, mescit yaptırdı; kamu arsalarını bedelsiz tahsis etti, kaçak inşaat yapılmasına göz yumdu. Mitinglerde bir elinde kutsal Kur'an bir elinde bayrak, kürsülerde "Türkiye Kur'andır, Türkiye ezandır" istismarını yaparak "camiler arka bahçemizdir" diyerek dini siyasallaştırdılar.
Dinin devlet işlerinden ayrılması, 5 Şubat 1937 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğiyle sağlanmıştır; ancak, fiilî durum öyle değil. Son dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığı kadrolarının başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere diğer bakanlıklara aktarılmasıyla, din ile devletin iç içe girdiği daha belirgin hale gelmiştir.
Ülkemizde millî gelirin yüzde 2'si din işlerine, yüzde 0,5'i araştırma ve geliştirmeye, yüzde 1,7'si ise eğitime ayrılmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı Bütçesinin, birçok bakanlık bütçesinden kat kat fazla olması, yukarıdaki gelişmelerin bir kanıtıdır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Anayasamızın 10 uncu maddesinde şöyle denilmektedir: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
Yine, Anayasamızın 24 üncü maddesinde "din ve ahlak eğitimi ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır" denilmektedir.
Anayasanın verdiği görev, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî ve dinî görüş ve düşüncelerin üzerinde kalarak, ulusça dayanışma ve bütünleşmenin amaç edinilmesi, vatandaşların talep ettikleri dinsel ve inançsal gereksinmelere yanıt vermek üzere plan ve organizasyon yapılması ve bu süreçlerdeki gözetim ve denetim işlevinin yerine getirilmesidir.
Diyanet İşleri Başkanlığının üstlendiği görev ise, sadece belirli bir dinsel-inançsal bakış açısı doğrultusunda bazı görevleri üstlenerek, bunları ülke çapında yaygın olarak sürdürmek şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu da, farklılıkları gözardı ettiğinden, belli bir bakış açısının, ister istemez, tüm topluma empozesini gündeme getirmektedir.
Değerli arkadaşlarım, din ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu dersler arasında yer alması, uluslararası sözleşmelere ve Anayasaya aykırıdır. Türkiye'de din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri, Anayasamızın belirlediği çerçevenin dışında, gerçeklerden uzak, sadece dinî bir yorum kapsamında verilmektedir. Oysa, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin genelde verilmesi gerekmektedir. Devletin, herkese, isteği ve talebi dışında, aynı tarzda bir din eğitimi ve öğretimi empoze etmeye de hakkı ve yetkisi olmamalıdır; çünkü, laik bir devlette, hiçbir devlet organı inançlara karışmaz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 21 Kasım 2004 tarihinde Diyanet İşleri Başkanımız "Aleviler azınlık değil, İslamın alt inanç grubudur; her gruba hizmet götüremeyiz; böyle olursa, Aczmendiler talepte bulundukları zaman ne olur" diye basına bir demeç vermiştir.
Değerli arkadaşlarım, dinci yorumların, dinimizin özüyle, ruhuyla, amacıyla ilgisi yoktur. Zaten, bunların eylemlerinden bu durum anlaşılmaktadır ve bu sapık yorum, toplumumuz tarafından reddedilmektedir. Oysa, Alevi ve Sünnî yorumu, toplumumuzun çoğu tarafından kabul edilmektedir. Alevilik İslamın alt inanç grubuysa, Sünnîlik de alt inanç grubudur.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; şimdi soruyorum: Aczmendileri kim yarattı; Müslüm Gündüz'ü kim yarattı; Hizbullahı, Kaplancıları kim yarattı?! 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta "cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak" sloganlarıyla 30 insanımızı otelde yakanları kim yarattı; Maraş'ta yüzlerce kişiyi katledenleri kim yarattı?! Maraş'ta ve Sivas'ta bu katliamları gerçekleştirenler camileri üs olarak kullanmadılar mı; bunlara karşı hangi önlemler alındı, neler yapıldı?! Diyanet İşleri Başkanlığımızın görevi bu muydu değerli arkadaşlarım?!
Bu anlayış, laik demokratik cumhuriyetimize, Atatürk ilke ve devrimlerine, ulusal bütünlüğümüze sahip çıkan Alevî yurttaşlarımıza hakaret ve haksızlıktır; bunun bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, 24 Aralık Maraş olaylarının yıldönümüdür. Bir daha böyle olayların olmaması dileğiyle, yaşamını yitirenlerin önünde saygıyla eğiliyorum.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Diyanet İşleri Başkanının, kısa bir süre önce, yılbaşı kutlamalarıyla ilgili camilerde bir hutbenin okutulmasını istemesi ayrı bir gaftır. Avrupa Birliğine gireceğimiz bir süreçte böyle açıklamalar ülkemize yarar getirmeyeceği gibi, tam tersine, zina konusunda olduğu gibi, tepki çektiği ve büyük kuşku duyulduğu bir gerçektir.
Yurt dışında faaliyet gösteren Diyanet İşleri Başkanına bağlı Türk İslam Birliği de, Avrupa'da radikal İslamcı gruplara karşı görevini tam yerine getirmemiştir. Değerli arkadaşlarım, bazı Avrupa Birliği ülkeleri bunu açıkça söylemeseler de, son zina yasasında yaşanan krizle, bu kuşku ve güvensizlik daha da belirgin hale gelmiştir.
21 Kasımda, Almanya'da, Federal Mecliste, Hıristiyan Birlik Partilerinin önergesiyle, siyasî İslam üzerinde genel görüşme yapıldı. 11 sayfalık gerekçede şu konulara değinilmektedir: Siyasal İslama karşı mücadele, Anayasaya bağlı Müslümanlara destek. 2003 yılı Anayasa Koruma Örgütünün raporuna göre "Almanya'da yaşayan Müslümanların yüzde 1'i, yani, 32 000 kişi, İslam dinini kullanarak bizim temel değerlerimizi tehdit etmektedir" denilmektedir.
Hollanda'da, film yapımcısı Van Gogh'un öldürülmesinden sonra yaşanan olaylar, bardağı taşıran son damla oldu. Bugün, Avrupa'nın en önemli gündem maddesi siyasî İslam ve radikal İslamdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 21 Aralık 2004