İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Eylül 2004 · 799 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 15 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 799 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 15 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-09-15-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan komisyon metninin 124 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yargı, medya ve siyaset ilişkileri haberleşme özgürlüğünün önemli ayaklarını teşkil etmektedir. Basın ve iletişim organlarının, yargı ve siyasetle ilgili haberleri topluma tekrar iletmesi, hem bireyler yönünden ve hem de yargının -yargılamayı yapan kişi- unsurları yönünden son derece önemlidir, önemli etkiler yaratır. Özellikle adlî nitelikteki haber, çoğunlukla habere konu olan kişilerin kişiliklerine zarar verici, onların zaman zaman şeref ve haysiyetlerini zedeleyici bir nitelik taşır. Bir kişinin suçluluğunu ileri süren belge ve delilleri yayınlamak, o kişinin, toplumun değer ölçüleri açısından küçük düşmesi ve hatta toplumsal tepkiyle karşılaşması sonucunu doğurur. Bu durum, haber verme fonksiyonunun sınırları sorununu, haber verme sorumluluğuyla ilgili objektif ölçülerin neler olması gerektiği sorununu ortaya çıkarmıştır.

Bu sınırların tespitinde, önceleri, eleştiri hakkının ya da mizah hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığı ölçüsü esas alınıyordu; ancak bu ölçülerin somut olaylara uygulanmasında zorluklar doğduğu ve istikrarsızlıklar yaşandığı içindir ki, doktrinde, Çetin Özek'in ortaya koyduğu üç ayrı unsurun değerlendirmesi önem kazanmıştır. Bu unsurlar, gerçeğe uygunluk, olayın güncelliği, toplumsal yarar ve ilgi olarak ortaya çıkmış ve istikrar kazanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, biraz sonra, haberleşme gizliliğinin ihlaliyle ilgili 132 nci ve müteakip maddelere ilişkin değerlendirmeleri yaparken, 124 üncü maddedeki bu unsurlara atıfta bulunmak gereği doğacağı için bunları anlatmak gereğini duyuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu üç unsura ilişkin gelişim, haberleşme özgürlüğü konusunda yeni bir kavramın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Haber verme fonksiyonunun basın mesleğini yerine getirmeyle yakın ilişkisi, bir taraftan sınırların belirlenmesi sonucunu yaratırken, diğer taraftan da üçüncü kuşak özgürlüğü diye ifade edilen bir sürecin yaşanmasına yol açmıştır. Bu sürecin adı bilgilenme hakkıdır.

Bilgilenme hakkı, artık, basına, iletişime ait bir hak olmayıp, bireylere ait bir hak çeşidi olarak ortaya çıkmıştır. Basın özgürlüğü hakkı kullanılırken, basın, sadece kendi hakkını kullanmamakta, bunları öğrenme hakkına sahip olan bireylerin de bilgilenmelerini sağlama işlevini yerine getirmektedir. Yazılı, sözlü ve görsel basın, bilgilenme ve bilgilendirme hakkı çerçevesinde faaliyetlerde bulunurken, doğrudan ya da dolaylı olarak toplumu biçimlendirmektedir.

Sayın milletvekilleri, haberleşme özgürlüğünün, işte, en başta bu gerekçelerle engellenmemesi gerekiyor. Esasen, 22 nci Yasama Döneminde çıkarılmış olan Bilgi Edinme Yasası da büyük ölçüde bu sosyal ihtiyaçtan kaynaklanmıştır.

Bu aşamada sorunun esası, basının bu özgürlüğü kötüye kullanması ve bunun yarattığı sonuçlardır, bunun yarattığı mağduriyetlerin ne şekilde giderilebileceği konusudur.

Bağlı olarak, bunun devamında, basına karşı yargıcın da bağımsızlaşmasını, bağımsız hale gelmesini sağlamak önem kazanmıştır. Bu noktada, Anayasa koyucu, yargı görevinin ve basın özgürlüğünün amacına uygun olarak kullanılabilmesi için, yasal sınırlar içinde yargıç kararıyla, olaylar hakkında yayın yasağı konulabileceğini hem Anayasada hem de Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasında düzenlemiştir.

Bu genel çerçeveden sonra, uygulamada acaba nelerle karşılaşıyoruz, izninizle bunu irdelemek istiyorum. Fiilî uygulamalarda -bu uygulamalar bazen bürokratın kendi inisiyatifinden de kaynaklanıyor; ama, çoğunlukla da hükümet icraatlarından kaynaklanıyor- ortada yasal şartlar oluşmadığı halde, haberleşmenin engellendiğini veya müdahale edildiğini görüyoruz. Öylesine ki, bazen de yasal kararlar amacı dışında kullanılarak, yargı kararının kapsamı dışında kalan kişi ve kurumların telefonlarının dinlenildiğini kamuoyu çok iyi biliyor.

Toplumumuzda, telefonların dinlenildiği psikolojisi egemen olmaya başlamıştır. Bu, kabul edilebilir bir hal olamaz. Bilgi Edinme Yasasını çıkaran bir siyasî iktidarın, öncelikle bu hakkı amacına uygun kullanması ve kullanılmasına fırsat tanıması, imkân tanıması gerekir. Bürokratlar yasaya aykırı uygulama yapabilirler; bu, her siyasal iktidar döneminde olabilecek bir haldir. Önemli olan, yasal ve siyasî denetimi yapmak mevkiinde olan kişi ve kurumların, bu eylemlere hoşgörüyle bakıp bakmaması veyahut daha ileri bir ifadeyle, iştirak edip etmemesidir.

Türk Ceza Kanununda, haberleşmenin engellenmesine cezaî müeyyide getiren bir siyasî iktidarın -elbette, bunu olumlu bir değerlendirme olarak görüyoruz- hiçbir gerekçeyle, basın özgürlüğüne müdahale etmemesi gerekir; birtakım kurumlar aracılığıyla, özelleştirme aşamasındaki medya gruplarını politikalarına araç olarak kullanmaya tevessül ve tenezzül etmemesi gerekir. En nihayet, Bilgi Edinme Yasası ve benzeri düzenlemeleri yapan bir siyasî iktidarın, milletvekillerinin yasama denetimi görevini yerine getirmesine tahammül etmesi gerekir değerli arkadaşlarım; soru önergelerine, içeriğine uygun cevap vermesi gerekir; yoksa, sadece yasa çıkarmakla özgürlüklerin elde edilmesi mümkün değildir; bunların hayata geçirilmesi mümkün değildir. Yasayı hakkıyla uygulamayan ve kötüye kullanan kamu görevlileri hakkında, siyasî iktidar, idarî ve adlî denetim mekanizmalarını işletmiyorsa, orada demokratikleşme adına son derece ciddî sorunlar vardır.

Yeri gelmişken ifade ediyorum; bir hızlandırılmış tren faciası yaşadık. Bu faciayı "nazar" diye niteleyen siyasî iktidar temsilcilerini dinledik; "Allah kem gözlerden siyasî iktidarı korusun" diyen siyasî iktidar temsilcilerini dinledik değerli arkadaşlarım; burada, Genel Kurulda, bu söylemleri hepimiz dinledik. Bakın, haberleşme özgürlüğü diyoruz; bunun için, niteliksiz ve vasıfsız kadrolaşmayı engellemek gerekir; ama, niteliksiz ve vasıfsız kadrolaşmayı, birtakım siyasî gerekçelerle, kişisel gerekçelerle uygulamaya soktuğunuz zaman, orada, bırakın haberleşme özgürlüğünü, insanların can güvenliklerini yok ediyorsunuz, can güvenliklerini tehlike altına atıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bunları, sonraki maddelerde daha da ayrıntılı bir şekilde değerlendireceğim. Bu aşamada teorik anlamda ve elbette, uygulamaya yönelik eleştiri ve değerlendirme hakkım saklı kalmak kaydıyla, 124 üncü maddeyle ilgili olarak yapılan düzenlemeyi, sonuçta, olumlu karşıladığımızı Grubum ve şahsım adına beyan ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 15 Eylül 2004

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook