İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Eylül 2004 · 880 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 15 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 880 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 15 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-09-15-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; komisyon metninin 132 nci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, komisyon metninde, 132 ile 140 ıncı maddeler arasında düzenlenen maddelerde haberleşme gizliliğinin ihlali, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, verileri yok etmeme hallerine ilişkin olarak yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Bu konuların hepsi demokratikleşme ve özgürlük adına son derece olumlu olan düzenlemelerdir. Somut, ayrıntılı ve yararlı düzenlemeler yapılmıştır. Bu konular, her ne kadar, mevcut Ceza Kanunumuzda "Sırrın masuniyeti aleyhinde cürümler" başlığıyla 195 ve müteakip maddelerde düzenlenmiş ise de, bu düzenleme yeterli bir düzenleme değildi değerli arkadaşlarım. Bunu, çok açık bir şekilde ifade ediyorum.

Komisyon metninin bu yönden de, ihtirazî kayıtla ifade ediyorum, amaca ve uygun olarak kullanılması kaydıyla özgürlüklere ciddî bir şekilde katkı sağlayacağına olan inancımı bir defa daha ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yasanın Türkiye'deki uygulamasında güvenlik güçlerinin, bu meyanda, Emniyet ve MİT'in (Millî İstihbarat Teşkilatı) hukuka uygun bir şekilde yapılanmış olup olmadığı çok önemlidir. Haberleşme olayında, doğrudan veya dolaylı olarak görevli olan diğer kamu görevlileriyle birlikte bu birimlerin üst düzeydeki görevlileri de bu hükümleri pekala ihlal etmektedirler.

Komisyon metninin "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenen maddeleri, tekrar ifade ediyorum, biraz sonra açıklayacağım sebeplerle çok önemli.

Diğer maddelerdeki düzenlemeler daha çok hukukî tavsif yoluyla yargı mercilerinin değerlendireceği konular. Biraz daha açmak gerekirse, orada, suçun niteliğine yönelik, suçun hukukî değerlendirmesine yönelik olarak yargı makamlarının yapacağı değerlendirmeler önemli, hukukî tavsifler önemli. Her ne kadar, yargıya yönelik olarak hukukdışı müdahaleler bu dönemde yoğunlaşmış ise de, yargının, denetim mekanizmaları içinde bu müdahaleleri zamanla etkisiz hale getireceğine yürekten inanıyoruz.

132 ve müteakip maddeler yönünden ise, tekrar ifade ediyorum, durum çok farklıdır. Bu maddeleri doğrudan uygulamak mevkiinde olan kurumlar yargı değil, Emniyet ve MİT'tir, bu maddelerin doğrudan muhatabı bu kurumlardır. Emniyet birimlerinin hukuka uygun yapılanması ve denetimi, hukuk devleti kurumsallaşmasına ulaşmanın temel ayağını teşkil etmektedir. Bu yapılanmada hukukdışı ilişkilerin bulunması, tekrar ifade ediyorum, Emniyet yapılanmasında hukukdışı ilişkilerin bulunması, bu ilişkiler sebebiyledir ki, kıdem ve liyakat ilişkilerine uyulmaması, bunun yerine, siyasî veya cemaat ve tarikat ilişkilerine ağırlık verilmesi halinde, hukuk devleti yapılanmasını gerçekleştirmek mümkün olamayacağı gibi, Avrupa Birliği normlarına ulaşılması da, hangi yasal düzenlemeyi yaparsanız yapın, mümkün olamaz.

Mevcut yapılanma içinde, Emniyet birimlerinin bu özelliği sebebiyledir ki, mahkemelerin hukuka uygun karar vermeleri de gitgide güçleşmektedir. Hukuka aykırı bir şekilde örgütlenen bir Emniyet yapılanması içinde delil toplama sürecine müdahalenin başlaması kaçınılmaz olduğundan, bunun doğal sonucu olarak, tesis olunan yargı kararlarının sıhhati de tartışmalı hale gelecektir. Yargının mevcut yapılanmasından kaynaklanan sorunlar bir tarafa, Emniyet örgütünün, delil toplama sürecine müdahale ederek hazırlayacağı bir hazırlık soruşturmasından hukuka uygun sonuç beklemek söz konusu olamaz. Yargı ne kadar özenli davranırsa davransın, maddî gerçeğe ulaşılması, uygun hüküm kurulması, haberleşme özgürlüğünü ihlalle mücadele edilmesi mümkün olamaz değerli arkadaşlarım. Gerçekçi değerlendirme yapmak adına bunları söylüyorum.

Bakın, delil toplama sürecine müdahale, sadece Emniyette başlamadı. Delil toplama sürecine müdahale, başka kurumlarda da başladı; hem idarî aşamada başladı hem de adlî aşamada başladı değerli arkadaşlarım. Yargıda delil toplama fonksiyonunu yerine getiren kurumlardan birisi de, biliyoruz ki, Adlî Tıptır. Adı üstünde; Adlî Tıp; uzman bir kurum; ama, neyi görüyoruz, neyi yaşıyoruz, neyi biliyoruz; bu uzman kurumda bile uzmanlıkla ilgisi olmayan, niteliksiz ve vasıfsız bir kadrolaşmanın gerçekleştirildiğini biliyoruz. Uzman bir kurumda, hiçbir uzmanlığı olmayan bir doktorun, orada sağlıklı bir şekilde görev yapması mümkün olamaz. Bunu, aslında, Kızılay olayında da yaşıyoruz, TÜBİTAK olayında da yaşıyoruz. Böyle bir yapılanma içinde, idarî ve adlî süreçte delil toplama sürecine müdahale dönemi başlamış ise, orada siz, hangi yasal düzenlemeleri yaparsanız yapın, hukuk devleti yapılanmasını ve demokratikleşmeyi gerçekleştirmeniz ve birey özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmanız mümkün olamaz.

Sayın milletvekilleri, tekrar ifade ediyorum; Emniyet Teşkilatı mensupları, yasaları doğrudan uygularlar. Bu meslek, tam bir disiplin mesleğidir. Disiplini ayakta tutan temel ilke ise, kıdem ve liyakat esasına göre, hiyerarşiyi oluşturmaktır; ancak ve maalesef, yukarıda açıkladığım gerekçeler sebebiyledir ki, Emniyet Teşkilatı içinde disiplin ve verimlilik büyük ölçüde zedelenmiş ve hiyerarşi altüst olmuştur.

Biraz daha somut ifade edeyim; doğaldır ki, "bunları biraz daha açın, biraz daha somut anlatın" diye bekliyorsunuz; bunların soyut ve dayanaksız bir şekilde ifade edilmemesi gerekiyor. O sebeple biraz daha somut olarak açıklamak istiyorum. İlgili mevzuata göre, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan Merkez ve Yüksek Değerlendirme Kurullarının, rütbe terfilerinde herhangi bir yetkileri olmadığı halde, kıdem ve liyakat listesini gösteren kıdem kitabındaki sıralamanın dışına çıkılarak... Ki, o kıdem kitabı, o kıdem ve liyakat listesi onüç onbeş yıl içerisindeki başarı durumlarına göre, disiplin durumlarına göre, ceza durumlarına göre oluşturuluyor. Siz ne yapıyorsunuz; 284 üncü sıradaki kişiyi alıp, 1 inci sıradaki kişinin önüne koyuyorsunuz ve 81 kişi içerisinde sadece 2 veya 3 kişi için kıdem ve liyakat listesine uygun görevlendirme yapıyorsunuz. 78-79 kişinin tamamı ilk 150'den sonraki kişilerden oluşturuluyor.

Böyle bir hukukdışı yapılanma içerisinde sağlıklı bir şekilde delil toplanabileceğini, haberleşme özgürlüğüne müdahale edilmeyeceğini iddia edebilir misiniz; bu, mümkün değildir. Böyle bir yapılanma içerisinde böylesine hukukdışı ilişkilerin ve delil toplama sürecine müdahalenin başlaması, gelişmesi, yaygınlaşması kaçınılmaz bir haldir.

Tabiî, enteresan ve üzücü olan, bu kadrolaşma; yani, biraz evvel sözünü ettiğim hukukdışı ilişkiler ağı içerisinde terfi işlemlerinin yapılması ve kararlılıkla sürdürülmesi olayı aynen devam etmektedir.

Ben, bu konuyla ilgili değerlendirmelerimi sonraki maddelerde biraz daha somutlaştırarak, biraz daha ayrıntılarıyla anlatmaya devam edeceğim. Bu aşamada Genel Kurulu bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 15 Eylül 2004

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook