Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Eylül 2004 · 873 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 15 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 873 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 15 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-09-15-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu, Grubum ve şahsım adına bir defa daha saygıyla selamlıyorum.
ASIM AYKAN (Trabzon)Sendikal bağlantı var...
ATİLLA KART (Devamla)Efendim?
ASIM AYKAN (Trabzon)Sendikal bağlantı var, ona dikkat edin.
ATİLLA KART (Devamla)Nerede sendikal bağlantı var?
ASIM AYKAN (Trabzon)Maddenin sonunda...
ATİLLA KART (Devamla)Tabiî, o da mutlaka değerlendirilmesi gereken, nazara alınması gereken bir husus; ama, herhalde, ondan evvel, şu yaptığım açıklamalar, yani, idarî ve adlî süreçteki delil toplama olayına müdahale çok daha önemli.
Bu, nedir değerli arkadaşlarım; bu, hukuk devletinin esasıdır. Siz, idarî ve adlî aşamada delil toplama sürecine müdahaleyi sağlayacak tek taraflı, hukukdışı bir delil toplama örgütlenmesini sağlıyorsanız, hangi Avrupa Birliği normunu getirirseniz getirin, hangi kurumu getirirseniz getirin, orada demokratikleşme ve özgürleşme adına hiçbir gelişme sağlayamazsınız. Bunun adını doğru koymak gerekiyor.
Anlattığınız konular, daha sonraki konular sayın milletvekili.
Değerli arkadaşlarım, bunları çok ayrıntılı bir şekilde anlatmaya devam edeceğim. Böyle bir sürecin, biraz evvel anlattığım sürecin yol açtığı ve bundan böyle de yol açacağı tahribatların olağanüstü olduğunu, bunun telafisinin mümkün olmadığını, olamayacağını tekrar vurgulamak istiyorum.
Böyle bir süreç beraberinde neyi getirecektir; böyle bir süreç, keyfîliği ve hukuksuzluğu önlenemez boyutlara ulaştıracaktır. Suç ve suçluyla mücadele etmek ve bireysel özgürlüklerin ihlal edilmesini önlemek mevkiinde olan Emniyetin, böyle bir yapılanma içinde özgürlüklere hizmet etmesi mümkün olamayacağı gibi, çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadelede başarılı olmasını beklemek de söz konusu olamaz. Yapılanmadaki bu hukuksuz durum, zorunlu olarak beraberinde yeni suç ilişkilerini yaratacaktır değerli arkadaşlarım.
Bu sistemin ve yapılanmanın varacağı yol, varacağı süreç, keyfî ve otoriter bir yönetim anlayışı ve uygulamasıdır. Bu kaçınılmazdır değerli arkadaşlarım. Ben "faşizan bir yönetim" ifadesini, ibaresini bu aşamada kullanmıyorum, yine, ihtiyatlı davranıyorum; ama, ne diyorum -şunu çok net olarak ifade ediyorum- Türkiye'de Avrupa Birliği konjonktürü içinde keyfî ve otoriter bir yönetim süreci başlamıştır. Avrupa Birliği konjonktürü kullanılarak, Türkiye'de keyfî ve otoriter bir yönetimin altyapısı hazırlanmaya başlanmıştır. Bu hukuksuz ve çarpık gelişmeyi bu vesileyle bir defa daha kamuoyunun ve Genel Kurulun dikkat ve takdirlerine sunuyorum.
Yukarıda açıkladığım süreç ve özellikle Yargıtay, MİT ve Çakıcı olaylarındaki hukuksuzluklar ve hukukdışı müdahaleler kamuoyunun gözü önünde âdeta naklen yayınlanırken, canlı ve naklen yayınlanırken hükümet ne yapıyordu, siyasî iktidar ne yapıyordu?.. Sayın Başbakan ve hükümet sözcüsü Sayın Adalet Bakanının ifadelerine göre -ki, aynı ifadeyi biraz evvel de ifade ettim, Sayın Başbakan da tekrarlamıştı- "bu konu hükümetin dışında gelişen ve devletin ilgili kurumlarını ilgilendiren bir konudur, bu sebeple de hükümet olarak yapabileceğimiz herhangi bir şey yoktur."
Sayın milletvekilleri, bu ifade, bu açıklamalar, bu tavırlar sorumsuzluğu aşan tavırlardır. Bu tavırlar, maalesef, bu gelişmelerden birtakım yararlar elde etmeyi amaçlayan tavırlardır. Tekrar ifade ediyorum; bu tavırlar, bu gelişmelerden birtakım yararlar elde etmeyi amaçlayan tavırlardır. Yurtdışına kaçan ve aranan kişi durumunda bulunan bu şahıs, yurtdışına çıkarken, haberleşme imkânlarını, teknolojilerini kullanarak, yurtdışına çıkarken- teknik ifadesiyle söylüyorum, Emniyet kayıtlarındaki ifadesiyle söylüyorum, Emniyet dilindeki ifadesiyle söylüyorum- teknik takip ağıyla örülü olduğu, yani dört bir tarafı sarıldığı halde ve hangi mahallerde bulunduğu bilindiği halde ve bütün bu süreç siyasî ve bürokrat kesiminin bilgisi dahilinde olduğu halde neden yakalanmamıştır, neden görmezden gelinmiştir? Adı geçen şahısla bir ses sanatçısının ilişkileri ve bu ilişkilerin yansımaları ve bağlantıları neden ve özellikle soruşturma kapsamı dışında bırakılmıştır? Tekrar ifade ediyorum; bu şahsın, yani, yurtdışına çıkan şahsın, bir ses sanatçısıyla olan bağlantıları ve bunun siyasî yansımaları neden soruşturma kapsamı dışında bırakılmıştır? Kaçış süreci nazara alındığında ve kamu görevlilerinin iştiraki olmadan böyle bir eylemin gerçekleştirilmesi mümkün olmayacağına göre, olamayacağına göre, kamu yetkisinin kullanılmasıyla doğrudan bağlantılı olan bu kayıtların, bu konuşmaların, bu soruşturma kapsamına alınması gerekmez miydi? Neden bu soruşturma kapsamı dışına çıkarılmıştır? Burada neyi görüyoruz; burada, bakın, şunu görüyoruz: Emniyet yapılanması ne kadar önemlidir derken bunu ifade etmek istiyorum. Böyle bir Emniyet yapılanması içinde birtakım konuşmaları, birtakım değerlendirmeleri soruşturma kapsamı dışında bıraktığınız zaman, orada yargı ne yapabilir; orada yargı bir şey yapamaz. Yargı, kendisine, Emniyetin teknik bir şekilde oluşturduğu, ulaştırdığı o dosya kapsamıyla sınırlı olarak görev yapacak; onun dışındaki değerlendirmeleri nazara almayacak. Siz, Emniyet yapılanmasında hukukdışı bir yapılanmaya yol açtığınız zaman, bu sonucun doğması, yani, Emniyetin kendi ilişkilerine göre, kendi sorumluluk anlayışına göre, kendi çıkar ilişkilerine göre, kendi siyasî ilişkilerine göre birtakım delilleri yok edip, birtakım delilleri de ilgili yargı merciine ulaştırması süreci başlayacaktır ki, burada, yargıdan beklenen amacın, yargıdan beklenen fonksiyonun gerçekleşmesi, herhalde söz konusu olamaz, herhalde mümkün olamaz.
Sayın milletvekilleri, burada, haberleşme özgürlüğü, bu özgürlüğün ihlali, bu ihlali yapan kamu görevlilerinin sorumluluklarıyla ilgili konuları ve maddeleri tartışıyoruz; 132 ve müteakip maddeler bu konuları düzenlemiş. Buna göre, yurtdışına çıkan Alaattin Çakıcı'nın vize ve pasaport almasıyla ilgili olarak basına yansıyan ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasının 10 uncu maddesine göre gizli nitelikte olan bu bilgiler basına nasıl yansımıştır, nasıl sızdırılmıştır? Bir defa daha söylüyorum: Bakın ne yapıyorsunuz siz... Şu getirdiğimiz yasal düzenlemelerin benzerlerini, bir şekilde, zaten, daha evvel getirmişiz. Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasında, bu şekilde gizli nitelikteki bilgileri basına ve kamuoyuna sızdıranlar hakkında cezaî müeyyideleri -ki, en başta kim geliyor; oradaki, o birimlerdeki kamu görevlileri geliyor- o kamu görevlileri ve daha da ötesi, bu bilgileri yayınlayan basın organları hakkında da o ilgili yasalarda sözü edilen müeyyideleri uygulamamız gerekirken, o görevliler hakkında idarî ve adlî süreci başlatmamız gerekirken neden başlatmıyoruz? Sorunun özü herhalde burada düğümleniyor.
Sonraki maddelerde bunları da anlatmaya devam edeceğim.
Değerli arkadaşlarım, tekrar, hepinizi bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 15 Eylül 2004