İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 59. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kendisine sataşıldığı gerekçesiyle

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 59. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Şubat 2005 · 996 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 16 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KENDİSİNE SATAŞILDIĞI GEREKÇESİYLE); konuşma 996 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Kendisine sataşıldığı gerekçesiyle”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-02-16-kendisine-satasildigi-gerekcesiyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Danışma Kuruluna sunulan grup önerisi hakkında düşüncelerimi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Meclis Genel Kurul gündemine şahsımla ilgili olarak 2 adet dosya intikal etmiş durumda. Bu dosyalar, Genel Kurul gündeminde, birkaç aydan bu yana, son sıralarda bekliyor.

Bu dosyalarda ileri sürülen suçlamalar, avukatlık mesleğinin icraı esnasında karşı taraf vekillerine savunma sınırını aşarak hakaret ettiğim iddialarını içeriyor.

Değerli arkadaşlarım, haklarında dokunulmazlık dosyası olan milletvekilleriyle ilgili olarak, basında zaman zaman listeler yer alıyor. İsnat edilen suçların özellikleri bu listelerde belirtiliyor. Çoğu zaman da, isnat edilen suçun niteliği ya yazılmıyor ya da hatalı yazılıyor. Benim hakkımda da, bu dosyalardan birisinin, Çek Yasasına muhalefet olduğu yolunda haberler yayımlandı. Başka milletvekilleri hakkında da hatalı veya yanlış suçlamaların yapıldığını biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, işte, hem yanlış anlama ve izlenimleri önlemek ve hem de gerçeğin tespiti adına, yargılanma hakkımı istiyorum. Bunun için de, sizlerin iradesine başvuruyorum. Yargılama hakkının kullanımının engellenmesi, hem de kişisel ve siyasî kaygılarla engellenilmek istenilmesi, hiçbir çağdaş hukuk sisteminde rastlanmayacak bir durumdur değerli arkadaşlarım. Böyle bir uygulama ancak demokrasiyi araç olarak gören keyfî ve otoriter bir yönetim anlayışına sahip olan siyasî kadrolar için söz konusu olabilir.

Hak arama ve yargılanma hakkı, uygarlığın gelişmesine paralel olarak gelişen bir kavramdır, insanlık tarihinden bu yana mevcut olan bir anlayış ve kavramdır. Bu hakkın kullanımı konusunda Magna Carta'dan bu yana önemli kazanımlar söz konusudur. Hak arama ve yargılanma hakkı, bireyin vazgeçilmez, devredilmez, dokunulamaz temel hak ve özgürlüklerinin başında gelir. Bu hakkın günümüzdeki ifadesi ise adil yargılanma hakkıdır. Bu kavram, artık, Avrupa Birliği süreci içinde, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, dokunulamaz ve kısıtlanamaz hakların başında gelmektedir. Bu hak, Anayasamızda ve Meclis İçtüzüğünde de yer almıştır; ancak ve maalesef, bu hakkın kullanımı -üzülerek ifade ediyoruz- mevcut Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, daha doğrusu, siyasî iktidar tarafından engellenmek istenilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, siyasî iktidar ne yapıyor, ne yapmak istiyor, bunu biraz sorgulamak, bunu irdelemek gerekiyor. Hukuku yok sayarak, tamamen siyasî konjonktür ve sayısal çoğunlukla, toptan yargılama yaparcasına bir uygulama yapılıyor değerli arkadaşlarım. Dosyalar ve olaylar arasında hiçbir değerlendirme yapılmadan, birilerinin, kimilerinin işlediği suçun gizli kalması, yargılanmalarının önlenmesi amacıyla, ben ve benim durumumda olan milletvekillerinin yargılanmalarını engelliyoruz. Benim adıma hiç kimsenin buna karar vermeye hakkı olamaz değerli arkadaşlarım; buna isyan ediyorum, buna huzurunuzda isyan ediyorum! Benim adıma kimse bu kararı veremez.

Siyasî iktidar olarak bütün bunları ne adına yapıyoruz, nasıl gerekçeler yaratıyoruz, bir de bunu irdeleyelim. Bütün bu yanlışlıkları ve haksızlıkları yaparken de, konuyu saptırmaktan ve kamuoyunu yanıltmaktan kaçınmıyoruz. Kendilerinin yargılanmasını engellemek isteyenler, bir taraftan da devletin tüm bürokrat kadrolarını ve yöneticilerini zan altında bırakmaktan kaçınmıyorlar; sistemi bu yönüyle de tahrip ediyorlar.

Değerli arkadaşlarım, diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarını engelleyen bir düzenleme yok. Kamuoyu bu noktada hep yanıltılıyor; bilinçli bir şekilde, organize bir şekilde, birileri tarafından yönlendiriliyor ve yanıltılıyor.

Bakın, diğer kamu görevlileri hakkında -nedir- idarî soruşturma yapıldığını biliyoruz, disiplin müeyyideleri uygulandığını biliyoruz, tazmin sorumlulukları yönünden gerekli müeyyidelerin uygulandığını biliyoruz. Uyarma, kınama, meslekten ihraç için hiç kimseden izin almaya gerek kalmadan, bu uygulamaların emniyet mensupları için, askerler için, yargıçlar için uygulandığını biliyoruz. Sadece, adlî soruşturma için soruşturma izni prosedürü söz konusu. Orada da, izin verilmediği takdirde, biliyoruz ki, bölge idare mahkemesi ve Danıştay nezdinde yargısal denetimi yapmak mümkün.

Dolayısıyla, bu noktada, Anayasada bu anlamda bir engelleme yok değerli arkadaşlarım. Bu konu yasalarımızda düzenlenmiş. Kaldı ki, yasal anlamda, yani, soruşturma izni prosedürünün daha etkin işlemesi anlamında bir yasal değişiklik yapmak istiyorsanız, siyasî iktidar olarak, buyurun, getirin yasayı, değerlendirelim; ama, bakıyoruz, o noktada da hiçbir hareket göremiyoruz siyasî iktidarda.

Değerli arkadaşlarım, bakın, son derece ciddî bir olayı anlatıyorum, inanarak anlatıyorum. Siyasî iktidar, bu düzenlemeyi yapmak yolunda neden girişimde bulunmuyor, neden girişimde bulunmuyor?! İşte, sorunun esası ve özü burada düğümleniyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, bir olay anlatacağım. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, 2 895 ton hurdanın ihalesini yapar, usule uygun bir şekilde yapar. 2 895 tonun 800 tonu ilgili müteahhite teslim edilir, parası alınır. 2 000 ton ortada yok! 2 000 tonun değeri 418 milyar değerli arkadaşlarım; 2002 yılı itibariyle söylüyorum. Büyükşehir Belediye Başkanlığı, ilgili birimlerle yazışma yapar, "nedir bu olay" der, "bu hurdanın akıbeti nedir" der, sorar; ama, orada kalır evrak, sonuçlandırılmaz. Evrak bana intikal eder, Sayın İçişleri Bakanına sorarım, "Sayın Bakan, bu olay doğru mudur; gerçekten böyle bir olay var mı, idarî soruşturma açtınız mı" derim. Sayın Bakanın cevabı: "Efendim, olay doğrudur -olay doğru değildir denemiyor; çünkü, benim elimde belgelerin olduğu biliniyor, tarih sayıdan söz ederek soruyorum- idarî soruşturma açılmaya gerek görülmemiştir." Sayın İçişleri Bakanının verdiği cevap budur değerli arkadaşlarım. Bu cevaptan sonra ne yapıyoruz; bu cevaptan sonra, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Büyükşehir Belediye Başkanı ve diğer yetkililer hakkında nitelikli dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanmaktan suç duyurumuzu yapıyoruz, Sayın Bakana da tekrar soruyoruz; çünkü, Sayın Bakanın verdiği gayri ciddî cevap karşısında bunu tekrar sormam gerekiyordu. Ne diyoruz Sayın Bakana; "Sayın Bakan, bakın, takdire bağlı bir olaydan söz etmiyorum, soyut bir olaydan söz etmiyorum, somut belgelerden söz ediyorum, bir maddî vakıadan söz ediyorum. 2 000 ton ortada yok; bunun akıbetini sormayacak mısınız, bunu araştırmayacak mısınız" Bu olayda soruşturma izni vermeyeceksiniz de hangi olayda soruşturma izni vereceksiniz?!" Sayın Bakanın cevabı: Efendim, o hurda malzeme, tahminî olarak tespit edilmiş, göz kararıyla tespit edilmiş; onun için, böyle bir yanılma olabilirmiş. Bu sebeple de, soruşturma izni verilmeye gerek görülmemiş.

Değerli arkadaşlarım, insafınıza sığınıyorum, vicdanlarınıza sesleniyorum. Yüzde 10'dan söz etmiyorum, yüzde 15'ten söz etmiyorum; yani, hadi 2 895 ton tahmin edersin de 2 600 çıkar, 2 700 çıkar, 2 500 çıkar; ama, arkadaşlar, 2 000 ton ortada yok; yani, yüzde 70'e yakını ortada yok!

Şimdi "soruşturma izni" kavramını bu kadar insafsızca, bu kadar partizanca kullanan bir siyasî iktidarın, yolsuzluklarla mücadele konusunda samimî olduğuna inanabilir misiniz değerli arkadaşlarım?! Bunu, artık, sorgulamamız gerekiyor; bunların adını doğru koymamız gerekiyor; değerli arkadaşlarım. Burada, bunun anlamı şudur: Hakkında yolsuzluk iddiası yapılan bürokrat, belediye başkanı, bunun hakkında ne kadar güçlü deliller olursa olsun ben soruşturma izni vermem demek değil midir değerli arkadaşlarım? Böyle bir anlayışla yolsuzluklarla nasıl mücadele edebilirsiniz?! Bunun bir açıklaması olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Bakın, soruşturma izni prosedürüne neden dokunmuyoruz; işte, cevabı burada yatıyor değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 16 Şubat 2005

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook