Chp grup önerisinde
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 58. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Şubat 2006 · 1.150 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 2 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUP ÖNERİSİNDE); konuşma 1.150 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Chp grup önerisinde”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2006-02-02-chp-grup-onerisinde (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Danışma Kuruluna sunulmuş olan grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, günümüzde yönetimlerin niteliğini belirleyen temel ölçülerin başında temiz siyaset, dürüst yönetim, açık toplum olguları gelmektedir. Çağdaş demokrasilerde geçerli olan siyaset etiği anlayışının ülkemizde de geçerli olmasını sağlayacak yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek, ülkemizde de temiz siyasetin kurumsallaşmasını sağlamak, 22 nci Yasama Dönemi olarak temel görevimizdir. Bu konuda, topluma seçim öncesinde de seçim sonrasında da değişik aşamalarda ve her zeminde söz verdiğimizi hatırlatmak istiyorum. Bu sözümüzün arkasında durmamız gerekir. Bu sözün gereğini bugüne kadar neden yapmıyoruz; neden yapmaktan kaçınıyoruz; bu sözün gereğini yapacak yol ve yöntemlerin hayata geçmesi noktasında, uygulamaya geçmesi noktasında neden bir araya gelemiyoruz; bunları sorgulamamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, kamu görevlileri için etik düzenlemeler getiren yasayı 2004 yılında bu Meclis çıkardı. Kamu görevlileri için, biliyorsunuz, cezaî müeyyidelerin, idarî ve disiplin müeyyidelerinin ve malî müeyyidelerin uygulanması konusunda yasalarımızda, mevcut yasalarımızda, mevzuatımızda değişik hükümler var. Bu müeyyidelere göre, bir kamu görevlisi hakkında meslekten çıkarma dahil olmak üzere, uyarma, kınama, kademe ilerlemesinin durdurulması uygulamalarının, müeyyidelerinin uygulanması için hiçbir soruşturma iznine gerek olmadığını bilmenizi istiyorum; hatırlatmak istiyorum.
Malî yönden, kamu görevlileri için hiçbir izne tabi olmadan, her aşamada dava açılabildiğini ve sonuçlandırıldığını hatırlatmak istiyorum.
Adlî müeyyide yönünden ise, biliyorsunuz soruşturma izni kavramı dediğimiz bir kurum uygulanıyor ve burada da, soruşturma izni kavramının yine yargısal denetime tabi olduğunu, soruşturma izni verilmediği takdirde, bölge idare mahkemesi ve Danıştay sürecinde bunun yargısal denetime tabi olduğunu, yine yeri gelmişken hatırlatmak istiyorum. Yani, değerli arkadaşlarım, kamu görevlileri açısından her türlü müeyyidenin uygulanması noktasında, yasalarımızda -genel çerçeve olarak söylüyorum- hiçbir eksiklik söz konusu değil.
Kaldı ki, adlî müeyyidenin uygulanması noktasında, bu müeyyidenin; yani, soruşturma izni kavramının ve bu kurumun daha etkin, daha seri hale getirilmesini istiyorsanız, böyle bir düşünceniz varsa, bunun için de anayasa değişikliğine gerek kalmadan yasal değişikliklerle bunun sağlanabileceğini hep ifade ediyoruz. Daha dün, Sayın Genel Başkanımız, bu konuda yapılmak istenilen her türlü yasal düzenlemeye destek vereceğimizi beyan ettiler.
O zaman, değerli arkadaşlarım, iktidar sözcülerinin, diğer kamu görevlilerinin de dokunulmazlığı var yolundaki söylemlerinin hiçbir ciddî dayanağının olmadığını artık görmemiz gerekiyor, bu noktada, kamuoyunu yanıltmamamız gerekiyor, daha fazla yanıltmamamız gerekiyor, buna tenezzül etmememiz gerekiyor değerli arkadaşlarım.
Geliyoruz, bunun devamında, elbette bunun devamında milletvekillerinin bu konudaki konumuna gelmek istiyorum. Buna gelmeden evvel, şu somut örneği, şu güncel örneği de vermek istiyorum.
Bakın, değerli arkadaşlarım, kamu görevlilerinin dokunulmazlığı var derken, gerçekten kamuoyuna yanlış bilgi veriyorsunuz. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı hakkındaki dava devam ediyor değerli arkadaşlarım.
EYÜP FATSA (Ordu)Genelkurmay müsaade ettiği için.
ATİLLA KART (Devamla)İşte, soruşturma izni kavramı devreye girdi. Girmediği takdirde ne oluyor; soruşturma izni verilmediği takdirde yargı denetimi başlıyor. Daha dün basına yansıyan bilgi, halen görevde bulunan Üçüncü Kolordu Komutanı hakkında dava açıldı.
Değerli arkadaşlarım, görevi kötüye kullanmaktan dolayı, Üçüncü Kolordu Komutanı hakkında dava açıldı. Rektörler hakkında dava açıldığını çok iyi biliyoruz. O zaman, milletvekilleri hakkında dava açılmamasının gerekçesi olarak ortaya getirdiğiniz o gerekçenin doğru, samimî ve tutarlı olmadığı bir defa daha ortaya çıkıyor. Bunda artık ısrar etmeyin değerli arkadaşlarım.
Bakın, bu anlatım çerçevesinde, milletvekilleri açısından değerlendirme yaptığımızda olay nedir; milletvekilleri hakkında, adlî süreçten dolayı ceza davası açılması olayını bir tarafa bırakıyorum. Kendinizce birtakım gerekçelerle; ama, işin esasında, tamamen siyasî ve kişisel gerekçelerle, sayısal çoğunluğunuza güvenerek bunu engelliyorsunuz, bunu erteliyorsunuz. Bunu bir tarafa bırakıyorum; ben, size, daha farklı bir kavramdan söz ediyorum, milletvekilleri hakkındaki siyasî etik kurallarının uygulanması gereğinden söz ediyorum değerli arkadaşlarım. Bunun için, bunun, milletvekilinin o kürsü sorumsuzluğu faaliyetiyle hiçbir ilgisi yok. İşte, Sayın Algan Hacaloğlu'nun ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna mensup 152 milletvekilinin verdiği bu teklifin özü bundan ibaret değerli arkadaşlarım, esası bundan ibaret.
Bu teklifte neler söyleniyor; bakın, bu teklifte, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ve Bakanlar Kurulu üyeliğiyle bağdaşmayan işlerden söz ediliyor. Bu teklifte, Türkiye Büyük Millet Meclisi dışı faaliyetlerden kaynaklanan gelirlerin beyan edilmesi kurallarından söz ediliyor. Bu tekliflerde, mal bildirimlerinin konusundan söz ediliyor.
Bu teklifte, hediye kısıtlamasından söz ediliyor değerli arkadaşlarım. Bunlar, günümüz politikasının güncel konuları değil mi, değerli arkadaşlarım. Bu teklifte, Türkiye Büyük Millet Meclisi etik komisyonunun kurulmasından söz ediliyor. Bunların, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasında sözü edilen yasama dokunulmazlığı düzenlemesiyle ilgisi yok değerli arkadaşlarım. Bunlar apayrı kurumlar ve bunlar, Sayın Sadullah Ergin'in bugünkü Danışma Kurulu toplantısında ifade ettiği gibi, kuşatıcı bir teklifi içeriyor değerli arkadaşlarım. Yani, siyasî etik konusundaki bütün normları, bütün kurumları, son derece ciddî bir şekilde düzenliyor bu teklif. Onun için, iktidara mensup sözcülerin "efendim, bu konuyu önümüzdeki günlerde tartışmaya açalım, değerlendirmeye alalım" demelerinin hiçbir ciddî tarafı, hiçbir inandırıcı tarafı, hiçbir tutarlı tarafı söz konusu olamaz.
Bakın, değerli arkadaşlarım, bu teklif, üç yılı aşkın bir süreden bu yana Genel Kurul gündeminde bekliyor; bir yıl kadar evvel Genel Kurul gündemine alınması kabul edilmiş. O zaman, bu teklifi, gelinen aşamada, hele hele Türkiye'nin gündemini meşgul eden son on gündeki tartışmalardan sonra Genel Kurul gündeminin ön sıralarına almamanın hiçbir inandırıcı gerekçesi olamaz, hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Bunu, bütün çıplaklığıyla, kamuoyu, gelinen aşamada değerlendirmek durumunda değerli arkadaşlarım.
Bu süreçten sonra, yapılması gereken şu: Bakın, siyasî etikten kastımız nedir değerli arkadaşlarım; demokrasilerde istifa denilen bir kurum vardır, demokrasilerde görevden alma denilen bir kurum vardır. Bunun yasama dokunulmazlığı kavramıyla bir ilgisi yok. Bunlar yürürlüğe girsin istiyoruz, bu kurumlar yürürlüğe girsin istiyoruz.
Bakın, hemen, elbette, Sayın Maliye Bakanıyla ilgili somut örnekler vermek durumundayım. Sayın Maliye Bakanına yönelik, TÜPRAŞ'ın yüzde 14,76 hissesinin satışı. Burada ne yapıldı; Sayın Maliye Bakanı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yetkilileri hakkında, yöneticileri hakkında soruşturma izni vermedi. Danıştay ne yaptı; Danıştay "burada suç ilişkileri var" dedi, 1. Daire. Bu suç ilişkilerine rağmen, neden, neden yargısal süreci başlatmıyoruz?!
Bakın, öylesine belgeler söz konusu ki, değerli arkadaşlarım, -Sayın Maliye Bakanına yönelik olarak söylüyorum, bakın, yüzde 14,76 hissenin satışıyla ilgili olarak söylüyorum- bunun cezaî boyutunu bir tarafa bırakıyorum, siyasî etik boyutunu takdirlerinize sunmak istiyorum. Bu teklifin özünde bu var değerli arkadaşlarım. Sayın Bakan diyor ki: "Efendim, yüzde 14,76 hissenin satışı 1 Martta, 2 Martta yapıldı. Biz, 1 Martta, 2 Martta toptan satışlar piyasasına bunu bildirdik." Ama, Sayın Maliye Bakanının doğru konuşmadığı, bilerek -öbür ifadeyi kullanmak istemiyorum, Türk Dil Kurumu sözlüğündeki ifadeyi kullanmak istemiyorum- ama, bilerek gerçeğe aykırı konuştuğu, şu belgelerle ortaya çıkıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim.
ATİLLA KART (Devamla)Nedir bu belgeler? Bakın değerli arkadaşlarım, o grup ne yapmış; o grup, 28 Şubat tarihli belgeyle 36 000 civarındaki hisseye şu bedelle talibim demiş. 28 Şubat… Belge… Buyurun.
Bu belgeyi, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığına veriyor. Aynı tarihte Özelleştirme İdaresi adına Daire Başkanı Şükrü Doğan, devamında, Osman Demirci Başkan Yardımcısı ve devamında da, Başkan Metin Kilci olur veriyor ve bu, Maliye Bakanının bilgileri dahilinde gelişiyor ve aynı gün bu hisselerin satışı için ne yapılıyor; İş Yatırım Menkul Değerler Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne talimat veriliyor değerli arkadaşlarım; yani, 28 Şubat tarihinde, Sayın Maliye Bakanının "1 Martta, efendim, biz bunu piyasaya sunduk, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına sunduk" dediğinin aksine, 28 Şubat tarihinde bütün işlemlerin bittiği anlaşılıyor. Buna... hadi yasama dokunulmazlığı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART (Devamla)Bir cümle Sayın Başkan…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 2 Şubat 2006