İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 58. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

T.c emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu ve bağ-kur'dan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması hk. (s.s 1076)

Muhsin Koçyiğit

Diyarbakır Milletvekili ·

Genel Kurul, 58. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Şubat 2006 · 2.016 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Muhsin Koçyiğit, 2 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.C EMEKLİ SANDIĞI, SOSYAL SİGORTALAR KURUMU VE BAĞ-KUR'DAN AYLIK VEYA GELİR ALMAKTA OLANLARA EK ÖDEME YAPILMASI HK. (S.S 1076)); konuşma 2.016 kelime.

Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır). “T.c emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu ve bağ-kur'dan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması hk. (s.s 1076)”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2006-02-02-t-c-emekli-sandigi-sosyal-sigortalar-kurumu-ve-bag-kur-dan-aylik-veya (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kurdan aylık alanlar ile yapılacak ek ödemeler ve bunu müteakip olarak yine bu kesimlere 2006 yılında yapılacak altışar aylık zamlara ilişkin olarak söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi vergi iadesi sistemi vergi mevzuatımıza 1985'li yıllarda girdi. Bu yıllarda aynı şekilde vergi mevzuatımıza Katma Değer Vergisi girmişti; buna paralel olarak, özellikle kayıt dışı ekonominin kayda alınması; buna paralel olarak, fiş ve faturaların toplanıp belgelenebilmesi için böyle bir düzenleme getirilmişti. Bu düzenlemenin amaçlarından birisi de bu belgeleri toplayanlara bir nebze de olsun bir gelir aktarması yapılması.

Başlangıçta bu vergi iade oranları yüksekti ve bu emeklilere, çalışanlara, Gelir Vergisi mükelleflerine verilen iade tutarları da fazlaydı; ama, zaman içerisinde özellikle IMF'ye verilen niyet mektuplarında verilen taahhütler gereğince öncelikle vergi iadesinin kapsamı genişletildi. Ne mi yapıldı; örneğin beyaz mallar iade kapsamından çıkarıldı, kapsam çok daraltıldı. Ondan sonra ikinci olarak da, Gelir Vergisi mükellefleri de iade alıyorlardı; bunlar da kapsam dışında bırakıldı. Eskiden, çalışanlara ve emeklilere aylık olarak ödenen vergi iadesi; bu da, önce üç aylık, sonra da yıllığa dönüştürüldü; yani, IMF talimatları, ona verilen niyet mektuplarında verilen sözler gereği yapılan değerlendirmelere paralel olarak bir yerde vergi iadesi kuşa çevrildi. İşte bugün de karşımıza gelen bu vergi iadesinin, Sayın Başbakanımız bir demecinde, emeklileri bundan böyle fiş toplama eziyetinden kurtarıp, yüzde 5 olarak uygulanan iade oranlarının yüzde 4'e çekileceğini ve peşin olarak ödeneceğini söylemişti. Demek ki, emeklilerin topladıkları fiş bir eziyet olarak görülüyor. Aynı şeyi ben Sayın Başbakanımıza soruyorum; o zaman, çalışanlar da fiş ve fatura topluyorlar, acaba, bunları da bu eziyetten kurtaracak mısınız; çünkü, bunlar buna devam edecekler; fakat, işi rasyoyla değil, vergi iadesi oranlarının bir çırpıda yüzde 5'ten yüzde 4'e düşürülmesi; yani, emeklilerin alacağı iade oranlarında yüzde 20 oranında bir azalma olacaktır ve maaşlarında da yüzde 1'lik bir azalış olacaktır. Bunun maliyetini söyleyecek olursak, yüzde 1'in maliyeti emekli kesimine toplam 864 trilyondur. Yani, bu yasa çıktıktan sonra, bir çırpıda emeklinin cebinden 864 trilyon para alınıp, bunlar varsıl kesimlere aktarılacaktır bir şekilde. Bu bakımdan, bu yasa tasarısını, bu haliyle kabul etmemiz elbette mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, ekonomimizin en büyük sorunlardan birisi de kayıt dışı ekonomiydi ve bu fiş toplama, fatura toplamanın amaçlarından biri de kayıt dışı ekonomiyi kayda almaktı. Bugün ekonomimizin ortalama olarak yüzde 52'si kayıt dışında faaliyette bulunmaktadır ve bu kayıt dışı ekonomi makro dengeleri bozarak, işsizliği artırarak, reel sektörü kesintiye uğratarak, bir yerde topluma büyük olumsuzluklar şeklinde yansımaktadır.

Örnek vermek gerekirse, bir kayıt dışındaki mükellef ile kayıt içindeki mükellefi karşılaştıracak olursak -örneğin, yan yana aynı faaliyette bulunan iki mükellef, biri kayıtlı, biri kayıtsız- kayıtlı olanın maliyetleri diğerine göre asgarî yüzde 35 oranında artacaktır. Yani, kayıtlı mükellef, emtiasını, malını 100 birime sattığı zaman ancak kâra geçebiliyorsa, kayıt dışında bulunan 65'e sattığı zaman dahi kâr edebilecektir. Bu bakımdan, bu aynı zamanda serbest piyasa ekonomisini de zedeleyen ve rekabette eşitliği zedeleyen bir örnek olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ülkemizde Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK emeklilerinin sayısı ortalama 7 000 000 civarındadır. Bunları aile efradıyla birlikte saydığımız zaman, toplumumuzda emekli maaşıyla geçinenlerin sayısı aşağı yukarı 20 000 000 civarındadır ve bu emeklilerin bir yılda topladıkları faturaların, fişlerin toplamı, aşağı yukarı 20 katrilyon lira yapmaktadır. Eğer ekonominin yüzde 50'si kayıt içinde olduğu zaman, demek ki, bundan böyle asgarî 10 katrilyonluk bir alışveriş, belgelenmesi gereken bir ticaret kayıt dışında kalacaktır. Basit bir hesapla, 10 katrilyon lira, yüzde 25 vergi hesaplayacak olursak, demek ki, devletin bu kayıt dışından dolayı kaybı 2,5 katrilyon lira olacaktır. Hepimizin bildiği gibi, AKP Hükümetinin büyük yaygaralarla getirdiği vergi barışından gelen ilave vergi ancak 2,5 katrilyon liradır. Demek ki, burada bir çırpıda, fiş toplamayı kaldırarak, fatura toplamayı kaldırarak, hazineden 2,5 katrilyon liralık bir vergi kaybına neden olacaktır.

Tabiî, devletin hizmetleri devam eder değerli arkadaşlarım. Bu hizmetlerin devam edebilmesi için de, toplam vergi gelirlerinin azalmaması gerekir. Bir şekilde, toplam vergi gelirleri kayıt dışından dolayı azaldığı zaman, hükümet, kolayını seçerek, kararnamelere dayanarak, bir yerde dolaylı vergilere yüklenecektir. Dolaylı vergi ne demektir; hepimizin bildiği gibi, insanların tükettikleri harcamaları üzerinden, satın aldıkları mal ve hizmetler üzerinden ödedikleri vergilerdir. Dolaylı vergiler ve dolaysız vergiler, bir hükümetin mihenk taşıdır ve vergide adaletin ölçüsü bununla ölçülür. AK Parti iktidara geldiği zaman, ekonomide, vergi sisteminde, dolaylı vergilerin oranı yüzde 66'ydı; üç yıl içerisinde yüzde 7 artarak yüzde 66'dan yüzde 73'e çıkmıştır. Bu ne demektir; demek ki, işsizden, köylüden, memurdan, emekliden, asgarî yüzde 7 daha fazla para alınarak, vergi alınarak, bunların hazineye aktarılıp, bir şekilde hazineye borç verenlere, zenginlere, varsıllara aktarılması demektir. Sizlere sormak istiyorum; acaba, Adalet ve Kalkınma Partisinin adalet anlayışı bu mudur?! Hani nerede kaldı seçim meydanlarındaki garip gureba edebiyatları?! Garip gureba edebiyatları, nutuklarda, meydanlarda değil, milletin bu kürsüsünde, bu kürsüye getirilen yasalarda ortaya çıkar ve bu yasada da, maalesef, böyle bir iyi, emeklinin durumunun gelişimini göremiyoruz. Bu bakımdan, bunların ivedilikle değiştirilmesi, emeklilerin durumunun düzeltilmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi, yine, AKP İktidarı, vergilerde indirim adı altında, Gelir Vergisi tarifelerinin en üst diliminde yüzde 5, Kurumlar Vergisi oranlarında da yüzde 10'luk bir indirim yaptı. Bu kime yarıyor; elbette, işsize, köylüye yaramıyor; bu, en az 40 milyar üzerinde ücret alanlar ile Türkiye'deki 100, 200 civarındaki, büyük, Kurumlar Vergisi mükelleflerine yarıyor. Yani, bir yerde, yine zenginlere yönelik getirilen bir düzenlemedir. Bu bakımdan, bu da gösteriyor ki, bundan sonra, çalışanların, emeklilerin durumu gittikçe zorlaşarak, onların cebinden, hazineye, dolaylı vergiler adı altında daha fazla vergi alınacak ve onlar, zorlu, çetin yaşam mücadelesiyle, kaderleriyle baş başa bırakılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, AK Partinin uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalar sonucu bir yandan yoksulluk artarken, öte yandan da toplumdaki gelir dağılımı bozulmuş ve gelir sınıfları arasındaki adaletsizlik had safhaya ulaşmıştır; bunu bir örnekle belirtmek istiyorum: Geliri 5'e böldüğümüz zaman yüzde 20'lik dilimler halinde, en alt yüzde 20'lik dilimde yer alan gelir grubu gelirin yüzde 6'sını aldığı halde, en üst dilimde yer alan yüzde 20'lik grup ise gelirin yüzde 48'ini almaktadır. Demek ki, üst gruptakiler, alt gruptakilerin 8 katından daha fazla gelir elde etmektedir. Aynı şekilde, bu geliri 10'a böldüğümüz zaman, bu kez de daha acıklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Bu defa, gelirin en alt grubundaki yüzde 10'luk kesimi millî gelirin yüzde 2'sini alırken, en üst gruptaki yüzde 10'luk kesimi ise millî gelirin yüzde 40'ını almaktadır. Demek ki, üst kesimdekiler, alt kesimdekilerin 20 katından daha fazla bir gelir almaktadır. Acaba, adalet bu mudur, kalkınma bu mudur?! Bu adaletsizliğe ne zaman son verilecektir? Bu gelir dağılımı ne zaman düzeltilecektir? Tüm bunları sizlere sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla getirilen yeniliklerden birisi de, bundan böyle SSK ve Bağ-Kur emeklilerine 2006 yılı için aylıklarında ilk altı ay için yüzde 3 ve ikinci altı ay için de yüzde 3 olmak üzere toplam yüzde 6'lık bir zam öngörülmektedir. Bir yandan ekonominin iyiye gittiğini söylüyorsunuz, ekonomide pembe tablolar çiziliyor, büyümeden, refahtan bahsediliyor; öte taraftan da, emekliye ancak yüzde 6'lık bir sefalet ücreti, sefalet artışı öngörülüyor. Acaba refah bunun neresinde, kalkınma bunun neresinde?! Bu bakımdan, bu kesimlerin durumunun düzeltilmesi, iyileştirilmesi, bu Parlamentonun ve özellikle çoğunluk grubu olan AKP'nin görevleri arasında bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bugün SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin ortalama aylığı 460 000 000 civarında. En son yayımlanan istatistiklerde açlık sınırı 548 000 000, yoksulluk sınırı ise 1 650 000 000 civarında. Demek ki Türkiye'deki 7 000 000 civarındaki emeklinin tümü açlık sınırı altındaki bir gelirle yaşamaya muhtaç edilmiş, mecbur edilmiş, kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Tabiî, biz bunu söylediğimiz zaman hemen karşımıza enflasyon oranını çıkarıyorlar; "işte enflasyon yüzde 6 ve biz de emekliye, çalışana, memura da buna göre zam yapıyoruz..." Değerli arkadaşlarım, çarşı pazardaki enflasyon ile sizin kâğıt üzerindeki enflasyonunuz farklı. En azından şunu belirtmek istiyorum: Enflasyon rakamları gerçeği göstermiyor; çünkü, enflasyon hesaplamasında baz alınan kalemler değişik. Örneğin, kiraların ağırlığı düşük alınmış, gıdaların ağırlığı düşük alınmış, akaryakıt giderleri yeterli ağırlıkta enflasyon hesabında dikkate alınmıyor. Ne mi alınıyor; pinpon topu, at nalı! Bu devirde at nalı kaldı mı, pinpon topu kaldı mı?! Demek ki, siz, çalışanlara at nalı ve pinpon topu enflasyonuna göre zam yapıyorsunuz! Buna göre yaparsanız, bunlar da ezilmeye mahkûmdur.

O zaman sizin garip gureba edebiyatınız nerede kaldı, nerede kaldı bu gariban çalışanlar, bu gariban emekliler! Onların bu makûs talihini yenecek elbette birileri bulunacaktır. Bu da yine bu Parlamentodan çıkacaktır.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bu konuyla ilgili olarak, Yüce Atatürkümüzün emeklilere ilişkin bir söyleyişini sizlere okumak istiyorum. Atatürk ulusa seslendiği bir konuşmasında: "Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin, yaşama kudretinin en önemli ölçütüdür. Geçmişte güçlüyken, tüm kuvvetiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur" demiştir. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, hiç olmazsa, gelin, Yüce Atatürk'ün bu söyleyişine kulak verelim, bunların durumunu buna uygun şekilde düzeltelim.

Emekliler; Bağ-Kur emeklileri, SSK emeklileri öyle bir duruma gelmişledir ki, artık, çarşı ve pazara çıkamaz duruma gelmişlerdir. Çünkü, onları çarşı ve pazara götürecek bir dolmuş paraları bile ceplerinde yoktur. Bu bakımdan, bugüne kadar çarşı ve pazara çıkamayan emekliler, korkarım ki, bundan sonra kapının önüne dahi çıkamayacaklardır. Çünkü, ülkemizde saatte 26 gasp ve hırsızlık olayı olmaktadır ve özellikle, emeklilerin aybaşlarında maaş aldıkları bankaların önünde biriken gaspçılar, hırsızlar, emeklilerimizin maaş almalarını bekleyerek onların maaşlarına bile el koymakta, onlara bunu canıyla ödetmektedir. Bu bakımdan, çarşı ve pazara çıkamayan emekliler, bundan sonra kapının önüne çıkmaya korkmakta, zorlanmakta; çünkü, artan şekildeki bu gasp ve hırsızlık olayları onları bir şekilde canlarından bezdirmekte, bir şekilde onları eve mahkûm etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bir de maaşlara yapılan bu zam, sosyal güvenlik kuruluşları arasında eşitsizlikler yaratmaktadır. Örneğin, Emekli Sandığı emeklileri ile Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumundan maaş alan emekliler arasında büyük farklar vardır ve emeklilere yüzdelik artışlarla getirilen artış çözüm değildir. Önemli olan, bunlara, seyyanen artış yapmaktır ve bu artış bu yılbaşında çalışanlar yapıldı; ilk altı ay yüzde 40, ikinci ay yüzde 40 olmak üzere seyyanen bir zam yapıldı. İstiyoruz ki, emeklilerde de bu eşitsizliğin giderilmesi için, en azından, bunlara da, yüzde 3'lük zamlar değil, en azından, bunlara da, seyyanen zamlarla da taban ve taban aylıkları arasındaki farkın azaltılması ve ikinci olarak da, emekli kesimleri arasındaki, emekli kurumları arasındaki farkın ortadan kaldırılmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bu vergiye ilişkin olarak bazı rakamlardan bahsetmek istiyorum. Bunu da, müsaade ederseniz, buradan, sizlere, rakam olarak vermek istiyorum. 2006 yılı emekli zamları için yüzde 3'lük rakamlar asla kabul edilemez. Yani, neredeyse, 750 gram et parası, 322 000 000 lira tutarında olan en düşük Bağ-Kur emekli aylığında ise sadece 1 kilogram zeytin parası olan 8 000 000 lira zam anlamına gelmektedir; yani, emekliler bir yıl bekleyeceklerdir, maaşlarında, ancak, 1 kilogram zeytin yahut da 1 kilogram yağ parası kadar bir artış olacaktır. Çünkü, emekliler yoksuldur, emekliler ezilen kesimdir; bunlar maaşlarını kendilikleriyle artıramaz. Bir ticaret erbabı, bir sanayi erbabı enflasyona göre kendi ürettiği mallara zam yaparak durumunu koruyabilir; ama, maalesef, emekliler ve çalışanların böyle bir olanağı yoktur. Bunların tüm olanakları hükümetin altı aylıklar itibariyle yahut da yıllık olarak bunlara vereceği zamlardan ibarettir. Yani, bunlara, bir kez bir zam yapıldıktan sonra, bunlar, en azından, bir yıl o zamla geçinmek zorundadır. Ancak, sizlere soruyorum, bu bir yıllık zam; 1 kiloluk zeytin parası yahut 10 000 000'luk, 15 000 000'luk bir artış bunların neyine derman olacaktır?! Üniversitede okuyan öğrencisine mi derman olacaktır, çarşı ve pazarda filesine mi derman olacaktır?!

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisini insafa davet ediyorum ve diyorum ki, gelin, bu emeklilerimizin durumunu düzeltelim. Anavatan Partisi olarak 2 tane önergemiz var. Birisi, yasanın 1 inci maddesiyle ilgili ve eskiden olduğu gibi vergi iadesi oranının yüzde 5 olarak devam etmesi. Bu, çok bir şey değil, sadece yüzde 1; yani, yüzde 4 değil, eskiden olduğu gibi yüzde 5 olarak devam etmesi. İkincisi, emeklilerimize 2006 yılı artışları için yüzde 3-yüzde 3 olarak değil, gelin, bunu, asgarî yüzde 6 ve yüzde 6 olarak, toplam yüzde 12 olarak yapalım; çünkü, ancak o zaman, emekliler, çetin yaşam koşulları karşısında hayatlarını devam ettirebilirler, onunla mücadele edebilirler. Bu bakımdan, gelin, emeklilerimizin durumunu düzeltelim. Bu, sadece burada kalkacak 100 milletvekilinin parmağına bağlı. Bu 100 tane parmağı da emeklilerimizden esirgemeyelim ve gelin, bunlara bir müjde verelim, bunların durumunu bugün burada düzeltelim. Aksi halde, bundan sonra seçim meydanlarına giderken emeklilerin gazabı, emeklilerin üzüntüsü, emeklilerin çığlığı sizleri seçim meydanlarında boğar ve halkın içine çıkamazsınız.

Bu duygu ve düşüncelerle, emeklilerimizle ilgili getireceğimiz önergelerin desteklenip, onlara asgarî yüzde 12'lik bir maaş zammı verme dileğiyle, tüm milletvekillerimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 2 Şubat 2006

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook