Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)
Yozgat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 26. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Aralık 2004 · 1.717 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bekir Bozdağ (AK Parti), 3 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.717 kelime.
Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu hakkında AK Parti Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22 nci Yasama Dönemi, 3 Kasımdan sonra, cumhuriyetin başlangıcında olduğu gibi, hukuk alanında büyük değişim ve dönüşümlerin yaşandığı yıllar olmuştur. Meclisin teşekkülünden bu yana, adalet akademisinin kurulması, bölge adliye mahkemelerinin kurulması ve yıllardır söylenen istinaf usulünün kabulü, yine, sizlerin oylarıyla Türk Ceza Kanununun Meclisimizden değiştirilerek geçmesi, Avrupa Birliği uyum paketleri ve nihayet huzurlarınızda bulunan Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı, bu demette yer alan hukuk reformu niteliğindeki değişme ve gelişmelerden birkaçıdır. Böylesine kapsamlı bir değişim, Osmanlıdan cumhuriyete geçiş döneminde, cumhuriyetin başlangıcında yaşanmıştı. İkinci değişim, ikinci dönüşüm, bu dönemde AK Parti İktidarıyla, 22 nci dönem Meclisinin iktidar ve muhalefetiyle yaşanmaktadır.
Ben, bu vesileyle, böylesi değişim ve dönüşümlere öncülük eden AK Parti Hükümetine ve başta Sayın Başbakanımıza, bu konudaki çalışmaları büyük bir basiret ve ferasetle yöneten Sayın Adalet Bakanımıza, Adalet Komisyonu Başkanımıza, komisyonun değerli üyelerine ve teknik danışmanlık yapanlara ve özellikle bu çalışmalara katkı veren Yüce Meclisin siz saygıdeğer üyelerine teşekkürü bir borç biliyorum, bu vesileyle şükranlarımı arz ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu, devletin vatandaşla, milletle en fazla karşı karşıya geldiği, suç ve suçlulukla mücadele konusunda temas alanında bulunduğu bir hukuk dalıdır. Dolayısıyla, bu alan, insan haklarının, hukuk devletinin, demokratikleşmenin en güzel, somut göstergesini teşkil etmektedir. Bir ülkenin somut, demokratik, hukuk devleti olduğunun en iyi göstergesi, o devletin yakalama gibi, sorgu gibi, ifade gibi, yargılama gibi, duruşma gibi, daha ziyade, suçla, suçluyla, bireylerle, şüpheliyle olan münasebetlerindeki davranışları, hoşgörüsü, bakışıyla alakalıdır. Bunlar, acaba, insan haklarına dayanıyor mu dayanmıyor mu; bunlar hukuk devletinin gereklerine uygun mu değil mi; bunlar, acaba, demokrasinin gelişmişlik düzeyine uygun mu değil mi; bununla yakından alakalıdır.
Bizde Ceza Muhakemesi Kanununun başlangıcı cumhuriyet öncesi döneme dayanır. 1870 tarihinde, ilk, bugünkü anlamda bir Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısını görüyoruz. Daha sonra, yine, bu alanda, 1879 tarihli Usulü Muhakemati Cezaiye Kanunu Muvakkati vardır; bu da, 1808 tarihli Fransız Ceza Usulü Kanunundan alınmıştır. Halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ise, 1887 tarihli Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasından alınmıştır.
Tabiî, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası, yapıldığı dönem itibariyle, önemli değişmelere sahne olmuş dünyamızda, özellikle Fransız İhtilalinin getirdiği yenilikleri, güzellikleri, değişiklikleri insana, bireye bakışı bünyesinde barındırdığı için, alındığı dönem itibariyle, ileri bir yasaydı; fakat, zaman içerisinde büyük değişimler yaşandı. Özellikle, değerli milletvekilleri, 1945 yılından sonra, İkinci Dünya Savaşının yıkıntıları arasında insanlık ve uluslararası camia, insanın kıymetini, değerini, rejim merkezli, devlet merkezli, birtakım endişe ve kaygı merkezli bakışların yerini, insan merkezli, birey merkezli, insanı yaşatma, yaşattırma, koruma, kollama merkezli ve insan öncelikli anlayışlara yerini bıraktı ve bu manada, Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve uluslararası alanda insanı, insan haklarını, hukuk devletini, demokratik anlayışı koruyan, kollayan düzenlemeler yapıldı. Eskiden, insanlar, bu düzenlemelerin, yani bireysel hak ve hürriyetlerin anayasal güvence altına alınmasını kâfi görürken, zaman içerisinde, bu yetmedi, millî, yani, ulusal düzeyde güvencelerin yanına uluslararası düzeyde güvenceler de getirildi.
İşte, bundan sonra, yani, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kurulması ve uluslararası denetim mekanizmalarının öngörülmesinden sonradır ki, daha önceleri sadece ulusal düzeyde hukuk öznesi olan bireyler, insanlar, uluslararası düzeyde de hukukun öznesi haline gelmiş; insan haklarıyla ilgili ihlaller, hem ulusal yargı denetimine hem de uluslararası yargı denetimine açılmıştır.
Türkiye de bu manada önemli değişimleri yaşamış; pozitif manada dünyadaki bu gelişmelerden, bu değişmelerden etkilenmiş ve bu noktada pek çok çalışma yapılmış. İşte, o çalışmalar süresi içerisinde, Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 27 defa değiştirildiğini görüyoruz. Tabiî, bu değişiklikler değişik iktidarların döneminde yapıldığı için, o dönemdeki siyasî iktidarın olaylara bakışını, değişik bilim komisyonları tarafından altyapısı oluşturulduğu için onların bakışını da yansıtıyordu. Bu nedenle, Ceza Muhakemesi Kanunu içerisindeki anlayış birliği, bütünlüğü bozulmuştu; sistematik bozulmuştu; 1929'ların Türkçesi yeni kuşaklar tarafından anlaşılmaz hale gelmişti. İnsan hakları, demokratikleşme ve hukuk devleti alanındaki dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmelerin Ceza Muhakemesi Kanununa yansıtılması gerekiyordu. Dünyada olan bu değişime Almanya, Fransa, İtalya, kendi ceza muhakemeleri kanunlarını yenileyerek ayak uydururken, Türkiye'nin de bundan geri kalmaması gerekiyordu ve bu ihtiyaç bugün ortaya çıkmış bir ihtiyaç da değildi.
1940'lardan sonra, özellikle 1945'ten sonra dünyada esen insan merkezli rüzgârlar çerçevesinde, ülkemizde, bakıyoruz, 1946 yılında bir Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı var; ancak, kanunlaşma imkânı bulamıyor. 1957 yılında bir başka Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı var, bu, Genel Kurula kadar da iniyor; ancak, bunun da kanunlaşma imkânı bulamadığını görüyoruz. 1992 yılında geniş kapsamlı değişiklikler yapıldı ve o günün koşullarında hakikaten önemli adımlardı, her şeye rağmen cesaretli adımlardı. Türkiye, sanık haklarını, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden dahi daha ileri bir düzeye getirebilmişti. Arkasından, 2001 tasarısı hazırlandı. En son 2003 tasarısı, Mecliste, Adalet Komisyonunda, altkomisyonda görüşüldükten sonra huzurlarınıza getirildi.
Ben, bu hikâyeyi şunun için anlattım: Görüşmekte olduğumuz tasarı, onbeş günlük, yirmi günlük, bir aylık bir çalışmanın ürünü olarak huzurlarınızda değildir. Bu tasarı, yaklaşık altmış yıllık bir çalışmanın, bir birikimin, bir tecrübenin, bir emeğin, bir kalitenin huzurlarınıza bir demet halinde sunulmasından ibarettir.
Biz, bunu yaparken, bu tasarı çalışmaları sürerken, hem Adalet Komisyonunda hem diğer komisyonlarda, ülkemizin yetişmiş bilim adamları, Yargıtayımızın yetkin, uzman üyeleri, Adalet Bakanlığımızın temsilcileri, Barolar Birliğimizin temsilcileri ve siz değerli milletvekillerinin arasından seçilen temsilciler, altmış yıllık bu birikimi süzerek, içerisindeki çelişkileri gidererek, çağa uymayanları çıkararak, güzelleri daha güzel hale getirerek, en güzelini yapabilmek için elinden gelenleri yapmışlardır. Bu, önemli bir gelişmedir, bir değişmedir. Onun için, hazırlık süresinin kısa tutulduğuna fazla itibar etmemek lazım; ancak, gönül isterdi ki, tabiî, Adalet Komisyonu ile Genel Kurul arasındaki süre biraz daha uzun olsun; ancak, bu olamadı; fakat, buna rağmen, altmış yıllık birikimin huzurlarınıza takdiminden dolayı, eminim, güzel bir ceza muhakemesiyle, Türk Milleti ve Devleti, bundan sonra, uygulama alanında karşı karşıya olacaktır.
Değerli milletvekilleri, tabiî, bu kanun yapılırken, Avrupa Birliği istedi diye bunu yaptığını söylemek de doğru değil. Biliyorsunuz, yapılan bütün insan hakları, hukuk devleti ve demokratikleşme alanındaki değişim ve dönüşümler Avrupa Birliğinin kriterleri veya sadece orada yaşayan insanların talepleri değil, Türk insanının da talepleri, Türk insanının da arzuları, Türk insanının da en az onlar kadar hak ettiği güzellikler, imkânlardır.
Burada eleştiri yapacağımız, neden bugün Avrupa Birliği sürecinde bu meselenin gündeme getirildiği değil de, esasında, neden bugüne kadar böylesi güzelliklerin, böylesi yeniliklerin, böylesi iyiliklerin değiştirilerek, dönüştürülerek iyi bir noktaya götürülmediği noktasında, bizim kendi kendimizi eleştirmemiz lazımdır. Bu Meclis, bugüne kadar gecikeni, ama, toplumun ve milletin, devletin ihtiyacı olanı bugün somut hale dönüştürmek üzeredir. Onun için, önemli bir adımdır. Bunu başka yönlerle gölgelendirmek, güneşi balçıkla sıvamak gibi olur ve doğru olmaz.
Farz edelim ki, Türkiye, Avrupa Birliği üyesi oldu veya olmadı; yapılan bu düzenlemeler, bu milletin evlatlarına, Türk insanına lazım değil mi, gerekli değil mi, ihtiyaç değil mi; gerekli ve ihtiyaç. Onun için, bizim, burada, milletimiz için gerekli olanların böylesi bir sürece girilmeden önce neden yapılamadığını bir kez daha sorgulamamız gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, Ceza Muhakemesi Kanunumuz, önemli değişiklikleri, değişimleri beraberinde getirmektedir. Bu kanunda en önemli değişim ve değişiklik, insan hakları, bireysel hak ve özgürlükler alanında hukukî ve yargısal teminatların insanımıza kazandırılmış olmasıdır. Maddelerin başından sonuna kadar takip ettiğiniz takdirde, Türk Ceza Kanununun içerisinde yer alan insan merkezli güzelliklerin Ceza Muhakemesi Kanunu içerisinde de yer aldığını, paralel değişikliklerin olduğunu çok iyi göreceksiniz. Ceza Muhakemesi Kanunu hazırlanırken, hukuk devletinin temel prensipleri de alabildiğince Ceza Muhakemesi Kanununun içerisine yansıtılmaya çalışılmıştır. Onun için, bu kanun, hukuk devletini, Türkiye'de bulunduğu noktadan bir adım daha ileri götüren bir kanundur.
Değerli milletvekilleri, CHP adına konuşan değerli milletvekili, 250 nci maddeden sonra özel mahkemelerin kurulduğunu ve bunun da özel durumda olan yargılamanın genele teşmil edilmek suretiyle, hukuk devleti ilkesinin daraltıldığı veyahut çiğnendiği anlamına gelebilecek ifadeler kullandı. Doğru, 250 nci madde buraya geldi ve hatırlarsanız, bu Meclis, devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasını görüşürken, örgütlü suçlarla mücadele anlamında ağır ceza mahkemeleri kurulmasına karar vermişti. İşte, biz, o kapsamda, örgütlü suçlarla ilgili 4422 sayılı Yasanın içini boşaltıp Ceza Muhakemesi Kanununa koyduk ve o yasanın içerisindeki ucu bucağı belli olmayan soyut uygulama alanlarını daralttık, katalog haline getirdik, somutlaştırdık, olağandışı bir düzenlemeyi çıkardık, olağan hale getirdik, iyileştirdik. Zannedersem, bu iyileşme görülmedi. Eğer mukayese edilirse, bu iyileştirmenin iyi bir noktaya geldiği çok açık, çok net bir biçimde görülecektir.
Değerli milletvekilleri, burada önemli olan değişimlerden bir tanesi de, şeffaflığın öne çıkarılmasıdır. Bakın, Ceza Muhakemesi Kanununda bir suç olgusuna ilişkin bilgilerin devlet sırrı olarak saklanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Hatırlarsanız, bundan önceki dönemlerde, değişik suçları işleyen failler, mahkeme huzurunda veya savcıların huzurunda veya kolluk huzurunda "ben çok şeyler biliyorum, bunları söylersem yer yerinden oynar, Türkiye'de oynanmadık, rahatsız olmadık insan kalmaz. Bunlar devlet sırrı, ben bunları açıklayamam" diyordu, sırrın arkasına kirli fiillerini saklayabiliyordu. Peki, bunun istisnası yok muydu; vardı, yetkili makamlar sırrın açıklanmasına izin verirse, sırra dair bilgi ortaya konuluyordu. Bu kaldırıldı, bunun yerine, bir suç olgusuna dair bilgilerin hiçbir sır altında saklanamayacağı, gizlenemeyeceği kabul edildi, böylesi duruma açıklık getirildi, şeffaflık getirildi. Bu, çok çok önemli bir adımdır.
Diğer bir nokta, Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı kapsamında, soruşturma makamı, ayrıca savunma, ayrıca savunmanın temsilcileri, ayrıca katılan ve temsilcileri, yani, ceza muhakemesinin süjeleri dediğimiz ilgilileri, tarafları, mevcut Ceza Muhakemesi Kanununa göre daha da fazla güçlendirilmiştir.
İddianamenin iadesi müessesesinin kabulü suretiyle, bugüne kadar cumhuriyet başsavcılarının veya savcılarının yeteri kadar araştırma yapmaksızın çalakalem düzenledikleri iddianamelerle dava açtıkları dönem geride kalmıştır; çünkü, savcılar, bundan sonra, çalakalem, yeteri kadar bilgi, belge, delil elde olmaksızın dava açamayacaklardır. Dava açtığı zaman da, mahkeme -hangi mahkemeye açılmışsa- yedi gün içerisinde iddianamenin iadesine karar verecektir. Bu, soruşturmanın, kovuşturma aşamasındaki ciddiyete benzer bir ciddiyet içerisinde, daha iyi, daha etkin, daha verimli sürdürülmesi açısından ve "delillerin takdiri mahkemeye ait olmak üzere" denilmek suretiyle, pek çok masum insanın kamuoyu nezdinde lekelenmesine, sonra mahkeme kararıyla aklansa dahi bu lekeyi silememe gibi bir duruma düşmesine mâni olan bir düzenlemedir.
Onun için, biz, soruşturmayı da kovuşturmayı da ve bu aşamalara katılan bütün süjeleri de güçlendiren, kuvvetlendiren düzenlemeleri bu tasarının içerisine koyduk. Onun için "adlî kolluk ve görevi" diye, adlî kolluğu, belki, sayın konuşmacının, değerli büyüğümün söylediği gibi, tam manasıyla kuramadık, getiremedik. Gönül isterdi ki, adlî kolluk, bütün imkânlarıyla, bütün güzellikleriyle getirilebilsin; ancak, ülkemizin imkânları açısından bunu tam manasıyla gerçekleştiremedik; ama, adlî kolluğa dair bir düzenlemenin ilk defa Ceza Muhakemesi Kanununun içerisine konulmuş olması dahi, başlıbaşına bir yeniliktir, başlıbaşına bir devrimdir, başlıbaşına ciddî bir adımdır.
Artık, savcıların adlî kolluk üzerindeki egemenlikleri biraz daha fazla artmıştır; çünkü, savcıların daha önceki görevlerinin yanına, adlî kolluk hakkında, bir de onlarla ilgili değerlendirme raporu düzenleme imkânı getirilmiştir ve bu değerlendirme raporu, elbette ki, adlî kolluk görevi yapanların, görevlerini daha iyi, daha ciddî, daha güzel, daha uygun bir biçimde yapmalarına katkı sağlayacaktır. Bu rapor, mahkemeler tarafından, mülkî idare amirleri tarafından, elbette ki, ilgili kişi hakkında değerlendirilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
29 konuşma daha · 3 Aralık 2004