Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)
Bayburt Milletvekili ·
Genel Kurul, 26. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Aralık 2004 · 725 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ülkü Gökalp Güney, 3 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 725 kelime.
Ülkü Gökalp Güney (Bayburt). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ulku-gokalp-guney-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt)Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, bu madde görüşmelerinin elektriklendiği bir anda söz aldım. Umarım, bu elektriklenmeyi çözebilecek bir katalizör olabilirim diye düşünüyorum. Bunun nedeni de, uzun bir meslek hayatım olması ve deneyimlerimdir.
Değerli milletvekilleri, bu konuda arkadaşlarımız konuştular, çok detaylı bilgiler verdiler. Çok değerli Bakanımız, komisyonumuz, yıllarca, benim Parlamentoda bulunduğum yirmi yıldan beri hep yapılması istenen; ama, bir türlü yapılamayan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununu -ki, temel bir kanundur- hakikaten, büyük bir özveriyle hazırladılar, buraya getirdiler; bundan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum. Türkiye'deki kamuoyunun, bu kanunla ilgili son derece müspet bir kanaati vardır. Bu hakkı burada tespit ediyorum, tescil ediyorum ve bunun doğruluğuna, yapılması gerektiğine, hatta, gecikerek yapıldığına da inanan bir arkadaşınızım. Kendilerini kutluyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Ancak, bir şey söylemem lazım: Şimdi, 330 madde koyduk, araya da getirmiş 77 nci maddeyi koymuşuz. Şimdi, orada bizi rahatsız eden bir şey var. Bu Parlamentoda oturan çok sayıda hekim arkadaşım var, onlar da benim söyleyeceğimi, çıkıp, burada ifade edebilirler. Şimdi maddeyi okuyalım, ne deniyor: "Kadının muayenesi, istemi halinde bir kadın hekim tarafından yapılır." Doğrudur; bizim geldiğimiz yörelerde, bizim yetişme tarzımıza göre bu doğrudur. Benim annem veya kardeşim ister, istiyor da, sizlerin de öyle, sizlerin de öyle; benim buna bir itirazım yok ve bu mümkün olduğu takdirde de yapılıyor. Hatta, bize, seçmenlerimiz zaman zaman geliyorlar "Bayburt'a ille bir kadın doğum doktoru tayin ettir" diyorlar. Ettireyim dediğimde "ama, eğer mümkünse kadın olsun" diyorlar, bunu da diyorlar. Bu bizim yapımız, bunu inkâr edemeyiz; buraya kadar tamam; ama, değerli milletvekilleri, arkadan bir şey daha diyoruz: "Buna olanak bulunmadığında -olanak yok- muayene edilecek kadının bir yakını veya başka bir kadın muayene sırasında hazır bulundurulur." Niye bulundurulur; biz hekimler o zaman şöyle düşünüyoruz; "bize itimat yok; ne olur ne olmaz, biz, onun yakınlarını da alalım, onlar da gelsin yanımızda bulunsunlar, biz kadını öyle muayene edelim." Jinekolojik muayenedir, göz muayenesidir, kulak muayenesidir vesaire....
Şimdi, arkadaşlar, bu, bizim mesleğimize, dünyanın en ulvî mesleği olan -her meslek ulvîdir- hekimliğe bu... Bu maddeye bu cümlenin konulmaması lazım. Hekimler bundan rahatsızdır, bütün hekimler bundan rahatsızdır. Biz, orada bir hastayı muayene ederken, Hipokrat yemini yapmış -orada hastayı muayene eden- bir hekime "yok kardeşim; sen, bunun kardeşini de alacaksın, babasını da alacaksın, yoksa böyle muayene olmaz..."
Şimdi, arkadaşlar geriye bir dönün, bakın kendi hayatınıza; bu, zaten uygulanıyor. Belki bu, biraz aceleyle yazılmış. Savcı gönderdi, koluna mühür bastı gönderdi "bu kadını muayene et..." Gittiği yerde, hükümet tabibinin yanında hemşire her zaman vardır, hastabakıcısı var; uygulama böyledir, bugüne kadar böyle olmuştur. Ben yıllarca hükümet tabipliği yaptım, yarım asra yakın bir hekimlik hayatım var; ama, burada, "böyle olmaz, siz aileden de birini alacaksınız" diye vazederseniz, bunun ileride çok büyük sıkıntıları olur.
En basiti; bazı hastalar vardır ki -biz yaşadık- akrabalarının ve yakınlarının yanında konuşmaz; biz bunları yaşadık, biz bunları görüyoruz, biliyoruz. Bunu çıkarın, bunu çıkarırsanız bu maddeye, her yönüyle, hiç kimsenin bir diyeceği kalmaz; ama, uygulanamayacak, ileride sıkıntılar doğuracak bu cümlenin buradan çıkarılması lazım.
EYÜP FATSA (Ordu)Çıkaracağız.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla)- Bunu istiyorum. Dün böyle bir olay olmuştu; Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgili tasarıdaki önergede, sizin göstermiş olduğunuz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun göstermiş olduğu yakınlığa ben teşekkür ederim; bir düzeltme yaptık dün, bu da bir düzeltmedir.
Bir şey daha var, onu da bir hekim olarak söyleyeceğim..
Değerli arkadaşlarım, hepinizin hekim yakınları var, kızlarınız, kardeşleriniz, eşleriniz var; ama, bir milletvekili arkadaşımızın -bana göre, maksadını aşmıştır- bir komisyonda, hekimler için "bir hekim, bir hanımı muayene ettikten sonra, çıkıp, kahvede, ben şöyle yaptım, böyle yaptım..." Bunu ayıplıyorum, esefle karşılıyorum ve o arkadaşıma yakıştıramıyorum! (CHP sıralarından alkışlar)
Hekimler, yemin etmiş insanlardır. Bu insanlarımızın hanımlarının veya eşlerinin veya kardeşlerinin bilmediği sırları bizdedir ve onlar, hep, bizde saklı kalmıştır. Her meslekte yanlış insanlar olabilir, ben, olmuyor demiyorum -bu, bir istisnadır- ama, Türk hekimleri, inanın ki, tümüyle, fedakâr, onurlu, şerefli, özverili insanlardır; çünkü, onlar, sizin ve bizim birer parçamızdır diyorum ve bu cümlenin buradan çıkarılmasını istirham ediyorum.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Düzeltiyoruz Sayın Vekilim, önergeyi verdik.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla)Bu kadar mükemmel hazırlanmış, emek verilmiş -Sayın Bakan emek vermiş, komisyon emek vermiş- 335 maddeli bir temel yasa çıkarıyoruz; hepinizi kutluyorum. Biraz evvel ifade ettim; biz, yirmi yıl bununla uğraştık, çıkaramadık. Bunları çıkarmak çok zordur, bunları kotarmak, buraya getirmek çok zordur. Onun için, bu tip kanunlarda, araya, böyle, maksadı aşan bazı şeyleri yazmamak lazım, herhangi bir kesimi, hele hele hekimleri üzmemek lazımdır diye düşünüyorum.
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
29 konuşma daha · 3 Aralık 2004