İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 26. BİRLEŞİM · CUMA

Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

Bekir Bozdağ

Yozgat Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 26. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Aralık 2004 · 970 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bekir Bozdağ (AK Parti), 3 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 970 kelime.

Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısının 77 nci maddesi üzerinde AK Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, değerlendirilirken, birdenbire şüpheli veya sanığın hakkı olmaktan çıktı, hekimlerin hakkı gibi takdim edilir hale geldi. Hekimlerin hakkından öte, burada, hukukî bir zeminde, hukukî bir tartışma yapıyoruz. Burada, şüpheli veya sanık durumunda olan kadının hakkıyla alakadar bir konuyu değerlendirdiğimizi, sözlerimin başında öncelikle ifade etmek istiyorum.

Madde metni şöyle: "Kadının muayenesi, istemi halinde bir kadın hekim tarafından yapılır. Buna olanak bulunmadığında, muayene edilecek kadının bir yakını veya başka bir kadın muayene sırasında hazır bulundurulur."

Değerli milletvekilleri, maddeye baktığımız zaman, eşitliği açık bir biçimde, başta, ortaya konulmuş. Cinsiyet ayırımı yapmaksızın, kadın ve erkek açısından temel esasın eşitlik olduğunu maddenin içerisinde görmek mümkündür; ama, burada, eşitlikten öte, şüpheli veya sanık durumundaki kadına bir tercih hakkı tanınmıştır. Onun bu hakkı kullanması tamamen kendi iradesine bırakılmıştır. Kadının iradesine bırakılan bu konuyu farklı değerlendirmek doğru değildir.

Değerli milletvekilleri, Anayasamızın içerisinde yer alan maddeler ve uluslararası alandaki birtakım sözleşmeler, tamamıyla, bu maddenin gerekçesinde yer alan; yani, genel ahlak nedeniyle, maddenin konulduğuna dair gerekçeyle uyum içerisindedir. Biliyorsunuz, Anayasamızın 20 nci maddesi özel hayatın gizliliği ve korunmasını, 21 inci maddesi konut dokunulmazlığını, 22 nci maddesi haberleşme hürriyetini, 28 inci maddesi basın hürriyetini, 33 üncü maddesi dernek kurma hürriyetini belirtir ve benzeri maddelerde bu hürriyetlerin genel ahlak gerekçesiyle sınırlanabileceğini bizim Anayasamız kabul etmiştir.

Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 29/2 nci maddesinde de buna yollama yapılmak suretiyle; yani, bu manada, taraf ülkelerin yapacağı düzenlemelerin ayırımcılık olarak nitelendirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bunları, ben şunun için ifade ediyorum: Genel ahlak, bizim Anayasamızın kabul ettiği ve kendisine hukukî sonuç bağladığı bir ahlaktır. Uluslararası sözleşmelerde de kabul edilen bir anlayıştır, bir ahlaktır. Bu nedenle, bu konuyu farklı değerlendirmenin, şerî rejimlerle ilgili bağlantı kurmanın "bu niye böyle düzenleniyor" demenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Zira, bizim, mevcut, yürürlükteki Ceza Kanunumuzda da, ahlaken hoş olmayan birtakım fiillerin suç olduğunu hepimiz biliyoruz. Örneğin, -affedersiniz- bir tecavüz fiili ahlaken çirkin mi değil mi; adam öldürmeyi ahlak hoş mu görür, yoksa bunu, çirkin mi görür; hırsızlık yapmayı ahlak hoş mu görür, yoksa, çirkin mi görür; yol kesmeyi, gasbı ahlak hoş mu görür, yoksa çirkin mi görür? Bunlara bakarsanız, bunların tamamının temelinde, bir noktada, toplumun ahlak anlayışının da olduğunu görürüz. Hukuk metinleri, bu ahlak anlayışları, eğer kamusal düzen için gerekliyse, onlara birtakım müeyyideler bağlanmasını kamu düzeninin korunması açısından zarurî görmüşse bunların yapılması mümkündür.

Bu nedenle, bu tip bir gerekçeyi farklı noktalara çekmek yanlıştır. Zira, bizim toplumumuzdaki genel ahlak anlayışı da, Türk Milletinin tarihî, millî, dinî, sosyal kökenleri itibariyle geçmişten günümüze kadar süzülüp gelen anlayışlarının özeti mahiyetindedir. Biz, bu özete saygılıyız. O nedenle, bu düzenlemenin genel ahlak anlayışına aykırı olmadığı ve bu anlayışın da Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle aykırılık oluşturmadığı kanaatindeyiz.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; ikincisi, Anayasamızın 10 uncu maddesinde yer alan eşitlik ilkesine de aykırı bir düzenleme söz konusu değildir. Burada, hem hekimler arasında cinsiyet ayırımına dayanan bir düzenleme söz konusu değil hem de şüpheli ve sanıklar arasında böylesi bir ayırım yapılması söz konusu değildir. Biliyorsunuz, normalde hasta olan bir erkek veya kadının, muayeneye gitmek istediği zaman, özel bir doktor seçmek istediği zaman, bunun seçeceği doktorun cinsiyetine hiçbirimiz karışmıyoruz. Onlar, dilediği gibi doktorlarını seçme hürriyetine sahiptir; bu da hasta haklarının gereğidir; hastaların diledikleri hekimlere tedavi olmalarının bir gereğidir. Bu, bir haktır ve buna saygı duyulması gerekir; ama, şüpheli veya sanık durumunda olan, hürriyeti sınırlanmış durumda olan bir kadına, hür ortamda olan birine tanınan bir hakkı ve imkânı tanımamanın, Anayasanın burada öngörülen eşitlik anlayışıyla ne kadar bağdaştığını Yüce Heyetin takdirlerine arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, biliyorsunuz, biz, Ceza Muhakemesi Kanununda, savunmayı güçlendirmek için müdafi seçilebileceğini de söyledik. İnsanlar, eğer kendi müdafileri varsa bunları getirebilirler, çağırabilirler; yoksa, bunlara yetkili makamlar, müdafi atayabilirler.

Şimdi, sanık veya şüpheli durumunda olan şahıs, bir bayan müdafi çağırabileceği gibi, pekâla, bir erkek müdafi de çağırabilir. Biz, buna, sen niye erkek müdafi çağırıyorsun veya niye bayan müdafi çağırıyorsun diye müdahale etme hak ve yetkisine sahip değilsek, bu, hukuk devleti anlayışı bakımından son derece yanlış bir şey ise, aynı biçim ve şekilde, şüpheli ve sanık durumunda olan -müdafi seçmeye göre- durumunun gerektirdiği koşullar gereği daha farklı durumda bulunan kadına bizim bu hakkı vermememiz esasen bir haksızlıktır. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Bunun ötesinde, Anayasamızda da buna benzer düzenlemeler vardır. Örneğin, Anayasanın 49 uncu maddesinde, çalışma hürriyetini düzenleyen maddede, herkesin çalışma hürriyetine sahip olduğu ifade edilirken, aynı 50 nci maddede şöyle deniliyor: "Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar." Anayasanın hükmü bu; erkeklerden farklı düzenleme yapıp, koruyacaksın diye, Anayasa amir hüküm koymuş.

Öte yandan, 41 inci maddede, ananın korunmasıyla ilgili de, yine, Anayasanın amir hükmü vardır. Ayrık düzenleme yapılabilir; bu, bir ayırımcılık değildir.

Öte yandan, uluslararası sözleşmelere baktığımızda da durum farklı değildir. Örneğin...

İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)- Erkek doktor isterse ne olacak?..

BEKİR BOZDAĞ (Devamla)- Biz, burada, doktorun haklarından bahsetmiyoruz; başta altını çizdim.

CANAN ARITMAN (İzmir)- Zanlı, tutuklu...

BEKİR BOZDAĞ (Devamla)- Burada bahis konusu olan, şüpheli ya da sanık durumundaki kadının hakkıdır, mağdurun hakkıdır. Biz, mağdurun hakkı üzerinde konuşuyoruz; yoksa, o mağdurun seçeceği kişinin hakkı üzerinde konuşmuyoruz.

Ben, Kadına Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin sadece bir fıkrasını okuyorum: "Kadın ve erkek eşitliğini fiilen sağlamak için taraf devletlerce alınacak geçici ve özel önlemler işbu sözleşmede belirtilen cinsten bir ayırım olarak mütalaa edilemeyecek ve hiçbir şekilde eşitsizlik ve farklı standartların muhafazası sonucunu doğurmayacaktır."

Yine, çalışma koşullarıyla ilgili Avrupa Sosyal Şartında da, sözleşmeci taraflarca, çalışan kadınların korunma hakkının etkin biçimde kullanılmasını sağlamak üzere kadın lehine düzenlemeler yapılabileceği ve bunun ayırımcılık olarak nitelendirilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, bizim, burada huzurlarınızda görüşüp kanunlaştırdığımız İş Kanununda da buna benzer düzenlemeler vardır. Yine, öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda da benzer düzenlemeler olduğunu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

29 konuşma daha · 3 Aralık 2004

29 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook