Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kan. tas. (s. sayısı :386 )
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 62. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Mart 2004 · 1.457 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Berhan Şimşek (CHP), 3 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KAN. TAS. (S. SAYISI :386 )); konuşma 1.457 kelime.
Berhan Şimşek (CHP, İstanbul). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kan. tas. (s. sayısı :386 )”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/berhan-simsek-22-2004-03-03-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kan-tas-s-sayisi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Telif hakları, çağdaş ülkelerde temel insan haklarından biri olarak gösterilmekte ve fikir ve sanat eserleri uluslararası kabul görmüş metinler tarafından korunmaktadır. Birleşmiş Milletler Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütünün Cenevre'deki binasında bulunan kitabede şu yazılıdır: "insanın yaratıcı gücü bütün buluş ve sanat ürünlerinin kaynağıdır. Bu eserler insan hayatını yaşamaya değer kılan bir güvencedir. Buluşlar ve sanat eserlerinin korunmasını sağlamak, dikkatle izlenmesi gereken bir devlet görevidir." Yine, aynı şekilde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 27 nci maddesinde "herkes toplumun kültürel faaliyetlerine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, bilim alanındaki ilerleyişe katılmak ve yararlanmak hakkına sahiptir ve herkesin, sahibi bulunduğu her türlü bilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan maddî-manevî yararların korunmasını isteme hakkı vardır" hükmü bulunmaktadır.
Bu ifadelerden anlaşılacağı gibi, fikir ve sanat hayatının düzenlenmesinde iki yararın dengeleneceği açıktır; bunlar, insan hayatını yaşamaya değer kılan fikir ve sanat ürünlerinden toplumdaki her ferdin faydalanabilmesi ve insan hayatını yaşamaya değer kılan bu ürünlerin yaratıcılarının fikrî ve malî haklarının korunmasıdır. Bu dengeyi sağlam ve kalıcı olarak sağlamak da, kuşkusuz, devletin görevidir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; fikir ve sanat hukukun tarihçesine bakıldığında, Fransız İhtilaline kadar, yaratıcı haklarının kanunla düzenlenmesinin ihmal edildiği ortaya çıkmaktadır. 1791'de, Fransa'da, eser sahibinin eser üzerindeki mülkiyet hakkını hüküm altına alan düzenlemeler yapılmıştır. Bu tarihe kadar, tüm dünyada, eser yaratıcısının isminin bile belirtilmediği, edebiyat eserlerinin hak sahibinin yazar değil imtiyaz sahibi yayınevi olduğu, hakka ve adalete aykırı bir dönem yaşanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1850 tarihli Encümeni Daniş Nizamnamesi, eser sahiplerine telif hakkı tanınan ilk düzenlemedir. Ülkemizde gerçek anlamda ilk fikir ve sanat eserleri kanunu, 1910 tarihli Hakkı Telif Kanunudur. 1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, fikir ve sanat hukuku düzenlemelerini çağın gerekleri ve uluslararası hukuka uygun şekilde düzenlemiş; ancak, yapılan düzenlemeler, o tarihlerde hayata geçirilememiştir. Örneğin, bu yasada, eser sahiplerinin bir araya gelerek haklarını korumaları için kurulması öngörülen meslek birlikleri 1987 yılına kadar kurulamamış ve bu nedenle, hak takibi, eser sahiplerinin tek tek sahip olduğu ekonomik ve sosyal imkânlarıyla sınırlı kalmıştır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1951 tarihli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 1983 yılında değiştirilmiş, en köklü değişiklikler 1995 yılında CHP tarafından yapılmış ve son olarak, 2001 yılında değişikliklere uğramıştır.
Bugün görüşmekte olduğumuz ve kamuoyunda "Korsanla Mücadele Kanunu" olarak bilinen Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısıyla, ağırlıklı olarak, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda ve korsan üretim ve satışın engellenmesine yönelik bazı kanunlarda değişiklik yapılması hedeflenmektedir. Böylece, fikir ve sanat hayatının düzenleme altına alınması, bu alanda süregelen haksız kullanımların ve haksız rekabetin önlenmesi sağlanacaktır.
Grubumuz tarafından, 21 Temmuz 2003 tarihinde, korsan yayıncılığın tüm yönleriyle incelenmesi, bu konuda yapılacak yasal düzenlemelerin ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması önergesi verilmişti. Bu duyarlılığımızın, geç de olsa, komisyondan geçerek, Genel Kurulda görüşülmekte olan bu tasarıyla gündeme gelmiş olması bizi memnun etmiştir.
Korsan eser kullanımı, -akla ilk gelen- sokaklarda bandrolsüz satılan kitap, kaset ya da CD ile sınırlı değildir; hak sahibinden izin alınmadan çoğaltılan ya da topluma iletilen her korsan kullanımdır. Hak sahiplerinden izin almadan televizyonda yayımlanan bir film ya da hak sahibinden izin almadan bir mağazada ya da restoranda müşterilerin dinlediği müzik eserleri de, yine aynı şekilde hakka ve hukuka aykırıdır.
Bu tasarının 1 inci maddesiyle, belediyelere, 5846 sayılı Yasa kapsamında korunan eserlerin, yol, meydan, pazar, köprü gibi yerlerde satışına izin vermemek, bunların satışını engellemek ve satışına teşebbüs edilen materyalleri toplayarak yetkili makamlara teslim etmek görevleri verilmektedir.
Korsan üretim ve dağıtım suçunun şikâyete bağlı suç olmaktan çıkarılarak kamu suçu haline getirilmesi, bu tasarının en önemli getirisidir diye düşünüyorum. Bu suçun kamu suçu haline getirilmesi, devletin, sanatçılarımızın malî ve fikrî haklarına sahip çıkmasıdır. Korsan CD ve DVD üretim pazarlamasıyla ilgili mücadelede gözönünde bulundurulması gereken en önemli nokta, bu konuda başarılı olmuş ülkelerde yapıldığı gibi, bu faaliyetlerin son satış noktalarında engellenmesidir.
Bu tasarıda belediyelere verilen bu görevler, korsanla mücadele edebilmek için çok önemlidir. Türkiye'de kültür ve sanat faaliyetlerinin oluşumunda düşünce hakkının korunması çok önemli. Bu düşüncenin ürettiği ürünler gelecek nesillere yansıtıldığı zaman, bu düşünceleri üretenlerin katlandıkları fedakârlıkların karşılığının ödenmesi de büyük bir önem arz etmektedir.
Anayasamızın 64 üncü maddesi, eser sahibinin, kendisine bağlı ve kendi ürünü üzerindeki mutlak hakkını güvence altına almaktadır. Ülkemizde fikir ve sanat alanlarında yeterince üretim yapılmamasının nedenlerinden bir tanesi de, fikir adamının veya sanatçının fikrî ve malî haklarının korunmamasıydı. Fikir üretimi, sanat üretimi büyük bir özveri ister. Bu şartlar altında yapılan üretim de yeterince korunamamakta ve eserlerin taklitleri, kopyaları çıkarılmaktadır. Çok satan kitap veya kasetlerin, daha, orijinali çıkmadan, gişe rekorları kıran filmlerin korsan taklitleri, vitrinleri, sokakları, sergileri doldurmaktaydı.
Ülkemizde, korsan CD, DVD, VCD üretimi ve satışları, Türk sinema endüstrisini, yapım, dağıtım, sinema işletmeciliği alanında olumsuz yönde etkilemekte ve bu yasadışı üretimin yol açtığı maddî kayıp, sinema sektörüne, her yıl yüzde 45'ler oranında olumsuz bir etki yapmakta. Bu yasadışı üretim ve dağıtım nedeniyle, devlet, yılda yaklaşık 100 trilyonluk bir gelir kaybına uğramakta, bu rakam gözönüne alındığında, fikrî mülkiyet kavramının güçlendirilmesinin, korsanla mücadele edilmesi konusunda yasal düzenlemelerin ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkmaktadır.
Telif hakları ve korsan üretim ve dağıtımla mücadele, kültürel gelişimin en önemli öğesidir. Kültür, telif haklarına saygıyla yeşerir ve gelişir. Bu nedenle, tasarının bir an önce yasalaşması ve ödünsüz uygulanması hepimizin ortak beklentisidir. Bu ortak beklenti nedeniyle, tasarının komisyonda görüşülmesi esnasında olumlu değişiklikler yapılmış ve Genel Kurula gelmesi için, iktidar ve muhalefet uzlaşma içerisinde uğraş vermiştir.
Bu tasarı hazırlanırken, Bakanlık ve meslek birlikleri tarafından aylarca süren çalışmalar yapılmıştır. Hazırlanan taslak üzerinde muhalefet partisi olarak bizden görüş ve bilgi istenilmiş, biz de, gereken katkıyı sunmuşuzdur. Çalışmalarda, Kültür ve Turizm Bakanlığı, meslek birliklerinin ve bizim, hem görüşlerimizi almış hem de bu görüşler doğrultusunda tasarıyı olgunlaştırmıştır; Bakanlığa teşekkür ediyorum. Sivil toplum örgütleriyle yapılan ortak çalışmalar neticesinde varılan mutabakat nedeniyle komisyonda ve Genel Kurulda görüyorum ki, tartışmasız bir tasarı görüşüyoruz.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında olması gereken de buydu. Hükümet, kamu yönetimi sistemimizi kaosa sürükleyebilecek olan tasarı hakkında görüşlerini ortaya koyan sendikaların, sivil toplum örgütlerinin görüşleri doğrultusunda tasarıda, maalesef, herhangi bir değişiklik yapmamıştır ve zaman kaybına uğramıştır. Uzlaşma içerisinde, bu tasarı, bu Genel Kurulun neler yapabileceğini de sanırım ki, bizlere göstermektedir. Fikrî mülkiyet haklarının korunabilmesi ve korsanlıkla mücadele edilebilmesi için, yasal düzenlemelerin yanı sıra, sağlıklı bir denetim, uygulama ve hepsinden önemlisi, toplumun bu konudaki bilgi ve bilinç düzeyinin yükseltilmesi gerekmektedir.
Kanunları çıkarmak kadar uygulamak da önemlidir değerli arkadaşlarım. Bu tasarıyla korsanla mücadeleyi konuşurken, geçtiğimiz günlerde örneği görülmeyecek bir olay yaşandı. Bu olayın kahramanını artık Türkiye tanıyor; her ne kadar hükümet kabul etmese de, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının hazırlayıcısı olan Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer. Sayın Müsteşarın marifeti, sadece cumhuriyet ile laikliğin kabul edilemez olduğunu yazdığı makalesi değil, intihal yapmasıdır da; yani, bilgi ve bilim çalıntısı yapılmıştır. Müsteşarın, 1995 yılında, Yrd. Doç. Yahya Fidan ile yazdığı "İşletme Yönetimi" kitabının, Prof. Tamer Koçel'in 1995'te yazdığı "İşletme Yöneticiliği" kitabından, kaynak gösterilmeden ve çok küçük değişikliklerle çalıntı olduğu belirlenmiştir. Yine, aynı şekilde, AKP'nin ideoloğu Yalçın Akdoğan tarafından yazılan "Muhafazakâr Demokrasi" adlı kitabın da, Dr. Bekir Özipek'in "Muhafazakârlık, Akıl, Toplum, Siyaset" adlı doktora tezinden intihal olduğu ortaya çıkmıştır. Korsanlık, sadece kitap, kaset, CD'nin sokaklarda satılması değil, sahibinin izni olmadan ve alıntı kurallarına uyulmadan, bilim ve sanat insanlarının hakkının gasp edilmesidir; Dinçer ve Akdoğan'da olduğu gibi. Merak eden arkadaşlar haksızlık yaptığımı düşünüyorlarsa, sekiz sütuna manşet olarak bunu görebiliriz.
RESUL TOSUN (Tokat)- Alemdaroğlu'nu da söyle!...
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)- Efendim, senin hırsızın iyi, benim hırsızım kötü anlamında söyleyemeyiz; kim yapıyorsa Sayın Tosun.
RESUL TOSUN (Tokat)- O da meslekten men edildi.
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)- Sayın Tosun, Alemdaroğlu rektör; şu anda Sayın Dinçer, bürokrasinin bir numarası, sevgili dostum. O konu ayrı bir şey sanırım ki...
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri...
CAVİT TORUN (Diyarbakır)- Binlerce öğrencisi var...
BERHAN ŞİMŞEK (Devamla)- O konu ayrı bir şey sanırım ki... Nedense doğruyu söyleyince, böyle bir canımız yanıyor; ama, bu, doğru.
İzin verirseniz, burada, fikrî hakkı, malî hakkı konuşuyorsak, burada, benim kardeşim de yapmış olabilir. Yapılan şey yanlıştır; bunu yapan da Sayın Ömer Dinçer'dir, Sayın Akdoğan'dır. Muhafazakâr demokrasinin ideoloğudur. Bu partinin temeli üzerine kurulmuş ideolojik olarak yapılanmanın bir intihal olduğunu söylüyorum; çalıntı... "Hırsızlık" demeyeyim, kibarcası olsun; çalıntı...
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, Türkiye, insan haklarına gösterdiği ya da göstermek zorunda olduğu hassasiyetin telif haklarına da gösterilmesi gerektiğine inanmalıdır. Telif haklarının bir sistem içinde geliştirilmesi ve korunması, ayrıca, korsanlıkla mücadele edilmesi için, telif hakları enstitüsü kurulmalıdır.
Sanatçıların önemli bir kısmının gelir ortalaması yaşam standartlarının çok altındadır ve sinema sanatçılarının iş, ücret ve sosyal güvenceleri, diğer kültür sanat insanları gibi, yoktur. Asgarî yaşam standardının altında çalışan kültür sanat insanları; yani, sanatçılar için bir huzurevi yapılmalıdır. Sanatçılarımızı sosyal güvenlik şemsiyesi altına almak ve onların yeşil pasaport imkânlarından yararlanmalarını sağlamak, sanatçılarımız için atmamız gereken önemli bir adımdır.
Bu yasanın, telif haklarının gasp edilmesini önleyeceğine inanıyor; tasarının hazırlanmasında emeği geçen bakanlık çalışanlarına, meslek birliği temsilcilerine ve siz değerli milletvekili arkadaşlarıma, bir sanatçı olarak bir kez daha teşekkür ediyor ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 3 Mart 2004