İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 106. BİRLEŞİM · SALI

Çeşitli kanunlarda değ.yapılmasına ilişkin 4903 sayılı kan.veto edilen (ss.220)

Burhan Kuzu

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 106. Birleşim · 1. yasama yılı · 15 Temmuz 2003 · 1.175 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Burhan Kuzu (AK Parti), 15 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞ.YAPILMASINA İLİŞKİN 4903 SAYILI KAN.VETO EDİLEN (SS.220)); konuşma 1.175 kelime.

Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul). “Çeşitli kanunlarda değ.yapılmasına ilişkin 4903 sayılı kan.veto edilen (ss.220)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2003-07-15-cesitli-kanunlarda-deg-yapilmasina-iliskin-4903-sayili-kan-veto-edilen (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHAN KUZU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz iade edilen yasa üzerindeki görüşlerimi, AK Parti Grubu adına açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama birtakım anketlerle başlamak istiyorum. Tartışmakta olduğumuz konu, iki açıdan önemli: Birisi, Türkiye'de ifade özgürlüğünün konumu, durumu, insanların konuşma hürriyeti; ikincisi de, kamu düzenini korumak, özellikle, ülkenin bölünmez bütünlüğünü sağlamak. Bu iki önemli konuyu birbiriyle bağdaştırmamız gerekiyor; demokrasinin özü, esası bu.

Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının iade gerekçelerine geçmeden önce, elimdeki anketlerle alakalı... Tabiî ki, anketlere dayanarak, biz burada kanun yapacak değiliz; ama, yine de, fikir vermesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Bakın, son yapılan bir anket: Toplumun yüzde 73'ü, Türkiye'de insan hakları ihlallerinin yaygın olduğunu düşünüyor; bu oran, yargı mensuplarında yüzde 48 olarak gözüküyor. Toplumun yüzde 75'i kendisinin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığını hissediyor; bu oran, yargı mensuplarında yüzde 46 olarak gözüküyor. Türkiye'de, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiklerini düşünenlerin oranı, sadece yüzde 16; bu oran, yargı mensuplarında yüzde 37 olarak tespit edilmiş. Toplumun yüzde 80'i, Türkiye'de insanların düşüncelerini serbestçe ifade edemedikleri kanaatinde. Toplumun yüzde 92'si, düşünce özgürlüğünün barış içinde yaşamak için gerekli olduğunu söylüyor; bu oran, yargı mensuplarında da yüzde 92 olarak tespit edilmiş. Toplumun yüzde 89'u, insanların düşüncelerini açıklamalarının hiçbir şekilde suç olmaması gerektiği görüşünde. Yine bu oran, yargı mensuplarında yüzde 73 olarak tespit edilmiş. Nihayet, toplumun yüzde 74'ü, gazeteci, siyasetçi ve yazarların, içeriği ne olursa olsun, düşüncelerinden dolayı cezalandırılmaması gerektiğini düşünmektedir; bu oran, yargı mensuplarında yüzde 63 olarak tespit edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, görülüyor ki, toplumun önemli bir kesimi, yüzde 75'in üzerindeki bir kesimi, ifade özgürlüğünün önemine; sistemi korumada, kollamada bu özgürlüğün ehemmiyetine işaret etmektedir.

Şimdi, ben de bu anketten hareket ederek, müsaadenizle, demokraside ifade özgürlüğünün önemi üzerinde kısmen durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ifade hürriyeti, insanların içinde kalan bir özgürlük değil, dışarıya çıktığı zaman anlam ifade eden bir özgürlüktür. Bu bakımdan, Anayasa Mahkememizin bir dönem verdiği ve engizisyon anlayışı çerçevesinde Avrupa'da özellikle bir zaman uygulanan "içeride kalan düşünce", "dışarı çıkan düşünce" şeklindeki ayırımı doğru bulmuyorum. İçeride kaldığı müddetçe dokunmayınız... Dokunma şansınız ne kadar vardır; insanın kafasından geçen düşünceleri zaten sınama imkânımız pek yoktur. Şu halde asıl olan, dışarı çıkan düşüncedir ve biz buna zaten "ifade özgürlüğü" diyoruz.

Demokraside ifade özgürlüğü, kaynak hürriyettir, eksen hürriyettir, deşarj olma imkânı veren bir hürriyettir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir kararında şöyle diyor: "İfade özgürlüğünün, aslında, koruduğu alan, herkesin 'bizim gibi konuşuyor, ne güzel söylüyor, aynen benim gibi düşünüyor' şeklinde değil, toplumu derinden sarsan -bunun altını çiziyorum- düşünceleri korumak için bu hürriyet getirilmiştir." Şu halde, demek ki, bizim gibi düşünmeyen insanlara da mutlaka bu imkânın verilmesi gerekiyor.

Elimizdeki Kopenhag Kriterlerine baktığımızda, bunlar mahkeme kararına da yansımıştır. Burada şöyle bir durumu görüyoruz: Üstün korumadan istifade edecek özgürlükler sayılmış; dört özgürlük var, bunun birisi ifade özgürlüğüdür; yani, diğerlerine nazaran farklı bir konumda, bu hürriyet, yer almıştır. Hakikaten, benim de şahsî kanaatim odur ki, insanların tüm hak ve hürriyetlerini elinden almış olsanız, beden yaşama özgürlüğü ile ifade özgürlüğü dediğimiz, düşüncesini açıklama hürriyetini vermiş olsanız, kaybetmiş olduğu tüm özgürlüklerine kavuşma imkânı vermiş olursunuz. Demek ki, ifade özgürlüğü bu kadar önemli bir hürriyet olarak gözüküyor. Nitekim, 1941 yılında, ABD Başkanı Roosevelt Kongreye bir rapor sunar ve "acaba kamu düzenini nasıl koruruz, hangi özgürlükleri öne çıkarırız" diye saydığında gene dört hürriyeti tespit eder; bunun da birisi ifade özgürlüğüdür.

Şu halde, bu özgürlük çok önemli bir hürriyet olarak gözüküyor ve demokrasiyi korumada da bunun önemini inkâr edemeyiz. Aksi halde, insanların ifade özgürlüğünü kısıtladığınız zaman bunlar bir anlamda açıkça ifade edilmez, günün birinde karşımıza yer altından çıkar ve bu sefer de farklı şekilde çıkar. Evvela, insanların ne düşündüğünü ortaya koyması gerektiğini bilmemiz lazım, kabul etmemiz lazım. Ben daha çok bunu serbest piyasaya benzetiyorum; nasıl ki malların arzı mümkündür, iyi mal kötü mal arz-talep dengesinde ortaya çıkıyor, iyi fikri kötü fikri başta bizim tespit etmemiz zordur. İnsanlar, bırakın konuşsunlar; ama, hele hele bu devirde, internet çağında insanlar, artık, kimin ne dediğini, doğru mu söylüyor yanlış mı söylüyor, palavra mı atıyor, bunları çok rahat bir şekilde görme imkânına sahiptir.

Bu tespitten sonra şimdi gelelim tartışmakta olduğumuz Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesine.

Değerli arkadaşlar, şu ana kadar, komisyonlardan, bizden önceki hükümetler döneminde de altı Paket geçmiş; bunların sayıları, numaraları, maddeleri elimde. Tabiî, değişik Paketler şeklinde olmuş. Değerli Hocam Oya Hanım, bu Paketlerin tümden, birlikte olması gerektiğini söyledi. Zaten, bizden önce dört Paket geçmiş; Beşinci ve Altıncı Paket de bu hükümet döneminde getirilmiş oldu. Yedinci Pakete sıra geldi, son Paket olduğunu düşünüyoruz. Bir defa, bu böyle başlamış; bu, toptan da olabilirdi; ama, herhalde "toplum bunu birdenbire kaldırmaz" düşüncesiyle -hükümetlerce- yavaş yavaş, biraz da bu işler toplumda tartışa tartışa gündeme getirildiği için, zannediyorum, Paket sayısı biraz ondan artıyor. Bence, Paketin sayısından ziyade, muhtevasına bakmak daha doğru olsa gerektir.

Elimizdeki rakamlara bakıyoruz: Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, 8 inci maddeden birçok kez mahkûm olmuş. Bu madde, biraz netameli bir madde olarak tanınıyor Avrupa ülkelerinde ve biz, gittiğimiz zaman, karşımıza hep bu madde çıkarılıyor. Dolayısıyla, 2003 yılında, daha doğrusu 2003 yılının sonunda yeni rapor yazdığımızda, hazırlama konusunda yeni bir rapor verdiğimizde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, o anlamda, Avrupa Birliğine girme bakımından, zannediyorum, bu 8 inci maddenin yer aldığı Paketin Meclisten çıkmış olmasının; yani, gündemden çıkmış olmasının daha doğru olacağını düşünüyorum; çünkü, bizim elimizde, eski yıllara ait raporlar var. Gerçekten, bu raporlara baktığımız zaman, her birinde, hep şunu söylemiş o günkü yetkili komisyonlar: "Hâlâ, ifade özgürlüğü yetkili makamlarca devamlı olarak kısıtlanmaktadır." En son raporda da bunları görüyoruz.

Tabiî, bunları, Avrupa'nın bize çok da tarafsız yaklaştığı anlamında söylemiyorum; onların da birçok kabahati olduğunu kabul ediyoruz. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 11 Eylül 2000 tarihli kararında, 11 adet, yanlış duymadınız, 11 adet davayı Türkiye aleyhine bir günde bitirmiştir. "Türkiye mi; yapar" şeklinde bir mantık, Avrupa'da, maalesef, yaygındır. Elbette ki, bunda Avrupa'nın suçu vardır; ama, bir şeyi unutmayalım ki, hep dedikleri bir şey var, o da şu: Uygulamada sizi takip etme durumunda kalıyoruz ve gördüğümüz tabloda uygulamanın, maalesef, çok da iyi olmadığını söyleyebiliyoruz." Bu da, bir tespit olarak bence de doğrudur; yani, Türkiye, birçok paketleri geçiriyor; ama, uygulama noktasında sorunlar, bugüne kadar, yaşanmış; inşallah, bundan sonra bu hükümet döneminde bunları yaşamayız. Çıkarmış olduğumuz yasaları uygulamamız gerektiğini bir hukukçu olarak söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, 8 inci madde neyi getiriyor; Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesi, 1991 yılında rahmetli Özal döneminde getirildi; bu madde getirildiğinde Türkiye'de o güne kadar çok sık uygulanan ve bence kötü uygulanan üç madde vardı; Türk Ceza Yasasının 141,142,163 üncü maddeleri. Bunlar, ülkemizde, maalesef, çok kötü uygulanmış maddelerdir, tarihin bir döneminde kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Kuzu.

BURHAN KUZU (Devamla)O günkü şartlarda, o günkü uygulamalarda belki gerekliydi; ama, öyle zannediyorum, artık, bunları aşmış olmamız lazım.

Türk Ceza Yasasının 163 üncü maddesi kaldırıldı, 312 nci madde onun yerine uygulandı. 142, 141 kaldırıldı; onu, önemli ölçüde, şimdi tartıştığımız bu madde 8'le telafi etme durumunda kalındı; şimdi biz bunu da kaldırmış oluyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın iade gerekçesine baktığımızda, ben iki noktayı tespit ettim: Bunlardan birisi, Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasamızın başlangıç kısmında ve 7-8 maddesinde -saymış maddelerini- ülkenin bölünmez bütünlüğüyle ilgili maddeleri tespit ediyor; bu çerçevede Meclisin ve hükümetin bu konuda hassas davranması gerektiğini söylüyor, bir anlamda düzenleme zorunluluğu bulunduğunu işaret ediyor.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 15 Temmuz 2003

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook