İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Anayasanın bazı mad.değ.hakkında kanun. cumhurbaş.geri gön.(ss.200,201ek)

Burhan Kuzu

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 110. Birleşim · 1. yasama yılı · 23 Temmuz 2003 · 1.677 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Burhan Kuzu (AK Parti), 23 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASANIN BAZI MAD.DEĞ.HAKKINDA KANUN. CUMHURBAŞ.GERİ GÖN.(SS.200,201EK)); konuşma 1.677 kelime.

Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul). “Anayasanın bazı mad.değ.hakkında kanun. cumhurbaş.geri gön.(ss.200,201ek)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 23 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2003-07-23-anayasanin-bazi-mad-deg-hakkinda-kanun-cumhurbas-geri-gon-ss-200-201 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHAN KUZU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Anayasanın iki maddesi üzerinde bir değişiklik gerçekleştiriliyor. Bunlardan birisi, seçme yaşının 25'e indirilmesi; ikincisi de, ormanla alakalı değişikliktir.

Değerli arkadaşlar, orman konusu, Türkiye'nin gündemine yeni girmiş bir konu değil. 1961 Anayasasına baktığımız zaman, ilk şeklinde, ormanların korunmasının oldukça kuvvetli olarak ifade edildiğini görüyoruz. Ne var ki, zamanla, doğan ihtiyaçlardan; yani, orman köylüsünün korunması ve özellikle de orman vasfını kaybeden yerlerin ne anlama geldiği ve bunun değerlendirilmesi meselesi gündeme gelmiş. Bu çerçevede de Anayasa değiştirilmiş; bunun altını çiziyorum.

Yapılan 1970 değişikliğiyle, bugün 1982 Anayasasında yer alan hükmün benzeri oraya konulmuş. Yani, orman vasfını kaybeden yerlerin durumuyla alakalı konunun devamı, neler yapılacağı kanuna bırakılmış. Bu çerçevede baktığımız zaman, orman köylüsünü koruma, kollama ve fen bakımından orman vasfını kaybeden yerlerin ne olacağı meselesi, ilk kez 1973 yılında bir kanunla düzenlenmiş. Şimdi, bizim, 2/B dediğimiz, o zaman yasanın bir yerinde 2 nci madde şeklinde geçiyor ve ilk uygulama 1974'te başlamış. Daha sonra, 1982 Anayasası yapıldığında, bugün bizim tarihini değiştirmediğimiz -yani, hep 'sık sık aynı yola gidilebilir' şeklindeki eleştirilere belki cevap olabilir- bir tarih var "1981 öncesi orman vasfını kaybeden yerler" deniliyor. Bu tarihe hiçbir şekilde dokunulmamıştır. Bu açıdan, son günlerde ortaya çıkan orman yangınlarını bu bağlamda algılamak, tabiî ki, doğru değildir.

Tabiî, ormanla alakalı yasa çıkarılmış; ama, uygulaması kolay olmamış, birçok açıdan kolay olmamış. Kadastro sorunu, o yıllarda gündemde olmuş ve bu bakımdan sorun çıkmış. "Zilyetlik" denilmiş, bunun ne anlama geldiği sorun çıkarmış; Anayasa Mahkemesinin bu konuda kararları var. 1982 Anayasasında "tahsis" kelimesi kullanılmış, bunun ne anlama geldiği, Anayasa Mahkemesinin kararlarına da yansımış. Anayasa Mahkemesinin, 2000'de, 2001'de verdiği kararlarında şu söyleniyor: "Tahsis kelimesi satış ihtiva etmez." Bu açıdan, fen bakımından orman vasfını kaybeden yerlerin satışı yasayla mümkün gözükmüyor. Bunun da altını çiziyorum. Bunu niçin söylüyorum; esasen, bugünkü anayasa değişikliğinin temelinde bu fikir yatıyor; yani, Anayasadaki "tahsis" kelimesinin satış ihtiva etmediği şeklindeki Anayasa Mahkemesi kararı, elbette ki, bağlayıcı olduğu için, hükümet, bu çerçevede hareket ederek, yasa değişikliğiyle bu işin olamayacağı sonucuna varınca, anayasa değişikliği gündeme gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, tarihî olarak verdiğim bu bilgileri bir kenara bırakıyoruz.

Acaba, sivil toplum örgütleri, ormanla alakalı alanlarla ilgili ne düşünüyorlar diye baktığımızda, Orman Bakanlığının bu konuda yapmış olduğu toplantılardan bir küçük not elimizde. Burada, özet olarak şunu görüyorum: Çevreyle, ormanla, ağaçla ilgilenen önemli sivil toplum örgütleri "ormanların işletilmesi konusunda özel sektöre imkân verilmesin" diyorlar ve "işlettirir" şeklindeki ifadelerin yanlış yorumlanacağı şeklinde bir düşünceleri var; ama, özellikle şu an gündemimizde olan, paketin şu andaki son durumunda, 2/B konusunda -yani, fen bakımından orman vasfını kaybeden, artık geri dönüşü mümkün olmayan alanların ne olacağı konusunda- daha ılımlı yaklaşarak, bu konuda bir anayasa değişikliği olabileceği -elimdeki nota baktığım zaman- satışa imkân verilmesinin doğru olacağı, daha doğrusu çok da sakıncalı olmayacağı şeklinde bir görüş belirtilmiş; yani, sivil toplum örgütlerinin bu kaygılarını düşündüğümüz zaman -listesi de burada, elimde- bunlara baktığımız zaman, demek ki, elimizdeki paket, buna da belli ölçüde cevap verecek şekilde hazırlanmış.

Şimdi, elimizdeki pakete baktığımızda, demin söylediğim gibi, seçilme yaşı 30'dan 25'e indiriliyor. Her iki partinin, gerek iktidar gerek muhalefet partisinin programına baktığımızda, bu konuda sorun yok ve her iki parti de aynı şeyi düşündüğüne göre, zaman bakımından, buna değinmenin doğru olmayacağını düşünüyorum.

Her iki parti olarak anlaşamadığımız konuya gelince, ormanla alakalı iki madde; bunlardan birisi 169 uncu madde, birisi 170 inci madde. Şimdi, malumunuz, 169 uncu ve 170 inci maddeler, bundan önceki pakette vardı. Çok kısa olarak kenar başlıklarını söylersek, birisi ormanların korunması, birisi orman köylüsünün korunması. Bu, birkaç ay önce, yine Yüce Meclisimizden geçti; ama, anayasa değişikliğinde aranılan oy sayısı bulunamayınca, Sayın Cumhurbaşkanımız, bir kez daha incelenmek üzere iade etti.

Şimdi, elimdeki bu metin, Cumhurbaşkanımızın iade gerekçesi. İade gerekçesine baktığımızda, Sayın Cumhurbaşkanı, ormanla alakalı bu paketin, özellikle 169 uncu maddesinde yer alan "işlettirilir" ifadesinin, uygulamada orman yağmalamasına sebep olacağını belirtiyor; ayrıca, ormanların oluşmasının elli-yüz yıllık bir zaman alacağını, dolayısıyla, bu konuda daha hassas olunması gerektiğine işaret ediyor ve neticede de, bu ifadenin Anayasaya girmemesinin daha uygun olacağı sonucuna varıyor.

İkinci kısma gelince; yani, Sayın Cumhurbaşkanımızın, 170 inci madde çerçevesindeki itirazına baktığımız zaman, burada da "madde metninde yer alan -satış dışında- devri, tahsisi, terki, kiraya verilmesi, üzerinde sınırlı aynî hakların tesisi; bunlar, sonuç itibariyle, bedelsiz olarak elden çıkarmayla eşanlamlıdır" diyor Sayın Cumhurbaşkanımız. Belki tam öyle değil; ama, kısmen doğru olduğunu söyleyebiliriz; çünkü, kiralama "bedelsiz" anlamına gelmez; ama, yine, ana hatlarıyla, bu itirazın da yerinde olduğu düşünülebilir.

170 inci maddeyle alakalı olarak şu sonuca varıyor Sayın Cumhurbaşkanımız: "Belirtilen alanların, satış dışında, devir ve terk gibi yollarla elden çıkarılabilmesi, incelenen yasanın kabul ediliş gerekçesiyle ve devlete gelir sağlama amacıyla da bağdaşmamaktadır." Şimdi, bu son cümleyi okuduğumuz zaman, 170 inci maddeyle alakalı itirazda, iade gerekçesinde, pakette, demin saydığım konulara yer verilmezse -yani, terk, devir, tahsis, kiraya verme gibi hususlar "bedelsiz" anlamında yorumlandığı için- satış konusunda, Anayasaya bu yönde bir düzenlemenin konulabileceği şeklinde bir yorum yapıyor ve elimdeki metinden de bunu çıkarmak mümkün.

Bunları niçin söyledim: Biliyorsunuz, biz, bundan 15-20 gün önceki toplantımızda, komisyon olarak, Sayın Cumhurbaşkanının bu iade gerekçelerini dikkate almaya çalıştık. O gün, komisyonda, muhalefet partimizin üyesi milletvekili arkadaşlarımızla da bunları görüştük. Şunu söyledim orada -Çevre ve Orman Bakanımız da burada- "Sayın Bakanın açıklamalarından şunu anlıyorum: 169 uncu madde konusunda, yani 'işlettirilir' noktasında ısrarlı değiliz, bunu kaldırabiliriz; 170 inci maddeye de bir çekidüzen verilebilir. Bu çerçevede, elbirliğiyle, hepimiz birlikte bu yasayı çıkarabiliriz şeklinde bir kanaat edindim." Kendileri de "Sayın Başkan, doğru yorumladınız, görüşümü doğru özetlediniz" diye cevap verdi. Tabiî, burada, hedefimiz, amacımız, muhalefet partimizin de desteğini almaktı elbette ki. Benim uzlaşmacı kimliğim, bir anlamda belki buna zorluyor. Genellikle muhalefet partimizin görüşünü alma şeklindeki eğilimim bazen yanlış da yorumlanıyor, az önceki hatibin söylediği gibi. Birazdan ona da değinmek istiyorum, hangi amaçla onu söylediğime.

Netice itibariyle, şunu gördük: Hem kamuoyuna anlatmada kolaylık olsun hem muhalefet partimizin desteğini alalım diye -bunu samimî olarak söylüyorum- paketin iki maddesini, dün tekrar komisyona çektik. Bunlardan birisi 2 nci madde, birisi 3 üncü madde; yani, 169 ve 170 inci maddeler. "İşlettirilir" ifadesinin yer aldığı 169 uncu maddeyi önerge vererek paketten çıkardık. Böylece, iade gerekçesine aynen uyulmuş oldu. Öbüründe de, yine, Sayın Cumhurbaşkanının değindiği "devri, tahsisi, terki, kiraya verilmesi gibi sınırlı aynî hakların kullanılması" kısmını çıkarmış olduk. Dolayısıyla, kalan kısım, hem iade gerekçesine uymakta hem de muhalefet partimizin -zabıtlarda bunlar vardır, yanlış yorumlamıyorsam; belki tamamen karşılamıyordur ama- bundan önceki paket geçerken vermiş olduğu önergelere de uymakta önemli ölçüde.

Sonunda şunu söyledim; dedim ki değerli üyelere: "Gelin, bunu oybirliğiyle çıkaralım. Her iki partimizin de programında bunlar var. Yanımda, muhalefet partimizin programının bir kısmı da mevcut. 2/B ile alakalı ifade orada da çok açık olarak yer almakta. Bu bakımdan, mademki her iki parti de bu konuda anlaşmıştır -daha doğrusu, program bazında; onu söylemek istiyorum- gelin, bunu beraber, birlikte çıkaralım." Bu şekilde, gerçekten, bir anlamda ısrarlı bir söyleyişim de oldu doğrusu; ama, tabiî ki, bizim bu sözlerimiz, konuşmacımızın görüşünü yanlış yorumlamadıysam, demin biraz farklı olarak burada anlatıldı; güven noktasına getirilip düğümlendi.

Ben, güven noktasından söylemedim onu; iktidara güvenip güvenmemek, tabiî ki, muhalefet partimizin takdir hakkı içerisinde; ama, o, artık, halka vereceği hesapla alakalı bir konudur. Ben, o konuya değinmek için burada bulunmuyorum; o, bir ayrı sayfa. Şu anlamda bunu söyledim: Konuşmalar sırasında, yine, elimizde muhalefet partimizin muhalefet şerhi var; buraya baktığımız zaman şu söyleniyor: "Sayın Başkan, sayın komisyon üyeleri; siz, değiştirmek suretiyle, 170 inci maddeyi biraz daha ılımlı hale getirdiniz; yani, bizim, belki, çok karşı olduğumuz bir metin haline gelmemiş olabilir; yalnız, burada yasaya atıf yapıyorsunuz; dolayısıyla, o yasa nasıl çıkacak, onu biz bilemeyiz." Ben de şunu söyledim; dedim ki, doğrudur bu; muhalefet olarak bu konuda kaygınız olabilir. Bu konuda benim söyleyecek bir şeyim yok; ancak, şunu bilin ki, anayasalar birtakım teknik metinlerdir, çerçeve çizerler. Her şeyi Anayasaya yazamazsınız. Mesela, biz ne dedik vurgulayıcı bir biçimde; orman köylüsü korunacak, erozyon önlenecek, bu satış bedeliyle ağaçlandırma hızlandırılacak. Şunu yazamayız: "Buradan elde ettiğimiz gelirle şu bölgeye şu kadar ağaç dikeceğiz, şu bölgenin erozyonu önlenecek ve orman köylüsüne şu kadar pay ayrılacak." Bunlar buraya yazılmaz, kimse kusura bakmasın. Teknik anlamda bunlar mümkün değildir. Dolayısıyla, bunu ancak yasaya yazabiliriz şeklinde söyledim.

O açıdan, buradaki konu, güven noktasından değil. Tamamıyla, ben, gerçek anlamda, samimî olarak, muhalefet partimizin değerli üyelerini samimî bir şekilde yanıma almak istedim. Hakikaten, her iki parti madem 2/B konusunda hemfikir, yasa noktasında, görüşmeyle bu çözülebilir. Benim gördüğüm 2/B bu. Yani, 2/B, 2/C; belki, orman bakımından çok fazla teknik olarak bilmem, ama, elimdeki verilere göre 2/B'nin bu olması lazım. Ne demektir bu; yani, getirilen paket, Anayasanın ruhuna, sözüne, her şeyine uymaktadır; bunun altını özellikle çiziyorum.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede baktığımızda, sonuç itibariyle, elimizdeki metnin, orman köylüsünü koruma ve kollama bakımından yeterli olduğunu -yine, metne baktığım zaman- söyleyebiliriz. Bunlar istismar edilemez mi, edilebilir; yani, A ve B şahsını dikkate alarak itirazları da doğru bulmuyorum. Yanlış yapılmış da olabilir. Takdir edersiniz ki, elimde illere göre bunun dağılımı var; hangi ilde ne kadar 2/B alanı var; 480 000 hektarlık bir yeri oluşturuyor bu. 480 000 hektar büyük bir alandır ve 1981 öncesini kapsayan bir konumdadır. Tabiî, kadastro tamamen yapılmamıştır; bu da, doğrudur; ama, önemli bir kesimi tamamlanmıştır.

Son bir konu da şu: Yine, demin konuşmacımız burada değindi. Yasa metninde geçen "idaresi" şeklindeki ifadenin ne anlama geldiği üzerinde duralım. "İdaresi" şeklinde burada geçen ifade satış dışında kullanılmış bir ifadedir. Belki, hemen satılamadığı durumlarda... Biliyorsunuz, şu anda, buralar işgal altında; ne doğru dürüst kira ödeniyor ne ecri misil veriliyor; hatta, belki birçok yerin ruhsatı yok. O açıdan, belki "idaresi" ibaresi özellikle burada işe yarayacak, kanuna bunun teferruatını koyma fırsatı bulacağız. Belki, bir süre ecri misil almak durumunda kalınabilecek; belki, bir süre -dediğim gibi- değerlendirilmesi başka şekilde yapılabilecek. Bu "idaresi" ibaresi yönetim anlamında kullanılmıştır, başka bir anlamda kullanılmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu açıklamaların sonunda geldiğimiz nokta, şu paketin son şekline baktığımızda, gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın iade gerekçesi gerek muhalefet partimizin daha önceki önergeleri doğrultusunda yazılmış bir metin olduğudur. Mutlaka, kaygılarına katılmak mümkün; olabilir; yani, söylediğim gibi, iktidar-muhalefet denilen bir gerçek de var; ama, bunu, mutlak surette, oturup görüşmek suretiyle, biz, pakete alabiliriz. Netice itibariyle, buradan bir daha sesleniyorum muhalefet partimizin değerli yetkililerine: Gelin, şu paketi, elbirliğiyle, oybirliğiyle çıkaralım. 2/B, her ikimizin de programında mevcuttur. Bu işin sevabı, vebali, günahı neyse, her şeyiyle beraber ortak olalım diyorum.

Herkesi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 23 Temmuz 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook