Osmanlı devletinin kuruluşunun yıldönümü münasebetiyle
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 58. Birleşim · 4. yasama yılı · 2 Şubat 2006 · 734 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ekrem Erdem (AK Parti), 2 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞUNUN YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 734 kelime.
Ekrem Erdem (AK Parti, İstanbul). “Osmanlı devletinin kuruluşunun yıldönümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ekrem-erdem-22-2006-02-02-osmanli-devletinin-kurulusunun-yildonumu-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
EKREM ERDEM (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmanlı Devletinin kuruluşunun 707 nci yıldönümü münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan 700 yıl önce Osmanlılar, üç kıtada asırlarca süren, çokdinli, çokdilli, çokkültürlü bir imparatorluğun temelini atmışlar, Osmanlı Aşiretini cihan imparatorluğuna, beyliğini de dünya liderliğine dönüştürmüşlerdir. Bölgede Osmanlılardan daha güçlü beylikler, devletler ve imparatorluklar vardı; Osmanlılar karşısında hepsi yok olup gittiler. Osmanlıların başarıları için çok şeyler söylenebilir; ancak, ben, burada, bu başarıların temel unsurları olarak gördüğüm birkaç hususu müsaadenizle bu kürsüden sizlerle ve yüce milletimle paylaşmaya çalışacağım.
Burada en önemli etken, şüphesiz ki, özellikle de kuruluş aşamasında, Osmanlıların sahip oldukları samimiyet ve kararlılıktır. Söğüt de, yani, Selçuklu-Bizans sınırında kurulan küçük bir uç beyliğin, İslamiyet ve Bizans İmparatorluk mirasını devralarak, Balkanlar ve Anadolu gibi son derece stratejik, karışık, savunulması zor bir bölgede, istikrarlı ve kıskanılacak kadar uzun ömürlü bir imparatorluk kurabilmelerini, ancak Osmanoğullarının maneviyatları, azim ve kararlıklarıyla açıklayabiliriz.
Başlangıçta yeterli bir devlet tecrübesine sahip olmayan Osmanoğulları, en eski medeniyetlere beşiklik etmiş bu topraklardaki bütün tecrübe ve birikimlerin doğal mirasçıları olarak kendilerini görmüşler, bunlardan da istifade etmişlerdir. Fethettikleri ülkelerin yalnızca topraklarını Osmanlı toprağı yapmakla kalmamış, onların her türlü tecrübelerini de birikimlerine katarak, her sahada, ilimde, kültürde, sanatta, idarecilikte büyük bir maharet sahibi olmuş ve büyük bir medeniyet kurmuşlardır.
Osmanlıların bu başarılarında önemli sebeplerden birisi, etraflarında bulunan devletlerle olan ilişkilerinde ortaya koydukları stratejidir. Diğer beylikler kendi içlerinde ve kendi aralarında sürekli bir mücadele içinde bulundukları bir dönemde, Osmanlılar kararlı bir şekilde Batıya yönelerek, mümkün olduğunca bu iç mücadelelerden uzak kalarak, Anadolu Müslüman Türk Halkının sevgi ve sempatisini kazanmaya çalışmışlardır.
Üzerinde durulmaya değer başka bir unsur da, toplumda saygın bir yere sahip -bugünkü manada sivil toplum örgütleri olarak da görülebilecek- şeyh, derviş ve ahilerle kurulan yakın ilişkilerdir. Kendilerine iltifat edilen, değer verilen ve saygı gösterilen bütün bu şahsiyetler, birliğin sağlanmasının yanında, Osmanlı toplumunun mayalanmasında da, kültürünün oluşmasında da, hatta, Osmanlı aidiyet duygusunun gelişmesinde de belirleyici olmuşlardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmanlı tarihinin kuruluş felsefesini de oluşturan Ertuğrul Gazi'nin Osman Gazi'ye vasiyetinin özü "insan Allah'ın emanetidir, ona göre bakacaksın, o adaletle hizmet edeceksin" ilkesidir. Devlet, insanı korumak ve ona hizmet etmek için vardır. Bu nedenledir ki, Osmanlının fethettiği yerlerde kendinden olmayan toplumlara karşı merhametli ve hizmet edici bir tutum içinde bulunması, başarısının başka önemli bir sebebidir.
Osmanlı tarihi sadece fetih ve askerî başarılardan ibaret değildir, Osmanlının asıl ve en önemli özelliği devlet örgütlenişi, devlet disiplini, dengeli ve adil yönetimi ve bütün vatandaşlarına hiçbir ayırım gözetmeksizin tanıdığı din ve vicdan özgürlüğüdür. Batı'nın Ortaçağ karanlığı içerisinde kıvrandığı, insanların din, dil ve düşüncelerinden dolayı engizisyon mahkemelerinde zulme uğradığı bir dönemde Osmanlı topraklarında özgürlük vardı, hoşgörü vardı, aydınlık vardı; kimsenin dinine, diline ve yaşayışına karışılmıyordu. Bu da, Osmanlı İmparatorluğunu bölgenin cazibe merkezi haline getiriyor ve büyümesini sağlayan en önemli etkenlerden biri yapıyordu. Zulme uğrayan her fert, her millet, kendi dininden, kendi ırkından olan zalimler karşısında Osmanlıları kurtarıcı olarak görüyor, hatta, ülkelerini fethe davet edenler bile oluyordu. Sanılanın aksine, ülkelerin fethi kılıçlardan önce gönüllerde sağlanıyordu.
Fransız İhtilalinden 326, İnsan Hakları Beyannamesinin ilanından 485 yıl önce, 1463 yılında yazılmış olan ve aslı, halen Bosna'da Fransisken Kilisesinde bulunan fermanında Fatih Sultan Mehmet…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayın.
EKREM ERDEM (Devamla)"Ben Fatih Sultan Han bütün dünyaya ilan ediyorum ki; bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum: Hiç kimse bu adı geçen insanların ne de onların kilisesini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki tüm memleketlere dönüp, korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler.
Ne padişahlık eşrafından ne vezirlerden veya memurlardan ne hizmetkârlarımdan ne de İmparatorluk vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir.
Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın, hatta, bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir.
Bu padişah fermanını ilan ederek, burada, yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah'ın büyükelçisi Aziz Peygamberimiz Muhammed ve 124 000 peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece, tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazanların aksini yapmayacaktır" ifadeleriyle fazla söze ihtiyaç bırakmamıştır. Bu belge bile tek başına çok şey ifade etmektedir. Osmanlıların başarılarının ana felsefesini ortaya koymakta, günümüz insanına muhtaç olduğu mesajlar vermekte, huzur, barış ve hoşgörünün reçetesini sunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, bu toprakları bize vatan yapan şanlı ecdadımızı rahmet ve şükranla anıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 2 Şubat 2006