İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 53. BİRLEŞİM · PAZAR

2003 mali yılı bütçesinde l.tur görüşmeleri

Engin Altay

Sinop Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 53. Birleşim · 1. yasama yılı · 23 Mart 2003 · 904 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Engin Altay (CHP), 23 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE L.TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 904 kelime.

Engin Altay (CHP, Sinop). “2003 mali yılı bütçesinde l.tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2003-03-23-2003-mali-yili-butcesinde-l-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ENGİN ALTAY (Sinop)Sayın Başkan, değerli mesai arkadaşlarım; 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının görüşmelerinin birinci turunda yer alan Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı, RTÜK ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçeleri üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım -tabiî, bu görüşleri 10 dakikada açıklayacağız- Yüce Heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, onbir günlük çok yoğun bir maratonla bütçeyi Genel Kurula indiren Plan ve Bütçe Komisyonunun Sayın Başkanını ve sayın üyelerini kutluyorum; huzurlarınızda kendilerine teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Büyük Atatürk, 1937 yılı bütçe görüşmelerinde, bakınız, nasıl bir bütçe öngörmüş: "Cumhuriyet bütçelerinin belirgin olan ve daima kuvvetlenmesi gereken ortak özellikleri, yalnız denk oluşları değil, aynı zamanda koruyucu, kurucu ve üretken işlere her defasında daha fazla pay ayırmakta olmalarıdır." Maalesef, 1950'li yıllardan sonra, Büyük Atatürk'ün işaret ettiği bütçe anlayışına uygun, böyle bütçeleri yakalamak mümkün olmamıştır. Büyük Atatürk, bahsettiği denkliği ve fazla vermeyi yeterli bulmuyordu; biz, bırakalım denkliği, bırakalım bütçenin fazla vermesini, açığı az olan bütçelere, maalesef, razı olduk. Büyük Atatürk'ün 1937'de söylediği bütçe anlayışı, özünde, Cumhuriyet Halk Partisinin devlet idaresi anlayışıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemiz ve Meclisimiz, gerçekten zor günler yaşıyor, doğrudur; ama, kimse bu zor günlerin, Meclisimizin kurulduğu ilk günden başlayarak, 29 Ekim 1923'e kadar yaşanan zor günlerden daha zor olduğunu iddia edemez. Yine, hiç kimse, bu zor günlerin, 1939-1944 yılları arasında yaşadığımız zor günlerden daha zor olduğunu iddia edemez.

Ünlü düşünür Kipling'in şu sözünü, Yüce Parlamentoya anımsatmak isterim: "Başarısızlık için kırk milyon sebebimiz vardır; ama, tek bir mazeret bulamazsınız."

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2002 malî yılı, daha önceki yıllarda uygulanmış acı reçetelerin de etkisiyle ve yüzde 30'larda seyreden enflasyon sayesinde, durgun olarak tamamlanmış bir dönemken, 2003 Malî Yılı Bütçesindeki göstergelere baktığımızda, günü kurtarma ve geçiştirme anlayışının hâkim olacağı kanaati bizde hasıl olmaktadır.

Devlet bütçesi yapılırken, tepe örgütlerin bütçelerinin rasyonel bir anlayışla Yüce Meclise sunulmadığı da gözlenmektedir. Bir önceki yıla göre, artış oranlarında çok ciddî nüans ve çarpıklık mevcuttur. Bir kurumun bütçesinde, bir önceki yıla göre, yüzde 41'lere, yüzde 44'lere varan artışlar öngörülürken, bir başka kurumda, bu artışlar, yüzde 20'lerde seyretmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu maliyesini denetleyen bir yüce makamdır. Ne hazindir ki, bu yüce makamın, 147 katrilyonu denetleyen bir kurumun, evraklarını koyacak bir arşivinin olmaması, bu yüce kurumun böyle bir sorun yaşaması, son derece üzüntü verici ve düşündürücüdür. Yoksa, bu, devletimizin malî hafızayı önemsemediğinin bir işareti midir, merak ediyorum!..

Her şeye rağmen, Sayıştayın, performans ölçümüyle ilgili projesini olumlu buluyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapan bir kurumun, yönetici ve uzmanlarının, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini yılda onbeş gün, maksimum bir ay buralarda görmeleri ve görüşmelerini, doğrusunu isterseniz, çok uygun bulmuyorum. Şayet, Sayıştay, Yüce Meclis adına iş ve işlem görüyorsa, bu kurumda, bu kampusta, Sayıştay'ın bizleri enforme edecek, bilgilendirecek bir irtibat bürosu, birimi, masası -her neyse- olmalıdır diye de düşünüyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa Mahkememizin, bağımsız yargının en üst makamı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yönüyle, Yüce Divan görevinin yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan kanunların Anayasaya uygunluğunu inceleyen bir kurum olmak durumu ve görevi de vardır. Bu yüce mahkememizin işlerini hafifletmek de, Yüce Heyetinizin elindedir. Anayasaya uygun kanun çıkarırsak, Anayasa Mahkemesinin iş ve işlemlerini de son derece hafifletmiş oluruz. Aksi durumda, Anayasa Mahkemesi, sürekli, basın mensuplarının kameralarının altında günler geçirir. Anayasa Mahkemesinin siyasallaşmaması en büyük temennimizdir, umudumuzdur, arzumuzdur; ancak, mesela, geçen hafta geçen 61 yaş emeklilik meselesi, yine, Anayasa Mahkemesinin gündemini epeyce de işgal edecektir.

Sayın Başkan, değerli mesai arkadaşlarım; Cumhurbaşkanlığı makamı, devletin ve milletin birlik ve beraberliğini temsil eden bir yüce makamdır. Anayasamıza göre, Cumhurbaşkanı, yürütme organının da başıdır. Dolayısıyla, yürütme organının Cumhurbaşkanıyla çelişmesi diye bir şey söz konusu olamaz, olmamalıdır; ancak, yürütme organı tarafından Parlamentoya sevk edilen kanun tasarılarının bir kısmının Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından geri gönderilmesi, yürütme organı içerisinde bir koordinasyon eksikliğinin işareti olabilir mi, doğrusunu isterseniz ben de merak ediyorum. Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığı ve objektifliği, tartışılmayacak kadar açıktır ve nettir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; "Kayıtsız şartsız tabiriyle açıkça ifade edilen egemenliği milletin sorumluluğunda tutmak demek, bu egemenliğin en küçük bir parçasını, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir." Bu söz bana ait değil; bu söz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ait. Büyük Atatürk, 1923 yılında söylediği bu sözle, Meclisimizin yetki devri konusunda göstermesi gereken hassasiyeti çok açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Yine, Atatürk "icra eden, karar verenden daima daha güçlüdür" sözüyle yürütmenin önemini vurgulamıştır; ancak, icra organı, yani hükümet, karar organını, yani Meclisi by-pass ederse, çok da fazla demokrasiden söz etme olanağı kalmaz; daha vahim olmak üzere, rejimin esenliğine gölge düşer.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Edirne'nin Meriç İlçesinden Iğdır'ın Gödekli Köyüne, Hatay'ın Samandağı İlçesinden Sinop'un Dibekli Köyüne kadar, coğrafyamızda yaşayan 70 000 000 yurttaşımız, Parlamentoyu çare müessesesi olarak görmektedir ve geçmişte yaşanan acı tecrübelere rağmen, yüce milletimiz, hâlâ, bu Parlamentodan çok şey ummakta ve beklemektedir; ancak, aynı oranda da, bir büyük endişe ve bekleyiş içerisindedir. Sayısal çoğunluğa dayanarak "ben yaptım oldu, ben yaparım olur" anlayışı, demokrasinin evrensel ilkeleriyle bağdaşmaz. Demokrasi, el kaldıran 2 ördeğin 1 file üstünlük sağlama rejimi değildir; demokrasi ve parlamentarizm, çoğunluğun azınlığa tahakkümü de değildir. Herkes için aynı hukuk, herkes için aynı eşitlik, herkes için aynı adalet ve herkes için aynı özgürlük; işte, demokrasi budur. Bu hayata geçmeden, ülkenin kalkınması da beklenemez.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 23 üncü Meclis Başkanımız Sayın Arınç, Plan ve Bütçe Komisyonundaki konuşmasında, büyük bir dikkat ve beğeniyle izlediğim konuşmasında, 216 trilyon liralık Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerinde azamî tasarrufa gidilmesi gereğini ortaya koydu. Doğrudur, öyle gerekiyordur; ancak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 23 Mart 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook