İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 53. BİRLEŞİM · PAZAR

2003 mali yılı bütçesinde l.tur görüşmeleri

Ömer Özyılmaz

Erzurum Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 53. Birleşim · 1. yasama yılı · 23 Mart 2003 · 928 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ömer Özyılmaz (AK Parti), 23 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE L.TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 928 kelime.

Ömer Özyılmaz (AK Parti, Erzurum). “2003 mali yılı bütçesinde l.tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-ozyilmaz-22-2003-03-23-2003-mali-yili-butcesinde-l-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; birinci turda görüşülen konularla ilgili olarak, kişisel anlamda söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben, bu konuşmamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Danıştay, Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi gibi devletin temel organlarının dayanağı olan Anayasa üzerine yoğunlaşmak istiyorum.

Tabiî, Anayasa derken de, bugünkü sistemin, insan haklarını güvence altına almadığı, halk iradesini kamu işlerine yansıtmadığı, bürokratik vesayet ya da tahakküm altında olduğu gibi yaygın şikâyetleri dile getirmek istemiyorum. Benim kastım, daha çok teorik olarak anayasa, anayasacılık ve anayasal demokrasi kavramlarını irdelemek ve daha sonra da, çağdaş dünyanın ideal olarak benimsediği anayasal demokrasinin unsurlarını sizlerle paylaşmaktır.

Bilindiği gibi, anayasa, devletin teşkilat yapısını gösteren, siyasî iktidarı hukuk çerçevesine alan, yani, devlet iktidarını hukukla sınırlayan ve bireysel özgürlükleri güvence altına alan resmî bir belgedir. Amacı, örgütlü siyasal toplumu, yani, devleti sınırlayan ilkeler koymak, devleti ilke ve kurallara bağlayıp, bireysel ve toplumsal özgürlükleri ve sosyoekonomik hakları sağlamaktır. Anayasaların siyasal iktidarların keyfîliğine karşı bir engel olduğu şüphesizdir; ancak, bunu tamamen yaptığı da söylenemez; uygulama ile anayasa arasında bazen çok fark olur.

Değerli milletvekilleri, hukukî bir belge olarak aşağı yukarı her devletin bir anayasası vardır; fakat, her devlette anayasalar yukarıda belirtilen işlevleri görmezler; yani, anayasalar, sadece, devletin teşkilat yapısını gösterir, onu hukukla sınırlayıp, bireysel özgürlükleri de serbest bırakmazlar ise, bu anayasa, esasen anayasa sayılmaz. Bu nedenle, anayasası olan her devlet, anayasal devlet değildir. İşte bunu, yani, siyasal devleti, yani, anayasal devleti sağlamak için de, anayasacılık akımı günümüzde güçlü bir şekilde gelişmektedir.

Anayasacılığın hedefi, devletlerde anayasal demokrasiyi gerçekleştirmektir. Anayasal demokrasi, anayasacılık doktrininin icapları ile demokratik ideali birleştiren bir sosyopolitik modelin adıdır. Anayasacılık düşüncesinin özü ise, devlet iktidarının, kapsamı ve kullanımı bakımından yazılı bir anayasayla sınırlanmasıdır. Bunun pratik ifadesi ise, temel bireysel ve toplumsal hakların anayasal olarak tanınıp güvence altına alınması, devlet iktidarının kullanımının belli hukuk kurallarına bağlanması, devletin temel işlevlerinin farklı organlar arasında paylaştırılması ve bütün bu hususların en son güvencesi olarak da, bağımsız mahkemelerin kurulup oluşturulmasıdır.

Şimdi, bu tanımlamaların ışığı altında, çağdaş dünyanın anayasacılıktaki ideali olan anayasal demokrasinin unsurlarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birincisi, insan hakları, sivil ve siyasî özgürlüklerdir.

Değerli arkadaşlar, insan hakları, hepimizin bildiği gibi, evrensel olup, doğrudan doğruya insan kişiliğine bağlı, dokunulmaz ve devredilmez haklardır. Öncelikle, aile, toplum ve devlete karşı ileri sürülen ve yegâne sınırı, başkalarının hakları olan evrensel taleplerdir insan hakları. Bu çerçevede mütalaa edilmesi gereken haklar, başlıca, sivil ve siyasî özgürlüklerden oluşmaktadır.

Ayrıca, başkalarına keyfî ve cebre dayalı yükümlülükler yüklemeyen sosyal haklar da bu kategori içerisinde düşünülebilir.

Sivil özgürlükler, hem kişilere güvenceli bir özel alan sağlayan hakları hem de bireylerin başka bireylerle gönüllü işbirliği esasına göre ortak etkinlikler yapmalarına imkân veren hakları kapsar.

Birinci gruba giren sivil özgürlükler, kişisel bağımsızlığın güvencesi olup kişilerin kendi hayatlarını kendi tercihlerine göre kurup yönlendirebilmelerinin temelini oluştururlar; yaşama, kişi dokunulmazlığı ve güvenliği hakları, inanç ve inancını yaşama, düşünce ve basın özgürlükleri bu türdendir.

İkinci grup siyasal özgürlükler ise, dernek, vakıf, sendika ve toplanma özgürlükleri gibi, kişilerin başkalarıyla ortak amaçlar veya çıkarlar doğrultusunda bir araya gelmesine zemin hazırlayan özgürlüklerdir. İktisadî özgürlükler, sivil özgürlükler arasında yer alırlar. Böylece, bireysel ve kolektif özgürlükler, birlikte sivil toplumun temelini oluştururlar.

Siyasî özgürlüklere gelince, bunlar, kişinin, vatandaş ve yerel toplum üyesi sıfatıyla, her düzeyde kamu hayatına katılmasını ve kamu işlerinin yürütülme tarzından hesap sorabilmesini sağlar. Bunların başlıcaları, seçme ve seçilme, siyasî örgütlenme ve onlardan bilgi isteme haklarıdır. Bunlar, aslında, sivil özgürlüklerin kamu hayatındaki mantıkî uzantısı niteliğindedirler. Şöyle ki, kişinin kendi özel alanındaki bağımsızlığını ve başkalarıyla gönüllü işbirliği imkânını güvence altına almak için nasıl ki sivil özgürlüklere ihtiyacı vardır, aynı şekilde, kişinin üyesi bulunduğu siyasî toplumun ve yerel topluluğun kaderi üstünde etkili olabilmesi için de siyasî haklara ihtiyacı vardır. Öte yandan, siyasî özgürlüklerin gerçekten işleyebilmesi için, öncelikle sivil özgürlüklerin güvence altında olması gerekir. Eğer, sözgelişi, ifade ve basın özgürlüğü garanti altında değilse, yurttaşların kamu işlerinin gidişatından sağlıklı olarak haberdar olabilmeleri ve kamu otoritesini kullananları eleştirebilmeleri ve tabiî, sorgulayabilmeleri de mümkün olmaz.

Sayın milletvekilleri, anayasal bir demokrasinin ikinci unsuru, hukuk devleti veya hukukun üstünlüğü ilkesidir. Bu ilke, kısaca siyasî-idarî otoritenin, üstün bir hukukîlik anlayışına dayanan ve önceden belli edilmiş genel kurallarla bağlı olarak faaliyet göstermesini öngörür. Bu anlayış çerçevesinde, hukuka dayanmayan devlet, aslında, yalın bir cebir örgütünden başka bir şey değildir. Egemen olduğu ülkede rakip tanımayan en üstün güç organizasyonu konumunda olması, devleti meşrulaştırmaz. Bu durum, hukuk devletinin ayırt edici özelliğidir. Çünkü, hukuk devletinin alametifarikası, hukukla kayıtlanmış ve hukuk çerçevesinde hareket ediyor olmasıdır. Bundan dolayıdır ki, hukuk devleti yetkili değil, görevli; muktedir değil, memurdur.

Bir hukuk devletinde herkes hukuk önünde eşittir. Herkesin hukukî güvenliği vardır. Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Kanunlar geçmişe yürümez ve bütün bunların kurumsal güvencesi olarak güçlü ve bağımsız bir yargı düzeni vardır. Devletin bütün işlemleri bağımsız yargının denetimine tabidir. Bir hukuk devleti, ideolojik saikle hareket etmez. Ayrıca, bir hukuk devletinde yargı, kendisini devletin veya onun ideolojisinin bir unsuru olarak değil, fakat, daha ziyade onun deneticisi olarak görür. Bu çerçevede, hâkimler de görevlerini yerine getirirken, hukuku, egemen iradenin isteğine göre değil, fakat, sadece hukuka ve kendi bağımsız vicdanî kanaatlerine göre anlar ve uygularlar.

Sayın milletvekilleri, anayasal demokrasinin üçüncü unsuru, devletin, yurttaşlarının benimsemiş olduğu çeşitli dinler, dünya görüşleri ve ideolojiler arasında tarafsız olmasıdır. Çünkü, ahlakî ve dinî değerler, siyasî kararlarla değil, ancak bireysel tercihlerle belirlenebilir. Anayasal demokratik devletin bu meseledeki görevi, sivil toplumdaki dinî yaşayış, ideoloji ve dünya görüşü farklılıklarının barışçı biçimde bir arada var olmasının hukukî zeminini hazırlamak, sivil barışı kurmak ve idame ettirmektir. Laiklik, bu anlamda, anayasal demokratik bir ilkedir. Başka bir anlatımla, laiklik, devletin topluma bir iyi önermesini, toplumu belli bir dünya görüşü veya hayat tarzı anlayışı doğrultusunda tanzim etmesini değil, tam tersine, toplumda bu açılardan var olan farklılıkları tanımasını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 23 Mart 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook