İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 64. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

Enis Tütüncü

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 64. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Şubat 2006 · 1.234 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Enis Tütüncü (CHP), 16 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.234 kelime.

Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-22-2006-02-16-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 6 ncı maddesi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi, sevgi, saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle üç konuda düzenleme getirilmektedir: Birinci düzenleme, gecikme zammı oranlarının düşürülmesidir. İkinci düzenleme, 20 YTL'nin altındaki kamu alacaklarına terkin edilmesi olanağı getirilmektedir; yani, 20 YTL altındaki kamu alacaklarının üzeri çizilmektedir. Üçüncü düzenleme ise bu maddeyle ilgili, gecikme cezası oranlarında değişiklik yapılabilmesi için Bakanlar Kuruluna değişiklik yapma yetkisi verilmektedir. Evet, 6 ncı maddenin, özü, esası, bu üç düzenlemede yatıyor.

CHP olarak, özelde bu maddenin, genelde ise yasa tasarısının son derece iyiniyetli bir çaba olduğunu görüyoruz ve hem bu maddeyi hem biraz sonra söyleyeceğim eksikliklerle birlikte yasa tasarısını destekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeden yararlanarak, sosyal sigorta kurumlarının finansal yapılarının düzeltilmesi açısından önemli gördüğümüz bazı konulara hükümetin dikkatini çekmek istiyoruz. Bu çerçevede, öncelikle beş konuda, çok ciddî çabaya, çok ciddî gayrete ihtiyaç duyulduğunu bilgilerinize sunuyoruz.

Nedir bu beş konu:

Birincisi, aktif sigortalı sayısının artırılması.

İkincisi, prim ödeyen işletmelerin malî yapılarının güçlendirilmesi.

Üçüncüsü, sosyal sigorta fonlarının kârlı ve verimli bir şekilde işletilmesi.

Dördüncüsü, değişik sosyal sigorta kurumlarına tabi sigortalılar arasında, farklı haklar elde etme yarışının önlenmesi ve bu nedenle, ulusal ölçekte sigorta hak ve normlarının tespit edilmesi ve yerleştirilmesi ve ulusal ölçekteki bu normların değiştirilmesinin engellenmesi.

Ve son olarak, sosyal sigorta kurumlarının özerk olması, yönetimlerinin siyasal müdahaleden uzak tutulması ve tek elden yönetilmesi.

Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konularda ne kadar başarılı, ne kadar başarısız olduğunu, şimdi, sizlere sergilemek istiyoruz ve dolayısıyla, bu yasa tasarısının da eksiklerini dile getirmek istiyoruz.

Şimdi, aktif sigortalı sayısındaki artış, bilindiği gibi iki kanaldan besleniyor. Birinci kanal -ki, ben buna temel kanal diyorum- istihdam hacminin genişletilmesidir, işsizlikle mücadele edilmesi ve çalışmak isteyen herkese iş bulunmasıdır. İkinci kanal ise, istihdam hacmi genişlemese dahi, hatta istihdam hacmi daralsa dahi, istihdam edilenler içerisindeki kayıtdışı istihdamın -yani, sigortasız çalışanların, sendikasız çalışanların, vergisiz olarak çalıştırılanların, kaçak olarak çalıştırılanların sayısının- azaltılmasıdır. İşte, bu her iki kanalın bir arada çalıştırılması, aktif-pasif sigortalı oranının hızla yükseltilmesini sağlayacaktır. Bu oran, ne yazık ki, Türkiye'de 2'nin altına düşmüştür; 1,7 olarak çıkıyor; yani, yaklaşık 2 çalışan kişi 1 emekliye bakıyor. Oysa, gelişmiş ülkelerde bu oran yüksektir, 3-4 çalışan kişi, hatta, kimi Avrupa Birliği ülkelerinde 6-7 çalışan kişi -yani, sigortaya prim ödeyen aktif sigortalı çalışan kişi- ancak 1 kişiye bakabilmektedir. Türkiye'nin sosyal sigorta kurumlarının aktuaryel açıdan sıkıntıya girmesinin altında bu temel sıkıntı, sorun yatmaktadır.

Prim ödeyen işletmelerin malî yapılarının iyileştirilmesine gelince, bunun hükümetlerin reel ekonomiye ve üretime verdikleri öneme ve bunlara sağladıkları desteğe bağlı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Sosyal sigorta fonlarının kârlı ve verimli bir şekilde işletilmesi, değerlendirilmesiyse, sosyal sigorta kurumlarında malî yapıların güçlendirilmesi açısından yaşamsal önemdedir. SSK ve Bağ-Kurun elindeki kaynaklar, bir zamanlar, hükümetler tarafından faizsiz veya çok düşük faiz oranlarıyla hazine kaynağı gibi kullanılmıştır. Yüksek enflasyonun da etkisiyle bu kaynaklar giderek erimiştir, çarçur edilmiştir. Bu çöküntünün altında, aslında, geçmişteki bu yanlış uygulamalar yatmaktadır.

Öte yandan, Türkiye'de, ulusal ölçekte sosyal sigorta norm ve standartlarının hâlâ belirlenip oturtulamamış olması, finansal denge üzerinde iki ucu keskin bir balta gibi sallanmaya devam ediyor. Örneğin, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve banka sandıkları ile sigorta şirketlerinin her birinde farklı haklar, farklı standartlar, farklı normların devam etmesi, sigortalılar arasında bir hak yarışmasının yeniden alevlenmesine neden olabilir. Sosyal sigorta kurumlarının özerk ve siyasal müdahaleden uzak tutulmasının nasıl önemli olduğuna, burada değinmeye gerek görmüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genelde bildiğimiz bu konulara, burada neden değinme ihtiyacını hissettim; şunun için: Bu gerçeklerin, sosyal sigorta kurumlarının finansman yapılarını yıllarca nasıl tahrip ettiği apaçık ortadayken, AKP İktidarı, bu tahribatta kendini sütten çıkmış ak kaşık gibi temiz, pırıl pırıl gösterme çabası içinde görünüyor. Bu çaba, özellikle yasa tasarısının gerekçesinde, siyasî etiğe ters bir şekilde âdeta sırıtıyor.

Bakınız, tasarının genel gerekçesine göre, sosyal sigorta kurumlarının malî dengelerinin bozulmasının sorumlusu, hâlâ 2000 ve 2001 yılında yaşanan krizlerdir. Bir zamanlar, bu ülkede, anımsayacaksınız, 70 sente muhtaç olduğumuz edebiyatı yapılıyordu. Şimdi, AKP İktidarı döneminde ise, kriz edebiyatıyla siyaset yapılmaya çalışılıyor.

Peki, 2002 Kasımından bu yana ülkeyi kim yönetiyor? AKP İktidarında, işsizlik ve yoksullukla mücadele konusunda vaat edilenlere ne oldu? İşsizlikle ciddî bir mücadele yapılabildi mi? Fakirlik fukaralık azaltılabildi mi? Kayıtdışı ekonomi ve dolayısıyla sigortasız, vergisiz; yani, kayıtdışı çalışanların oranı düşürülebildi mi? Üç yıl dört aydır; yani, kırk aydır iktidarda olan AKP, işletmelerin finansal yapılarını, özellikle de küçük ve orta ölçekli işletmelerin, küçük esnaf ve sanatkârların, tarım ve hayvancılık işletmelerinin malî durumlarının düzeltilmesi için,elle tutulur, sonuç alıcı hangi politikaları uyguladı?!

Hükümet bunlarla meşgul değil, kusura bakılmasın. Hükümet edenler, dışarıdan gelen paraların yarattığı bir hayal dünyasına kendilerini kaptırmışlar; bütün gözler borsada, dövizde, faizde, özelleştirmede. Ekonomideki sıcak para, yani, ekonomide kalıcı olmayan, her an gidebilecek, spekülatif, yabancı para 55 milyar doları aşmış "boş ver canım, sorun yok" havasında hükümet.

Ulusal tasarrufları artıramıyoruz. Türkiye'nin gerçek kalkınmayı sağlayabilmesi için, ulusal tasarruflarının artırılması lazım. Borsada yabancıların payı yüzde 70'lere yaklaşmış, hükümetten şöyle bir yorum geliyor: Aman, ne kadar iyi, yabancı sermaye geliyor.

Türk Lirasının aşırı değerlendirilmesi sonucu, ithalatçı, turizmci ayakta duramaz hale gelmiş, ithalat ucuzlayarak patlamış, ucuz ithal girdileri ve yabancı mallar piyasayı işgal etmiş, yerli malları ve yerli üretilen girdileri piyasadan kovuyormuş; işletmeler peş peşe iflas ediyormuş, kapanıyormuş, artan cari açık dış borçla finanse ediliyormuş; sadece devletin değil, özel sektörün de dış borcu eskisiyle kıyaslanamayacak şekilde yükseliyormuş; AKP'den değerlendirme: Canım, ne önemi var, AB'ye uyum gösteriyoruz.

Hükümet ve hükümete akıl veren ekonomi çevreleri, bu acı gerçeklere karşı sanki gözlerini kapamışlar, borsayla yatıyorlar, borsayla kalkıyorlar.

Buradan sormak istiyorum: Çiftçinin, memurun, işçinin, küçük esnaf ve sanatkârların, KOBİ sahiplerinin, emekli, dul ve yetimlerinin borsada parası var mı?! İşsizlik 10 000 000'u aşmış, açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan yurttaşlarımızın toplamı 22 000 000'u geçmiş; bu yurttaşlarımızın borsayla ilişkisi olabilir mi?! Tarım ve hayvancılık çökmüş. Çiftçimiz, üç sene önceki piyasa fiyatlarının altında buğday ve ayçiçeği satıyor. Narenciye üreticisi, mısır üreticisi başta, birçok alandaki çiftçi iflasın eşiğinde. Bu arada, mazot, gübre, tarım ilaçları gibi girdilerin fiyatları almış başını gidiyor. Açlık sınırı, yani, iki çocuklu dört kişilik bir ailenin yalnızca mutfak masraflarını karşılamak için, o da ahım şahım bir mutfak masrafı değil, günde 2 000 kalori alabilecek şekilde asgarî bir beslenme kalıbının gereğini karşılamak için yapmak durumunda kaldığı masraf 700 YTL'ye çıkmış ve bu durum karşısında hükümet "ne haber, asgarî ücreti 380 YTL'ye çıkardık" diye âdeta böbürleniyor.

Bu arada, SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarının önemli bir bölümü de açlık sınırının altında kalmış, protesto edilen senet sayısı ve bunların toplam değeri her yıl artış göstermiş, 2005 yılı sonunda 2 katrilyon 800 trilyon Türk Lirasına çıkmış. Peki, sorarım size ve hep birlikte kendimize de soralım, biz de soruyoruz: Bu koşullarda, Bağ-Kur üyeleri primlerini nasıl ödeyecek? Borç takmışsa borcunu nasıl tasfiye edecek? SSK'ya tabi işyeri, çalışan çalıştıran KOBİ sahipleri, hatta, belli büyüklükte, büyük büyüklükte işletmeler, sanayi işletmeleri SSK'ya borçlarını nasıl ödeyecekler?

Bakınız, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Mart ayı itibariyle Bağ-Kur üyelerinin 16 katrilyon 7 trilyon lira borcu gözüküyor. Bu borcun yaklaşık 4 katrilyonu çiftçilerimizin borcudur. Borçlu çiftçi sayısı 796 000 kişi; toplam Bağ-Kur sigortalıların, yani, çiftçilerdeki sigortalıların yüzde 71'ini oluşturuyor. Küçük esnaf ve sanatkârlar ile diğer bağımsız çalışanlardan borçlu olanların sayısı ise yaklaşık 1,5 milyon kişi. Bunların toplam borçları 12 katrilyon 800 trilyon. Neden bunlara değiniyorum; Bağ-Kura borçlu üyeler, 2002'den bu yana, ekonomik açıdan çöküntüden kurtarılamamıştır. Bunlar, bu koşullarda, hem borç taksitlerini ödeyecekler hem de primlerini ödeyecekler.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; inşallah, öderler; ama, son derece zor ödeyeceklerini biz sanıyoruz. Benzer olay, SSK'ya borçlu olanlar için de söz konusu. Bu yasa tasarını getirmeden önce, hükümet, SSK'ya primlerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 16 Şubat 2006

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook