İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · ÇARŞAMBA

Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

Erhan Usta

Samsun Milletvekili · İYİ Parti

Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 28 Ekim 2026 · 1.376 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erhan Usta (İYİ Parti), 28 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.376 kelime.

Erhan Usta (İYİ Parti, Samsun). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 28 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erhan-usta-2026-10-28-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90919

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

ERHAN USTA (Samsun)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesini görüşüyoruz. Öncelikle, yarın Cumhuriyet Bayramı, herkesin Cumhuriyet Bayramı'nı tebrik ediyorum. Cumhuriyetimizin 103'üncü yılında cumhuriyete saldırıların en fazla yoğunlaştığı bir dönemi de maalesef müşahede ediyoruz.

Şimdi, benim konuşmamın önemli bir kısmı bu terörle ilgili hususlarda olacak. Meclis Başkanımız da, Meclis Başkanı da bu konuda zaten bu konuya girdi çünkü bu süreci de kendisi yönetti. Ona ilişkin eleştirilerimizi geçen yılki bütçemizde yapmıştık zaten.

Şimdi, ben özellikle 3 terör örgütü üst yöneticisinin bir kısım ifadelerini gündeme getireceğim ve Meclis Başkanına soracağım yani bunlara söyleyecek bir sözünüz var mı, mutlu musunuz, bu sözler artık Türkiye'de söylenebiliyor; bunlardan mutlu musunuz diye kendisine soracağım.

Şimdi, mesela, Murat Karayılan -bunların hepsi son dönemde arkadaşlar, 12/10- iki hafta önce yapılmış bir mülakatında diyor ki: "Lider Apo'nun yaklaşımı 'demokratik ulus' kavramına dayanmaktadır. Bölge halkları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi esastır. Buna dayanarak dar ulus devletlere değil, demokratik konfederalizme dayalı bir sistem kurmayı öneriyoruz." "Demokratik konfederalizm." diyor ve "Bölge halkları." Sayın Numan Bey'in de zaten bölge vurgusu da enteresan bir şekilde benzer. Şimdi "Kırk bir yıl boyunca bir savaş yaşandı, sonuç olarak bu savaş amacına ulaştı." diyor Karayılan "Başarılabilecek her şey başarıldı." diyor, kendilerini başarılı buluyorlar. "Bundan sonra siyasete ihtiyaç var. Bu noktadan itibaren siyaset yoluyla bir sonuca ulaşabiliriz." Hani, siz diyorsunuz ya "Terörü bitirdik, terörü bitirmek için yapıyoruz." "Ben kendim bitirdim zaten." diyor "Biz başarıya ulaştık, şimdi başka bir aşamaya geçtik." diye kendisi söylüyor "Mücadele yöntemlerimizi değiştiriyoruz." diyor. Uzun uzadıya duramayacağım, zaman çok kısıtlı, hızlı geçmek durumundayım. Ondan sonra da savaşla ilgili savaş tanımları yapıyor, oralardan geçiyorum. Ha, bu "Metropollerde eylem yapan özel kuvvetlerimiz var." diyor "Bunları şimdilik geri çektik." diyor, onların gizli görevde olduğunu söylüyor, her an ihtiyaç duyulabileceğini söylüyor. "Lider Apo arkadaşlarımızı teslim alacak." diyor "Eğer arkadaşlarımız giderse orada siyasi mücadeleye başlayacaklar, gidip de evde oturacak hâlleri yok." diyor. "Dağlarda yaptıklarımızı, ovalarda yapacağız ama silahsız yapacağız, sözle yapacağız, siyasetle yapacağız." diyor. Bu arada, herhâlde, DEM'in yaptığı siyaseti de yetersiz buluyor olmalı ki "Siyaseti biz yapacağız." diyor PKK'lı üst düzey yöneticiler.

Şimdi, demokratik bütünleşme meselesine giriyor, bunun yanlış anlaşıldığını söylüyor. "Biz Kürt halkı ve Türk devleti bir araya geleceğiz." diyor, iki ayrı unsurdan bahsediyor net bir şekilde yani Türk milleti yerine "Kürt halkı ve Türk devleti bir araya gelecek." diyerek iki ayrı unsurdan bahsediyor. Demokratik anayasa ihtiyacını söylüyor AK PARTİ'lilerin de söylediği gibi; oraları da geçiyorum.

En sonunda da röportajı yapan "Ya, çok teşekkür ederim. İnşallah, özgür kürdistanda bir dahaki röportajı yaparız." diyor, o da "Umarım, biz de bunu çok arzularız." diyor, özgür kürdistanda röportaj yapmayı. Neresiyse o özgür kürdistan?

Şimdi, Cemil Bayık da -yine bu da eylül ayının ortasında yapılmış bir mülakat- Cemil Bayık da "Sürecin başarılı olmaması durumunda büyük bir savaşa hazırız." diyor. Ondan sonra taleplerinin net olduğunu söylüyor. "Mücadele ettik, bedel ödedik, büyük acılar yaşadık, onurlu bir mücadele verdik." diyor. Ondan sonra "Şimdi PKK siyasi bir formla faaliyet yürütüyor." diyor "PKK siyasi bir formla faaliyet yürütüyor..." Arkadaşlar, bunlar herkese açık, kamuoyuna açık bilgiler yani "PKK yok." falan da demiyor "Siyasi bir formla faaliyetini yürütüyor." diyor. Ondan sonra, demokratik entegrasyon meselesine giriyor. "Demokratik entegrasyon her şeyi devlete teslim etmek anlamına gelmez, Kürt bölgelerinin özerkliği olmalıdır." diyor, Kürt bölgelerinin. "Türkiye dâhil 4 ülkedeki Kürt bölgelerinin özerkliği olmalıdır." diyor Cemil Bayık. İran'la ilgili olarak da "Eğer İran rejimi Kürt sorunu çözmezse çökecektir." Doğu Kürtlerinin örgütlenmesi gerektiğini söylüyor. "Doğu Kürtlerinin örgütlenmesi ve hazırlanması gerekir. Demokratik entegrasyon başarılı olması kendilerini savaşa hazırlamalıdırlar." diyor. Her yerde bir savaş tehdidi var, Türkiye için de bu savaş tehdidi yapılıyor zaten.

Yine, Anayasa'yla ilgili olarak "Türkiye Anayasasında Kürtler için hiçbir şey yoktur. Kürtler üzerinde inkâr politikası yürütülüyor. Türkiye yasalarında değişiklik yapılmasını istiyoruz. Türkiye'de Kürtler hukuk ve adaletin dışında bırakılmıştır. Kürtlerin haklarının Türkiye Anayasasında yer alması için çalışıyoruz." diyor Cemil Bayık ve en sonda yine bir tehdit ve pazarlık dili var: "Apo özgürleşmezse silah bakmayız ve Türkiye'ye gitmeyiz." diyor, sizlerin söylediğinden farklı olarak bunları söylüyor.

Şimdi, Bese Hozat'ın açıklaması var -bu da 19/10 tarihli, yine son iki hafta içerisinde yapılmış- bu silah bırakma işiyle ilgili olarak diyor ki "Yani silahlar Türkiye niye gitsin?" Hani "Silah bırakılacak." diye bize hikâye anlatıyorlar ya "Niye gitsin?" diyor. "O silahlar, diğer parçalarda -Neresi? İran, Irak, Suriye bizim dışımızdaki parçalar- halkın öz savunması için, halk kendi öz savunması için o silahları kullanır." diyor değerli arkadaşlar. "Biz mücadeleyi bırakmıyoruz, mücadelenin yöntemini değiştiriyoruz. Bütün bunlar gelişmeden tek bir gerilla -sözde gerilla- silah bırakıp Türkiye'ye gitmez." diyor. Devam ediyor, buraları geçeceğim, birkaç şeyini söyleyeyim. Ha, bu Suriye'yle ilgili olarak da bakın, çok enteresan... Hani Sayın Numan Kurtulmuş diyor ya "Suriye de o entegrasyonu memnuniyetle karşılıyor." "Rojava halkı, büyük bedeller ödeyerek ana dilde eğitim hakkı elde etti. Bir halkın dilini, ana dilde eğitimini kabul etmiyorsan sen o halkın varlığını da kabul etmiyorsun demektir. Bu zihniyet aşılmazsa bir biçimde bugün olmaz yarın, yarın olmaz diğer gün fakat Suriye hiç savaştan kurtulamaz. Savaşı tekrar Suriye'de başlatırız." diyor. Bunu kim diyordu? Bunları da Bese Hozat diyor. Şimdi, buna bir kısım açıklama getirildi, Hatımoğulları'nın bir mesajı vardı, "Barışı konuşurken ben onu söyledim." diyor -aynen orasını alıyorum, ben konuşmanın tamamını dinledim- "Bu tarihsel kırılmada ya pozitif bir şekilde kırılma gerçekleşecek, barışı inşa edeceğiz ya negatif yönde kırılmalar gerçekleşecek, her yer Gazze olacak." diyor.

Şimdi, bütün bunlar konuşulurken Sayın Numan Kurtulmuş da tabii konuşuyor, en son mesela Batman'da -üniversite açılışıydı zannediyorum- konuştu, "Her şey tıkır tıkır işliyor." diyor. Yani bakın, buradan şu konuşulanlara karşı "Arkadaş, bir dakika, nedir bu falan?" diyen yok. Ancak her sorulduğunda "Her şey tıkır tıkır işliyor." diyor, ondan sonra, hiç itirazı yok yani bu tıkır tıkır işleyenin ne olduğunu ben buradan kendisine sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi zaman sınırlı olduğu için hızlı hızlı geçmek durumundayım.

Bakın, PKK, sürekli şart koşuyor, silah bırakmayı Öcalan'ın özgürlüğüne bağlıyor, o silahları da öyle şeyde falan değil yani böyle bir kısım silah, "Silahları..." diyor, Bese Hozat diyor bunu; bu, üst düzey yönetici. Yalanlama var mı PKK'den? Yok. Abdullah Öcalan bir şey dedi mi? Yok. "Niye verelim?" diyor ya, "Öz savunmamız için diğer taraflarda kullanacağız." diyor, zaten onu da inkâr ediyor; tehdit dili var, barış dili yok, devlete kafa tutuluyor. Sonra, "Suç işlemedik." diyor ya, "Pişman değiliz." diyor, "Af filan da istemiyoruz." diyor, "Onurlu bir mücadele verdik." diyor. Bizim askerimizi şehit etmeyi onurlu bir mücadele olarak kabul ediyor, Türk devleti tarafından da bu süreci yönetenlerden de kimsenin bir tane itirazı yok bu olup bitene. Sonra, şu kavramları kullanıyorlar sık sık: "Demokratik siyaset" "demokratik entegrasyon" "demokratik cumhuriyet" "eşit yurttaşlık" "ortak vatan" "demokratik konfederalizm" "demokratik toplum" "Kürtleri tanımak" vesaire. Şimdi ben sormak istiyorum: Şu anda bir süreç yürütülüyor, değil mi, bu insanlar bunları kendi başına falan söylemezler yani bir süreç var, bir sürecin içerisinde bir yerde... Yani bunlar "Ya, bir süreç yürütülüyor ama süreçte biz bunları konuşmuyoruz. Bunlar, bunları niye söylüyorlar biz de anlamıyoruz." falan diyen yok. Ne PKK tarafından Abdullah Öcalan başta olmak üzere buraya bir yalanlama var, bu kavramlara, ne de bu işi iktidar tarafından yürütenlerde bir yalanlama var, hiçbir yalanlama yok, bu kavramları kabul etmeme de yok. O zaman soru şu: Bu kavramlarda siz anlaştınız mı? Ne taahhüt ettiniz, ne konuştunuz? Demokratik cumhuriyet yani bunlar farklı şeyler işte. Mesela, Bese Hozat şurada demokratik entegrasyonu tanımlıyor, diyor ki: "Demokratik entegrasyon; yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulü demektir." Daha ne diyecek bize? "Yerel demokrasinin, öz yönetimin, demokratik özerkliğin devlet tarafından kabulüdür." diyor. Bunları kim kabul etti, kim taahhüt etti? Neyi taahhüt ettiniz? Bunları bize söylemek durumundasınız yoksa Türkiye'nin demokrasi standardının yükseltilmesinden hiç kimsenin şikâyeti olmaz; söylenilen o değil, söylenilenin o olmadığı çok net bir şekilde ortada. Tabii, şimdi diyecekler ki: "Efendim, ilk 4 maddeyle ilgili problem yok." Evet, ilk 4 maddeyle ilgi doğrudan bir şey söylenmiyor ama ilk 4 maddenin içi boşaltılıyor. Hiçbir iddialarından vazgeçmediklerini söylüyorlar, talepleri ortada, ondan sonra da istedikleri ne? Ana dilde eğitim, 42'nci madde. Sonra 66'ncı madde, en az iki milletin tanımlanması. Yeni bir şey daha var, buralardan o çıkıyor, siyasi ve bürokratik kademelerde entegrasyon. Suriye'de nasıl katiller, teröristler asker oldu, üniforma giydi, burada da o isteniyor ve yerel özerklik; dört tane şart var. Bu dört şarta siz ne zaman razı oldunuz, kim razı oldu, bunu bize açıklamak durumundasınız. Nihai hedef bellidir, nihai hedef büyük kürdistan projesidir, dört yapılı kürdistandır; bunu Amerikan Büyükelçisi çok açık bir şekilde söylüyor. Ben de buradan sormak istiyorum: Tıkır tıkır işleyen ABD ve İsrail projesi midir?

Teşekkür ederim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

6 konuşma daha · 28 Ekim 2026

Tümü →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook