Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Genel Kurul, 88. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Nisan 2010 · 1.763 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faruk Bal (MHP), 19 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 1.763 kelime.
Faruk Bal (MHP, Konya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 19 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2010-04-19-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, milletin bir arada, birlikte yaşama arzusunu ve toplumsal değerlerini koruyan, devletin yapısının, siyasi rejiminin ve organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır. Anayasalar devleti kuran iradenin ürünü olup, yapılması da değiştirilmesi de özel bir usule tabidir. Çünkü değişiklikler, mevcut anayasanın kurduğu denge ve denetim düzenini bozabilir, siyasi rejim değişikliği sonucunu doğurabilir, sistemi diktaya dönüştürebilir, devleti kuran iradeyle çelişebilir. Nitekim dünyada parlamenter demokrasiyle idare edilen pek çok ülkede anayasa değişikliği diktaya dönüşmüştür. İşte burada bu konuda önemli fikirleri olan Elgie ile Sartori şunu söylemektedir bize: “Kuvvetler arasındaki denge ve denetim mekanizması bir defa bozulur ise bir daha düzeltilemez, diktaya gidiş önlenemez.” Bu sebeple Anayasa değişikliğinin demokratik bir ortamda tartışılması, milletin her kesiminin kabulünü mümkün kılacak bir uzlaşma sürecine geçmesi ve milletin iradesiyle toplumsal bir sözleşme niteliğine kavuşturulması gerekmektedir. Bu temel bilgiler ışığında Milliyetçi Hareket Partisi 1999, 2002 ve 2007 seçim beyannamelerinde ve parti programında yüz otuz dört yılda 5 defa Anayasa yapan, bu Anayasa’larda 35 defa değişiklik yaparak yüz otuz dokuz maddesini değiştiren, iki askerî darbe ve üç muhtıra yaşanan Anayasa tartışma sürecini sona erdirecek, 12 Eylül askerî darbesinin ürünü olan antidemokratik hükümler taşıyan 1982 Anayasası’nın demokratikleştirilmesini ve milletimize 21’inci yüzyılın değerleriyle donatılmış bir anayasa sunulması hedefini benimsemiştir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye’yi asırlık anayasa tartışmalarından kurtarıp her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek yolu vardır, o da toplumsal uzlaşmayı sağlamaktır. Toplumsal uzlaşma için Milliyetçi Hareket Partisi izlenmesi gereken yol hakkında görüşlerini açıklamıştır. Buna göre Mecliste bir anayasa değişikliği komisyonu kurulmalıdır, partiler, üzerinde uzlaştıkları hususları demokratik bir sözleşmeye bağlamalıdır, bu sözleşmeyle siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığı kamuoyuna duyurulmalı ve her partinin görüşü ve tavrı yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmalıdır. Seçimlerden sonra oluşacak Meclisin ilk işi anayasayı gerçekleştirmek olmalıdır. Bu uzlaşma, aynı zamanda, sosyal uzlaşmayı, siyasi uzlaşmayı, ekonomik uzlaşmayı ve hedeflerde uzlaşmayı da kapsamaktadır. Anayasa değişikliği böylece milletin desteğine ve iradesine dayandırılmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisinin bu görüşünü Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli 2 Ekim 2007 tarihinde kamuoyuna şu sözlerle açıklamıştır:
“Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’yi içine kapalı, demokrasisini geliştiremeyen ve evrensel değerlere açılamayan bir ülke olarak, çağın dinamiklerini kavramasının mümkün olmadığının bilincindedir.
Türkiye'nin toplumsal ve ekonomik kalkınmasını sürdürmesi için demokratik gelişmesini tamamlaması şarttır. İstikrar içerisinde demokrasi ve demokrasi içinde istikrarın sağlanması ülkemiz açısından çok önemlidir. Bu maksatla gereken ilk şey, millî bekamızı esas alarak hoşgörü ve uzlaşma zemininde millî egemenliği temel meşruiyet çerçevesi olarak kabul eden daha demokratik, daha çağdaş bir anayasa yapmak ya da mevcut Anayasa’mızı bu özelliklere kavuşturmaktır.
Türk milleti millî birliğini, demokrasisini ve kalkınmasını birlikte geliştirip mükemmel hâle getirecek tecrübe birikimine ve kaynaklarına sahiptir. Türk siyaseti ve siyasetçisi bu birikimin ışığında fiziki ve beşerî kaynaklarını kullanarak ülkesini ve milletini geleceğe hazırlayıp taşımakla mükelleftir.”
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi, bu tespitler ışığında, devlet ile milleti kucaklaştıracak, milletin değerleriyle devletin değerlerini bağdaştıracak, demokrasi ile cumhuriyeti barıştıracak, vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek, milletin bölünmez bütünlüğünü sağlam temeller üzerine oturtacak, üniter yapı içinde devleti kurum ve kuruluşlarıyla uyum içinde çalıştıracak, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni iyileştirecek, yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasında çatışma ve müdahale yerine uyumu esas alan denge ve denetim mekanizmasını kuracak, kuvvetler arasındaki denge ve denetimi hukukun üstünlüğü ilkesiyle sınırlandıracak, hukukun üstünlüğünü ise “yargı bağımsızlığı” ve “hâkim teminatı” ilkesiyle sağlayacak, cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak bir Anayasa değişikliğini kamuoyuna ilan etmiştir.
AKP, bütün bu sayılanlara kulak tıkamıştır. AKP, kendisi için hazırladığı teklifi partilere ve millete dayatmıştır. AKP’nin bu dayatmasına esastan ve usulden karşıyız.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bekir Bozdağ ve arkadaşlarının verdiği teklifte Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde görülmemiş bir imza rezaleti yaşanmış, bazı milletvekillerine imzaları geri çektirilmiştir. İmzasını geri çekenler ve çektirenlerin ahlaki değerlendirmesini milletimiz yapacaktır. Ancak ilk teklifin, Anayasa Komisyonunda müzakere edilmeden, hukuki ayıbı ve teklif olarak varlığı çözüme kavuşturulmadan Komisyon Başkanının kararıyla işlemden kaldırılması ve alelacele Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları tarafından verilen aynı nitelikteki teklifin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırıdır.
Değerli milletvekilleri, AKP cin fikirlidir. AKP, alicengiz oyunuyla yandaş yargı ve kendine uygun anayasa yaratma niyetini bazı temel hak ve hürriyetlerin arkasına gizlemiştir. Bunları oy devşiriciliğine malzeme etmiştir. Böylece halk oylamasında “evet” sonucunu elde edebilmek için seçmene sunduğu acı “hap”ın üstünü tatlandırıcıyla kapatmıştır. Acı hap ve üstündeki tatlandırıcının birlikte referanduma sunulması, halk oylamasını düzenleyen uluslararası belgelere ve Anayasa’ya aykırıdır. Ayrıca, AKP’nin cin fikri, oy kullanacak seçmeni ya yârdan ya serden vazgeçmeye zorlayacaktır, vicdani muhasebenin kabul etmeyeceği bir ikilemin içine sürükleyecektir.
Değerli milletvekilleri, AKP acelecidir. Bir pazartesi günü teklifi partilere dağıtmış, iki gün içinde cevap beklemiş, milletvekillerine dağıtıldıktan iki gün sonra Anayasa Komisyonunda on bir, on beş ve on yedi saat süren toplantılarda görüşülmüş görüntüsü verilmiş ve yangından mal kaçırırcasına yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir. Görülmektedir ki AKP’nin acelesi vardır, çünkü seçim sathı mailine girilmiştir. Çünkü sekiz yıla yakın bir süre içerisinde tek başına iktidar olan AKP, halka hesap vermekten kaçacak yer aramaktadır. AKP, 2007 yılı seçimlerinde de dört buçuk yıllık iktidarının hesabını vermekten kaçmıştı. AKP, 2007 yılında yarattığı kriz ve kutuplaşma ortamında ekonomik ve sosyal çöküntüyü, artan asayişsizliği, azan bölücülüğü, yolsuzluğu, yoksulluğu, yozlaşmayı, işsizliği, iflasları, yandaşlarını zenginleştirmeyi, yandaş basın, yandaş yargıç yaratmayı, kamunun kaynaklarını ve gücünü parti çıkarına kullanmayı ve dış politikadaki teslimiyetçiliği seçim sürecinde kirli ve yönlendirici bilgilerle seçmenin ilgisinden uzaklaştırmıştı.
2007 seçiminin gündemini Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi oluşturmuştu. E-muhtıra, 367 kararı, “Müslüman bir Cumhurbaşkanı” söylemi ve mukaddesat istismarıyla zihni meşgul edilen seçmen AKP’den hesap soramamıştı. 367 kararını, e-muhtırayı seçim malzemesi olarak kullanan ve manevi değerleri istismar eden AKP, 2007 yılı Mart ayında yüzde 30 civarında olan oyunu dört ay sonra yüzde 47’ye çıkarmıştır. 2007 yılı Mart ayında seçimlerin yapıldığı temmuz ayına kadar geçen dört aylık süre içerisinde ülkenin hâli pürmelalinde ve vatandaşın hâli perişanında hiçbir değişiklik olmamıştı ancak AKP yarattığı yandaş basın ile kamuoyunu yanlış ve kirli bilgilerle seçmeni germiş, kutuplaştırmış, “Müslüman bir Cumhurbaşkanı” söylemiyle oy devşirmiştir. 2007 yılında elde ettiği bu zahmetsiz oyun tadını alan AKP, şimdi bu teklifle aynı oyunun ikinci versiyonunu pazarlamak istemektedir. Zamanlama aynıdır, aktörler aynıdır, senaryo aynıdır. 2007 yılı Mart ayında AKP’nin oyu yüzde 30’dur, 2010 yılı Mart ayında AKP’nin oyu yüzde 30’dur. 2007 yılı Mart ayında Türkiye seçim sürecindedir, 2010 yılı Mart ayında Türkiye seçim sürecindedir. 2007 Mart ayına göre Türkiye daha kötü durumdadır, halk daha fakirdir, işsizlik diz boyudur, köylü perişandır, esnaf perişandır, tüccar perişandır, sanayi üretimi komadadır; dış politika Washington’a, Brüksel’e, Erivan’a, Erbil’e teslim edilmiştir. Ermeni açılımı, PKK terör açılımı milletin vicdanını yaralamıştır, Habur görüntüleri milletin bütünlüğünü tahrip etmiştir.
İşte, AKP seçim sürecinde yarattığı bu kara tablonun hesabını seçmene vermemek için kaçacak yer aramaktadır. AKP’nin acelesi bundandır, AKP’nin niyeti halis değildir.
Değerli milletvekilleri, AKP telaş içerisindedir çünkü yandaş yargıç yaratma, yargıyı siyasallaştırma ve korkutma aşamasını tamamlayan AKP sekiz yıllık iktidarında yolsuzluklarının, devleti partileştirmenin, sermaye transferiyle yandaş zenginleştirmenin, yandaş basın yaratmanın ve Anayasa suçlarının hesabını yargıda vermekten kaçmak için Yüce Divanı yandaş yargı kurumu hâline getirmek istemektedir. Bu teklifle, ucu diktaya açık bir ucube cumhurbaşkanlığı ve PKK terör örgütü açılımının önünde engel gördüğü Anayasa Mahkemesinden bir an önce kurtulmak istemektedir. AKP’nin telaşı bundandır, AKP’nin niyeti yargı reformu ve demokratikleştirme değildir, niyeti halis değildir.
Değerli milletvekilleri, teklifin içinde millet yoktur, milletin iradesi yoktur, milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP’den, teröre, asayişsizliğe karşı mal ve can güvenliğinin korunmasını beklemektedir. Millet, AKP’den, yoksulluğa, yolsuzluğa, hayat pahalılığına ve işsizliğe çare beklemektedir. Millet, AKP’den, ekonomik çöküşe çare beklemektedir, iş beklemektedir, aş beklemektedir. Millet, AKP’den, antidemokratik unsurları tasfiye ederek düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere teminat beklemektedir. Millet, AKP’den, devletimizin dünyaya Ankara vizyonuyla bakabilen bir kudret hâline gelmesini beklemektedir. Ne AKP’nin sekiz yıllık icraatında ve ne de bu teklifte milletin bu beklentilerinden eser yoktur çünkü AKP millete değil, kendine çalışmaktadır. Çünkü AKP’nin niyeti halis değildir.
Değerli milletvekilleri, teklif subjektiftir. Teklif, AKP’nin tepkisinden ibarettir. Anayasa değişikliği objektif şartlardan ve toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklanmalıdır. Teklifin özünde daha önce yaşanmış siyasi olayların intikamı vardır. Teklif, bu olaylara AKP’nin tepkisinden ibarettir. 1961 ve 1982 anayasaları da öncesinde yaşanmış olaylara tepki niteliğindeydi. Tepkinin ürünü olan bir ihtilal anayasası bir başka ihtilal anayasasıyla ortadan kaldırılmış ve demokrasimizin üzerine, biri 12 Mart, diğeri 28 Şubat, bir diğeri de e-muhtıra olmak üzere üç ayrı karabasan çökmüştür. Bütün bunların ortak sebebi bu anayasal düzenlemelerin subjektif kasıt altında yapılmış olmasıdır. Bütün bunlardan çıkarılacak ortak sonuç, alınacak ortak ders objektiflik ölçüsünden uzaklaşılmamasıdır. Oysa teklif, AKP’nin subjektif kastına dayalıdır, intikam alma hissi uyandırmaktadır. AKP hâletiruhiyesi ve tepkisinin derecesi bu teklifin, siyasi partilerin kapatılması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve üye seçimi, Anayasa Mahkemesinin yapısı ve üye seçimi maddelerine aynen yansımıştır. AKP’nin subjektif davranışındaki ölçüsüzlüğü ise kazuistik metotla, her ihtimal ince ince hesaplanarak, sayfalarca Anayasa maddesi hâline dönüştürülerek ortaya konmuştur. Bu hâliyle teklifin demokratikleşme ve yargı reformuyla ilgisi yoktur. Teklif, olsa olsa AKP’nin tepkili olduğu yargıya ve hedefine ulaşabilmek için araç olarak değerlendirdiği parlamenter demokrasiye karşı bir operasyondur. Teklif, Anayasa Mahkemesinin yapısının ve üyelerinin seçiminde Cumhurbaşkanını daha etkili hâle getirmiştir. Teklif, Anayasa Mahkemesinin gücünü zayıflatmıştır. Teklif, iktidarın yargı üzerindeki etkisini azaltma amacıyla oluşturulmuş Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının ve üye seçiminin yürütme organının tesirine açık hâle getirilmiştir, yargı bağımsızlığı ilkesini zayıflatmıştır. Teklif, ölçüsüz bir şekilde parti kapatılmasını ve milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasını imkânsızlaştırmıştır. Teklif, yargıyı siyasallaştırmaktadır, yandaş yargı kurumu yaratmaktadır. Teklif, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesini zedelemektedir. AKP’nin niyeti esasen yargı reformu değildir, AKP’nin niyeti halis değildir.
Sayın milletvekilleri, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı sorumsuz ve yetkisizdir. Sorumsuz Cumhurbaşkanına aşırı yetki veren teklif bu sebeple parlamenter sistemi ucube bir Cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürmüştür. Bu durum, Sayın Başbakanın başkanlık sistemine özenmesi, Cumhurbaşkanlığı hevesini gizlememesi ve tek adam yönetim anlayışıyla birlikte değerlendirildiğinde şaşırtıcı değildir. Başbakan kendine göre bir anayasa istemektedir. Nitekim bunu dün akşam ikrar etmiştir. Ancak, çoğunluk tahakkümünün, tek adam yönetiminin acı hatıraları, hem insanlık tarihinde ve hem de bizim tarihimizde bütün canlılığıyla hafızalardadır. Hassas bir denge ve denetim mekanizması olan parlamenter sistemi bir defa bozar iseniz bir daha düzeltemezsiniz, diktaya gidişi önleyemezsiniz. Amerika dışında başkanlık sistemini uygulayan ülkelerin tamamının diktaya dönüştüğünü bilmiyor musunuz? Fransa dışında yarı başkanlık sistemi uygulayan ülkelerin tamamının diktaya dönüştüğünü bilmiyor musunuz? Ucu diktaya açık bir cumhurbaşkanlığı sisteminin nereye kadar gideceğini kestiremiyor musunuz? Yoksa siz, Eşbaşkanlığını yaptığınız Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında okyanus ötesinde planlanan, mübarek İslam dinine “ılımlı” sıfatını yapıştıran senaryonun oyuncusu musunuz? Okyanus ötesinde yazılan senaryonun, içine “Kürt açılımı” dediğiniz PKK terör açılımının ilk adımının olduğunu bilmiyor musunuz? Dürüstçe bu millete doğruyu söyleyin. İkinci, üçüncü ve sonuncu adımlar ne olacaktır? Bu işin sonu nereye varacaktır?
Değerli milletvekilleri, parlamenter demokratik sistemin denge ve denetim mekanizmalarını bozan, parlamenter sistemdeki yasama organını denetleyecek olan Anayasa Mahkemesini siyasallaştıran, parlamenter demokratik sistemdeki yasamayı ve yürütmeyi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 19 Nisan 2010
