Hukuk usulü muhakemeleri kanunda değişiklik yapılması (s.s.152) ve (152'ye 1inci ek)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 98. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Haziran 2003 · 851 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 25 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.152) VE (152'YE 1İNCİ EK)); konuşma 851 kelime.
Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “Hukuk usulü muhakemeleri kanunda değişiklik yapılması (s.s.152) ve (152'ye 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2003-06-25-hukuk-usulu-muhakemeleri-kanunda-degisiklik-yapilmasi-s-s-152-ve-15 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biz, bu gece, burada ne yaptığımızın bilincinde olmak zorundayız. Belki, yaşamımızda bir gün bize de uygulanacak birtakım kuralları belirlemek için buradayız. Neyse ki, yeteri kadar arkadaşımız toplantıyı izliyor.
Bu yasa, gelecekte birçok sorunu çözecek bir temel yasa değil, bir siyasal tercih değil; sadece, hukuk yargılamasıyla ilgili bir gelişmeyi burada sonuçlandırmaya çalışıyoruz.
Biraz önce, bir tasarının genişçe bir bölümünü, büyükçe bir bölümünü kabul ettik. O, yeni bir mahkeme kurulmasına ilişkindi. O konuda da çok fazla tartışma oldu, her şey söylendi. Söylenenlerin bir bölümü istinaf mahkemelerinin gereksizliğine ilişkindi. Ben, o görüşlere kesinlikle katılıyorum; çünkü, zaten karmaşık olan sistemimizi, bu yeni mahkemelerle biraz daha anlaşılmaz hale getiriyoruz, işi takipte zorluklar getiriyoruz.
İstinaf mahkemeleri, Türkiye'de hiç bitmeyen bir tartışma olarak, benim bildiğim, hukuk fakültesine girdiğim 1962'de tartışılıyordu. Kırk yıl sonra milletvekili oldum; hâlâ bu konuyu tartışıyoruz. Oğlum da bu konuyu tartışacak. Bu mahkemeler kurulduktan sonra da tartışılacak; çünkü, baktığımız yere göre görüyoruz. Ben, farklı görenlere de saygı duyuyorum. Onlar da istinaf mahkemelerini bir çözüm gibi görebilirler; ama, hayat öğreticidir. Birinden biri haklı çıkacaktır. Dilerim, bu mahkemeleri yararlı görenler, bu mahkemelerin Türk hukuk sistemine çözümler getireceğini umut edenler haklı çıkarlar, biz mahcup oluruz ve ülke de kazanmış olur; ama, hiç ummuyorum; onu da söylüyorum peşin.
Biz, burada yasa yaparken şu saatte, ben, başka bir şey söylemek istiyorum. Meclisi bu kadar erken yorulmuş duruma getirmemek gerektiğini düşünüyorum. Bakın, dün akşam, burada çok az sayıda milletvekili saat 1,5'ta burayı terk ettik. Uyuyabilmemiz için geçen bir süreden sonra sabah 7'de kalktık, tekrar geldik. Komisyon çalışmaları vardı, toplantılar vardı. Biz, makine olduğumuzu sanmıyoruz; ama, başkaları da bizi makine gibi düşünmemelidir. İnsanların asgarî hakları vardır; siyasal hakları, insanî hakları; bunlardan birisi de dinlenme hakkıdır ve biz burada çok ciddî bir iş yapıyoruz. Bir yasa hazırlıyoruz; ama, dinlenmemiş bir tarzda, kendimizi toplamamış bir tarzda burada bir yasayı tartışıyoruz. Yani, ben buradaki arkadaşlarıma saygı duyuyorum. Dün gece de aynı insanların büyükçe bir bölümü buradaydı, yine aynı insanların büyükçe bir bölümü burada. Bir çaba gösteriyoruz; ama, bu çabanın bir sınırı olmalıdır. Doğal ki, halkın fedakârlık yaptığı, halktan özveri istenilen bir ortamda milletvekili de özverili olmalıdır. Biz bu özveriyi defalarca gösterdik; yani, lojmanları kullanma hakkımızdan büyük bir istekle vazgeçtik; güzel. Maaşlarımıza artış istemiyoruz; hatta, reel bir azalışı da göze aldık; bu da güzel. Hiçbir indirimi kabul etmiyoruz; uçak, PTT indirimini kabul etmiyoruz; bu da güzel; ama, arkadaşlar, dinlenme hakkımızdan, daha sağlıklı bir kafayla yasa yapma hakkımızdan vazgeçme hakkımız yoktur; çünkü, bu, halkın hakkıdır. Halk, sağlıklı insanların sağlıklı yasalar yapmasını bekliyor. Bu kadar yorgun, bu kadar zorlamayla yasa yapmayı düşünmek ve bunu inatla sürdürmek, bence anlamsız geliyor; bunu, bir kere düşünmeniz gerekiyor.
Bu yasayla ilgili değişiklikleri arkadaşlarım tartıştılar. Yargı yoluna başvurma süresinin uzatılmasına ilişkin -otuz gündür bu- kamu kurumları için istinaf yoluna başvuru süresini otuz gün olarak düzenliyor tasarı. Bu düzenlemenin, bu tasarının getirdiği "süratli yargı" ve "adil yargı" kavramıyla bağdaştığına inanmıyorum; çünkü, otuz günlük bir süre uzun bir süredir; yani, bir karar verilecek, tebliğ edilecek, otuz gün düşüneceksiniz. Niye 30 gün? Gerekçede deniliyor ki: Bölge mahkemelerinin kararlarına karşı başvurmak için geçirilen süre, bölge mahkemelerine bütün belgelerle başvurmanız gerektiği için, çok önemli bir süredir, bütün belgeleri ekleyeceksiniz. Yani, otuz gün, avukat olmasa bile, insanlar neyi düşünecekler? Karar önünde; belgeleri ekleyecek, koyacak. Hem hızlı yargılama diyoruz hem de otuz günlük bir süre koyuyoruz. Bu ayrıntılara girmek istemiyorum; bunu bir örnek diye veriyorum. Kanunun bütünlüğü içinde onun gerekçesi ile getirdiği hükümler arasındaki bir çelişki olarak koyuyorum. Başka örnekler de var; o örnekleri burada tekrar tekrar söylemek istemiyorum. Maddelerle ilgili bölümde, herhalde arkadaşlarım bunlara değinecekler; bunların hepsini geçiyorum.
Sayın milletvekilleri, aslında, bakmamız gereken şudur: Bir çerçeve çiziyoruz, o çerçeve bir yargı çerçevesidir; yani, mahkemeleri kuruyoruz, onların işleyişini, usullerini belirliyoruz; ama, sonunda, insanla ilgili bütün bunlar; yani, o çerçevenin içine insanlar oturacak, hâkimler oturacak, savcılar oturacak, kâtipler oturacak. O insanların oturacağı gerçek bir mekâna ihtiyaç var; bir bina lazım, bir sürü şey... Teknik şeyler lazım. İşte, bilgisayarlar, telefonlar...
Şimdi, Türkiye'deki adliyelerin durumuna bir bakalım önce. Ben, Sayın Bakanın bu konudaki içtenliğine ve tespitlerine tümüyle katılıyorum, bu eksiklikleri giderme konusundaki çabalarına da saygı duyuyorum. O çabanın, siyasal iktidarın bütün unsurları tarafından desteklenmesini umut ediyorum; ama, şu andaki manzara şudur: Yeterli sayıda yargıcımız yoktur. Demin, böyle bir tartışma oldu; yaşayanlar bilir ki, Türkiye adliyelerinde yeterli yargıç yoktur. Farz edin ki, sayısal olarak yeterli yargıç vardır; yeterli midirler, yeteri kadar eğitilmişler midir, onlara yeterli imkân verilmiş midir; bir de bunlara bakmak gerekiyor.
Bir de, görünmeyen insanlar var adliyelerde; adliye mensupları, çalışanlar; işte, mübaşirler, yazmanlar, o insanlar. Türkiye'de fazla mesai kavramının geçerli olmadığı kurumlardan birisi, adliye kurumudur. Keşiften geç dönerler, para alamazlar, para bile talep edemezler; farklı hiyerarşi vardır, hiç saat kavramı yoktur. Onlara bakmak lazım; yani, o insanların da sorunlarını görmek lazım. Yeterli bilgisayar donanımı yoktur. Bunları görüyoruz, seçim bölgelerimizde görüyoruz, avukat olarak görüyorduk; ama, bir şeyi daha görüyoruz, hiç uzağa gitmeye gerek yok; bakın, şurada, 250 metre aşağıda, Türkiye adaletinin kalbinin attığı Yargıtay binası var. O Yargıtay binasına çoğumuz gitmişizdir; gitmeyenlere de öneriyorum. Milletvekiliyiz; Türkiye adaletinin dağıtıldığı binaya, lütfen, gidin, bir bakın; yani, gidin, Yargıtay binasına bir bakın ve o binanın halini görün; ondan sonra da bunları tartışalım.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 25 Haziran 2003