Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 27. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Aralık 2004 · 1.204 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 4 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.204 kelime.
Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının 130 uncu maddesi üzerinde görüşlerimizi açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanın, benden önceki konuşmada uyguladığı hoşgörüyü bana da uygulayacağına, konuşma süremi iki katına kadar uzatma imkânını bana vereceğine inanıyorum.
Arkadaşlar, 130 uncu madde, sadece avukatlarla ilgili gibi görünen bir madde; ama, aslında, halkın, adil yargılama hakkı ile savunma hakkını doğru kullanmasıyla ilgili özellikler taşıyor.
130 uncu maddede, avukat bürosunun mahkeme kararıyla ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak aranabileceği söyleniyor; bu, hükme bağlanmak isteniyor; baro başkanının veya temsil edecek bir avukatın da aramada hazır bulunabileceği belirtiliyor. Böylece, görüntüde, avukatlara bir ayrıcalık tanınmış gibi görünüyor; yani, normal arama yöntemlerinin dışında, avukat bürolarının bir prosedür içinde ve belirli şartların gerçekleşmesi halinde aranabileceği gibi bir izlenim veriliyor. Gerekçede de, bunun, avukatlara tanınmış bir hak olduğu, savunma hakkını güçlendirmeye yönelik olduğu söyleniyor.
Arkadaşlar, şu andaki durumu iyileştiren hiçbir şey yok bu hükümde. Avukat bürolarının tacizini sağlayan uygulama, bu maddeyle daha da şiddetlenmiş olarak sürecektir. Bence, bu düzenleme, önümüze getirilen bu madde, avukatlara duyulan şüphenin yasaya yansımasıdır. Biz, bu yansımaya karşı çıkmalıyız. Avukatlara şüphe duyan, onları peşin, suç ortaklığıyla suçlayan bir düzenleme gibi görünüyor bu. Avukatın çalıştığı alanın, yani, savunmanın merkezinin bir suç merkezi gibi aranması, ancak olağanüstü dönemlerde kabul edilebilecek geçici bir yöntemdir. Olağanüstü dönemlerde de bunu tartışma imkânınız olmadığı için, zaten kabul etmek zorunda kalıyorsunuz; ama, demokratik bir toplumda ve Avrupa Birliğine girmenin şartlarından biri gibi bize sunulmaya çalışılan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda böyle bir düzenlemeyi kabul etmek mümkün değildir.
Şimdi, arkadaşlar, uygulama şu olacak: Avukatın bürosu aranacak, tüm çevre bunu görecek, herkes bunu gözleyecek ve bundan sonra da avukattan bir özür dilenip, gidilecek. Böyle bir uygulama, avukatın güvenilirliğini ortadan kaldıracaktır ve avukatın savunma hakkı tartışmalı hale gelecektir; savunmaya ilişkin belgeler ve özel notlar avukatın bürosunun içinde ve dışında çok kişi tarafından okunabilecektir; bulunması gereken savcı okuyacaktır, baro başkanı ya da temsilcisi okuyacaktır. Baro başkanı ya da bir baro temsilcisinin okuması, avukatlar arasında bir sır paylaşılmasının ötesinde, gizliliğin ortadan kaldırılması anlamına gelecektir; burada gizlilik kalmayacaktır. Devletin sırrı diye burada her türlü önlemi aldık. Devletin sırrı vardır; zaman zaman, belirli koşullarda o sırrı korumanın da gerekliliğine hepimiz inanıyoruz; ama, avukatın hiç mi meslek sırrı yoktur; avukatın hiç mi savunmaya ilişkin bir hakkı yoktur ve olayı sadece avukatlarla ilgili olarak düşünmenin yanlışlığına da işaret etmek istiyorum. Başta da söyledim; bu, halkın savunma hakkıyla ilgili bir düzenlemedir.
Belgeler avukata iade edilecek. Nasıl iade edilecek; mahkeme kararıyla iade edilecek. Bu, en azından belgelerin tartışılması demektir. Bu konuda tutulan tutanaklar da yok edilecek. Peki, bütün bunlara rağmen, izi kalmasa bile, belgelerin bir bölümü bazı yerlere gitmemiş olsa bile -bu güvensizliği taşıma hakkımız vardır; bunun örneklerini gördük- hiç mi savunma rencide edilmiş olmayacaktır arkadaşlar?.. Yani, savcının, savcılık makamının haklarını savunan maddeleri burada saygıyla karşıladık, destekledik, geçti. Karşısındaki savunmayı, ikinci sınıf bir makam gibi görecek miyiz? yani, iddia eden, her şeyi, istediği gibi devlet gücüyle toplayacak; savunan, devlet gücüne rağmen toplayacak! Böyle bir eşitlik anlayışı olur mu arkadaşlar?!
Şimdi, daha kötüsü var. (3) üncü fıkrada, 129 uncu maddeye atıf yapılıyor; yani, neye yapılıyor; postada elkoyma. Arkadaşlar, postada elkoyma, haberleşme özgürlüğü açısından aslında çok tartışılması gereken bir kavram; dün buradan geçti. Şimdi, bunu avukatlara da uyguluyoruz. Nasıl uyguluyoruz avukatlara; "...posta hizmeti veren her türlü resmî veya özel kuruluşta bulunan gönderilere, hâkimin veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının kararı ile elkonulabilir" deniliyor. Yani, postadaki belgelere elkoyuyorsunuz; içinde ne olduğunu bilmeden elkoyuyorsunuz. Açılmaz; güvenlik güçleri bu gönderileri açamaz..." Haydi, engelleyin bakalım, açıyor mu açmıyor mu! Kim kontrol edecek? Elkoyacak postada, gidecek elkoyacak. Açtı mı açmadı mı? Yeni bir zarf almak o kadar güç değil; üstüne benzer bir şeyle yazmak güç değil. Çok şüpheci olmamızı anlayışla karşılayın. Burada avukat arkadaşlarım var. Kırk yıldan beri ben de bu işi yapıyorum. Hâkim olarak da avukat olarak da, ne kadar çok örnek yaşadık.
"Güvenlik güçleri açamaz..." Açarsa ne olacak; yakalarsan, görevi ihmal... Kim yakalayacak; polis yakalayacak. Böyle bir şey yok arkadaşlar. Bütün sırlar sokağa dökülecektir. Şimdi, şu söylenecek; bu avukatların da sırları olmasın. Avukatların sırları, kendi sırları değildir arkadaşlar. Avukatların sırları, savundukları kişilerin sırlarıdır. Mağdur vekili de oluruz, sanık vekili de oluruz. Avukatı sadece sanık vekili gibi düşünmemek gerekir: Zaman geliyor, mağdur vekili oluyoruz, müdahil vekili oluyoruz.
Avukatın hiçbir sırrını bırakmamak, tümünü yok etmek haklı bir uygulama mıdır arkadaşlar; yani, bunu kabul etmek mümkün mü?! Avukatlar ve halk önünde böyle bir araştırmaya gitseniz, kimse bunu kabul etmez. Avukatın ayrıcalığı olsun demiyoruz. Avukatlar ayrıcalık istemiyorlar. Avukatların ayrıcalık istekleri yok; eşitlik istiyorlar, savunmada eşitlik istiyorlar; ama, bu madde, bu özlemi daha da geriye atıyor.
Şimdi, arkadaşlar, bu ülkenin güvenliği için önlem alınmasına kimse itiraz etmiyor. Bu ülkenin güvenliği için alınacak her önlemi biz destekleriz; parlamenter olarak destekleriz, avukatlar olarak destekleriz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak destekleriz; ama, burada, avukatlara karşı önlem alarak mı devletin güvenliğini koruyacaksınız?! Avukatların mektuplarını okuyarak, avukat bürolarını arayarak mı bu ülkenin bütünlüğünü koruyacağız, güvenliğini koruyacağız?!
Şimdi, arkadaşlarım, avukatlara ilişkin birtakım ender örnekler var; bunları hepimiz biliyoruz. 44 000 civarında avukat Türkiye Barolar Birliğine kayıtlıdır; bu rakam artmış olabilir; bu civarda olduğunu biliyorum. Ben, burada soruyorum; 44 000 avukat içerisinde böyle şüpheyi çekecek eylemlere karışanların sayısı kaçtır? Kaç avukat bu nedenle açılan bir soruşturmanın muhatabı olmuştur; iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda, haydi, biraz daha fazla sayıda avukatın böyle bir eyleme karışmış olması, 44 000 avukatı zan altında bırakmayı haklı gösterebilir mi? Bu Meclis böyle bir karar verebilir mi? Bir meslek hakkında böyle bir hüküm icra edebilir mi? Bu uygulama son derece yanlış olacaktır.
Şimdi, arkadaşlar, bu uygulamayı savunan arkadaşlarımın bir bölümü, bu yapılanları bir reform gibi niteliyor, bunun reform olduğunu düşünüyor. Reform böyle olmaz; yani, reform geriye giderek olmaz. Devrim olduğunu söyleyenleri de görüyorum zaman zaman; yani, buna devrim falan demek mümkün değil. Burada, biz, güzel bir düzenleme yapmaya çalışıyoruz, ülkenin temel yasalarından birini çıkarmaya çalışıyoruz.
Şimdi, bakın, mahkeme karar verdi, kararında dedi ki: "Yasadışı bir ilişkinin belgesini şu avukatın bürosunda arayınız." Savcı denetiminde arama yapılıyor. Büroya girdiğiniz zaman... Avukat bürolarını biliyorsunuz, binlerce dosya, binlerce yazı, kasetler, her şey... Nasıl bulacak; avukatın bürosunda top tüfek arıyorlarsa sorun yok. İlk girişte topu görürler, tüfeği görürler; ama, onu aramıyorlar, bir kâğıt arıyorlar. Nasıl bulacaksın kâğıdı, falcı mı bulacak! Kâğıdı şöyle bulacaksın: Bütün dosyalarını okuyacaksın, dosyaların içine bakacaksın, gireceksin, bilgisayarını kontrol edeceksin, her tarafa bakacaksın. Nerede kaldı gizlilik?! Ee, biz orada yasadışı bir şey arıyoruz... Ya bulduğun yasadışı değilse. Yarın, hâkim, bu bulunan belge yasadışı değildir derse ve bunu iade ederse, mağdur olan avukatın kamuoyundaki prestiji ne olacaktır, avukatlık kavramı ne olacaktır arkadaşlar?!
Bir de şunu söylemek istiyorum arkadaşlar: Avukatın savunmayı zamanlama hakkı vardır. Bir avukat hangi belgeyi, nerede, nasıl kullanacağına kendisi karar verir. Bana ulaşan bir belgeyi ne zaman kullanacağıma ben karar veririm. O belgeyi denetleyenler, o belgenin kullanılma hakkını da rencide ederler, o belgenin kullanılma zamanını da rencide ederler. Diyelim, size, bir tanığın yurt dışından bir mektubu geldi, üstünde de tanığın adresi var ve aranıyor Türkiye'de. O belgeyi ele geçireceğim diye avukat bürosunu basarsanız, o belgeyi ele geçirirseniz, ben sonra nasıl tanık bulacağım, nasıl savunacaksınız insanları veya nasıl suçlayacaksınız müdahil vekili olarak, sanık vekili olarak nasıl savunacaksınız?! Bakın, bunlara dikkat edelim.
Bunun ötesinde arkadaşlar, sendikalarla ilgili bir sakıncayı belirtmek istiyorum; yani, yüzlerce sakınca sayabilirim. Sendika üyeliği için başvuranlar, farz edin ki, avukata listelerini bıraktılar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 4 Aralık 2004