İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 27. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

Yüksel Çorbacıoğlu

Artvin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 27. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Aralık 2004 · 1.281 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yüksel Çorbacıoğlu (CHP), 4 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.281 kelime.

Yüksel Çorbacıoğlu (CHP, Artvin). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-corbacioglu-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Tabiî, toplam 15 dakika deyince, arkadaşlar biraz paniğe kapıldılar.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yani, yorulduk; doğrudur; ama, çok önemli bir yasa tasarısıyla uğraşıyoruz. O nedenle, elimizden geldiğince hata yapmamaya, katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Bu kanun tasarısı, Türkiye Cumhuriyetinin, demokrasi yolunda kaçıncı kilometrede olduğunu gösteren bir kanun tasarısıdır. O kadar basit bir kanun tasarısı değildir. Sonuçta, kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili çok hassas ayarlar yapıyoruz. Bir yandan, kamu düzenini, devletin güvenliğini korumak, bir yandan da, temel amacımız -ki, insanı merkeze alan bir anlayışın temel amacı insan olduğuna göre- insan hak ve özgürlüklerini düzenlemek. O nedenle, bazı şeylerin konuşulmasında fayda var.

Tabiî, sadece yasaların, kişi hak ve özgürlüklerini tek başına sağlaması yeterli değil; sonuçta, bu yasalardan doğan yetkilerin, kullanan yetkililer tarafından hukuka uygun şekilde kullanılması lazım. Bir hukuka aykırılık olduğunda, bence, çok net, kesin karşı çıkışın da gösterilmesi lazım.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları olarak, milletvekilleri olarak, 1930 ve 1934 yıllarında, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanındığını biliyoruz ve bugün 2004 yılı; aradan yetmiş yıl geçmiş, bunu övünerek kullanıyoruz.

Şimdi, ben size soruyorum... Tabiî, o günleri biz yaşamadık, bilmiyoruz; ama, sanıyorum, kadınların okuma yazma oranı -erkeklerin biraz daha yüksek olabilir- belki de yüzde 10'un altında olduğu bir ülkeydi Türkiye Cumhuriyeti; yani, yüzde 10'un altında okuma yazma oranı olan kadınlarımıza biz seçilme hakkı veriyoruz. Eğer, demokrasi, efendim, ihtiyacımız kadarını karşılamaksa, çok da geniş hak ve özgürlükleri tanımak doğru değil diyorsanız, o gün yaptığınız belki de hataydı; ama, hata olmadığını hepimiz biliyoruz, yanlış anlaşılmasın, övünerek, bugün bile konuştuğumuz bir konudur; Fransa'nın, Almanya'nın kendi kadınlarına seçme ve seçilme hakkını bizden sonra verdiğini söyleyerek övünüyoruz.

Sayın milletvekilleri, o zaman, biz de demokrasi konusunda eğer yol almak istiyorsak, bizim de, önümüzde olacak düzenlemeler yapmamız lazım, korkmamamız lazım, özgürlüklerden korkmayacağız; devleti koruyalım diye, kamu düzenini koruyalım diye korkularla hareket edersek, yol alamayız.

Daha önce, 230 uncu madde üzerinde konuşma yaparken söylemiştim; bu kanun tasarısında 206, 230 ve 289 uncu maddelerde var; daha doğrusu, 289'da şimdi yok, önünüzdeki metinde yok, son fıkra olarak girecek. Fıkrayı okuyorum: "Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması." Kesin bozma sebebi sayıyoruz bunu. 289 uncu maddenin başlığında "Hukuka kesin aykırılık halleri" deniliyor; başlığa en uyan fıkra bu. Hukuka kesin aykırılık halleri, doğal olarak, hukuka aykırı delillerdir.

230 uncu maddede bu düzenlemeyi yaptık; yani, mahkeme kararında, özellikle, ayrıca, açıkça hukuka aykırı olan delil gösterilsin dedik. Neden; bir yanlışa kurban gidilmesin diye. Ola ki, hâkim, hukuka aykırı delili tespit etti ve beraat hükmü verdi, olabilir; Yargıtay incelemesinde, Yargıtay bunu gözden kaçırabilir, şurada bir delil varmış, bunu atlamış, bozar, mahkûmiyet kararını verir; ama, eğer, hükme, hukuka aykırı delil olduğunu açık açık yazarsanız, Yargıtay, orada, binde 1'de olsa, olası bir hataya düşmemiş olur. O nedenle, oraya koyduk; demokrasinin Türkiye'de kurumlaşması açısından, kesin hüküm sebebi olarak da, bu kanun tasarısının 289 uncu maddesine son fıkra olarak girmesini istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bunu neden istiyoruz? Tabiî, biraz uzun olacak, yorgunsunuz, özür diliyorum. 1989 yılında, hukuk fakültesi son sınıfında ceza usul dersimiz var; hocamız, Prof. Dr. Erdener Yurtcan Beydi. Kendisi, bu komisyon çalışmalarına dışarıdan da olsa katılan bir bilim adamıdır. Bir gün, hocamız yok -bu çok önemli bir anekdottur değerli milletvekilleri- bir diğer ceza usul profesörü olan tek nolu amfinin hocası dersimize girdi; ifade konusunu, sanık ifadesini inceliyoruz -ceza hukukunda delillerden biri de sanık ifadesidir- ve ne dedi biliyor musunuz arkadaşlar; "efendim, sanık ifadesi baskı, işkence altında alınmış diye yok sayacağız. Yani, eğer gerçekte söylenmişse bunu yok saymak, kamu düzeni, kamu çıkarı açısından ne kadar doğrudur; yani, tamamen yok saymayalım, duruma göre idare edelim; eğer, doğru, gerçekten sonuca da ulaşmışsa bunu da karara dayanak yapmak lazım" dedi.

Değerli milletvekilleri, bunu, en son söyleyecek olan kişi, bir ceza usul profesörüdür. Şu anda adını hatırlamıyorum; çünkü, hatırlanmayacak bir düşünceye sahipti zaten, o nedenle ismini hatırlamıyorum; ama, Erdener Yurtcan Hocanın adını ölene kadar unutmayacağım. Bir hafta sonra bizim hocamız derse geldiğinde, bu konu kendisine iletildiğinde, Erdener Yurtcan Hoca, çok sert bir tavırla tepki koydu; "böyle bir şey olamaz" dedi. Yani, bir hukuk insanının, hukuka aykırı yöntemle, işkenceyle alınan bir delile mahkemenin dayanmasını, kamu çıkarı açısından haklı gösterecek; mümkün değil... O nedenle değerli arkadaşlar, bu düzenlemelerin yapılması gereklidir. Demokrasi, öyle, havadan gelmiyor, dışarıdan, pazardan satın alınmıyor; koyacaksınız kanunu, kuralı koyacaksınız, herkes uyacak.

Şimdi, bir hikâye vardır; yine, savaşta, bir komutan savunduğu mevzii kaybetmiş, ordu komutanına gelmiş; ordu komutanı "ne oldu" diye sormuş; o da "savaşı kaybetmemiz için, tepeyi kaybetmemiz için, bir yığın sebep vardı" demiş. "Anlat bakayım" demiş; "efendim, mermimiz bitti" deyince "tamam, anlatma kalsın" demiş.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hukuka aykırılığı gördüğünüz yerde bunu kesin bozma sebebi saymazsanız, sizin, artık söyleyecek bir şeyiniz yok. Bunu gördüğünüz yerde, başka bir şeyi söylemeye gerek yok. Bunu niye söylüyorum; yine, birilerine gönderme yapıyorum. Bu önergenin gelmesi veya bu şekilde, hem 230 hem 289'da düzenleme yapılması karşısında, yine, ne yazık ki, birileri, yani, biz burada şimdi bu delili yok sayarsak, yan delildir, bilmem ne delildir, mahkeme kararı bozulacak falan... Evet, bozulacak; çünkü, eğer hukuka saygı göstermiyorsanız, mahkeme kararı değil, devletin düzenini bozacaksınız siz.

Değerli arkadaşlar, tabiî ki, hukuka aykırılığın faili, bizim karşımıza, genelde kamu görevlileri olarak çıkıyor; doğrudur; çünkü devlet yetkileri kullanılırken hukuka aykırılık oluyor. Hukuka aykırılık derken de, sadece, baskı, işkence olarak algılamayın, hâkim kararı olmadan bir işlem yapılması, savcının kararı olmadan bir işlem yapılması, bir delil elde edilmesi, gözaltı işlemi gibi; bunlar da hukuka aykırıdır. O nedenle, bu yasayla, bir yandan, devletin yargısal denetimini de yapıyoruz; bu çok önemli. Hatırlarsanız 1990'lı yıllarda, 1992 yılında...

Sadullah Bey gözüme bakıyor bir an önce bitireyim diye. Bitireceğim, fazla zorlamayacağım sizi.

1992 yılında, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda (CMUK) bir değişiklik yapıldı demokratikleşme yolunda; mesela avukatların sanık ifadesinde bulunması, 18 yaşın altında zorunlu müdafi ve birtakım delillere avukatların ulaşması konusunda ve ne oldu biliyor musunuz, kamu görevlileri bize dediler ki: "Hah, şimdi gelin siz yakalayın suçluyu, devleti siz koruyun." Böyle bir anlayış olabilir mi değerli milletvekilleri? Yani hukuka uymak, devleti zaafa uğratmak mı?! İşte 1992 değişikliği yapıldığında idareden böyle tepki aldık, bunu hepiniz biliyorsunuz. Ama herkes öğrenecek, herkes hukuka uyacak, en başta kendilerine yasadan doğan yetkilerin verildiği kişiler uyacak. Uyulmadığı zaman, eğer siz bunu hoşgörürseniz, bu deliller canım olsun derseniz, siz onların hukuka aykırı işlem yapmasını da teşvik edersiniz. O kamu görevlisi, "hâkim kararına ne gerek var canım, işte olur" der ve hukuksuzluğa yol açarsınız.

Hukuka uygunluk o kadar önemli ki, size bir örnek vermek istiyorum. Özellikle toplumsal olaylarda, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına aykırı davranışlarla ilgili, deliller toplanır, o konuda hiçbir yorum yapmıyorum, savcı davasını açar, hâkim kararını verir, mahkûmiyet kararı verir. Bunlar kolay kolay da ne basına yansır ne de hukuk literatüründe özelliği olduğu için yer alır; ama bir Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasından, bir toplantıyı yapan veya basın açıklaması yapan bir topluluğun, bu açıklamayı yapıp da sonuçta mahkûm olmaması, beraat etmesi çok ilgi çeker, hukuk dünyasında yer alır. İsmini de söyleyeceğim, şu anda Artvin'de görev yapmıyor, eski Artvin hâkimlerinden değerli hukukçu Erdoğan Tost, bir toplantıyla ilgili kendine gelen davada şöyle bir karar verdi: "Bu insanlar, bu kişiler -yani, sanıklar- demokratik haklarını kullanmıştır." Kendisine buradan saygılarımı sunmak istiyorum. İşte bir hukukçu, işte bir hukuk kararı ve bu karar, Artvin İlimin, o güzel ilimin Baro Dergisinde onurla, şerefle yer aldı, hukuk dünyasında da yer aldı; ama, diğer kararlar yer almadı arkadaşlar. Korkmayalım bu kararlardan; insanların hak arama özgürlüğünü serbest bırakmaktan, onların demokratik haklarını kullanmalarından korkmayalım; kimse bir şey yapamaz sisteme, devlete veya Türkiye Cumhuriyetine. Yeter ki, biz bu korkularımızdan arınalım.

Ben, böyle bir ülke olmasını istiyorum Türkiye'nin. Ben, Avrupa Birliğinin dayatmasıyla Anayasasını değiştiren, Avrupa Birliğinin dayatmasıyla yasalarını değiştiren, demokratikleşen bir ülke olmak istemiyorum. Ben, 1930'larda o çağdaşlaşma adımını atan cumhuriyetin Meclisi gibi, cumhuriyetin halkı gibi olmak, öyle bir ülke olmak istiyorum.

Daha fazla konuşmak istemiyorum. Sabırla, dikkatle beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, Yüce Meclise saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 4 Aralık 2004

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook