İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 99. BİRLEŞİM · SALI

Turizmi teşvik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:217)

Fevzi Topuz

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 99. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Mayıs 2008 · 1.101 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fevzi Topuz (CHP), 6 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TURİZMİ TEŞVİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:217)); konuşma 1.101 kelime.

Fevzi Topuz (CHP, Muğla). “Turizmi teşvik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:217)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 6 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fevzi-topuz-23-2008-05-06-turizmi-tesvik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FEVZİ TOPUZ (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, doğal, kültürel ve tarihî özellikleri nedeniyle çekim merkezi olan alanlarda turizmin gelişmesi, bölge ve ülke ekonomisine önemli katkılar getirmektedir. Ancak, bu gelişme, çoğu zaman, kısa vadede çok gelir getirme anlayışı ile turistik çekiciliği oluşturan unsurların korunması amacına ters düşmektedir. Ülkemiz doğal kaynakları turizm sektörünün hizmetine sunulurken koruma-kullanma dengesinin kullanma lehine bozulduğu ve birçok turistik yörenin, doğal çevrenin fiziki ve doğal altyapı eşiklerinin aşıldığı yaşanarak görülmektedir. Turizm sektöründeki gelişmenin ne yazık ki yatak sayısı ile ilişkilendirildiği ve başlangıçta hazırlanan fiziki plan ve kararların büyük ölçüde yatak sayısında artış sağlayacak bir şekilde revize edildiği bilinmektedir. Yaşanan bu planlı değişiklik taşıma kapasitelerini zorlamakta ve doğal çevrenin bozulmasına neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tarih, kültür, doğal çevre değerlerini dikkate almayan bir turizm anlayışı, kendisini ortaya çıkaran bu değerlerin ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Sürdürülebilir turizm kalkınması, doğal çevrenin, tarihî ve kültürel değerleri korunmasıyla sağlanabilmektedir. Ancak, bugün ortaya konulan uygulamalar, ülkemizin ormanlarının, yaylalarının, kıyıların, zengin tarih ve kültürel mirasımızın her geçen gün bir parçasının yok edilmesine neden olmaktadır.

Sayıştay Başkanlığının “Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi” başlıklı 3/10/2006 tarihli raporunda görüleceği üzere “Yapılaşmalar kıyı bölgelerimizde olanca hızıyla devam etmekte, kıyı kesimlerimiz çarpık kentleşme ve ikinci konut alanlarıyla betonlaşmakta, ormanlarımız yanmakta, yangınlar da çevre kalitesini bozmaktadır.” denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, AKP Hükûmeti, bu olupbiteni sadece izlemekle yetinmektedir. Örneğin, 22’nci Dönemde orman yangınları hakkında verilen araştırma önergesinin işleme alınmaması buna örnektir. Kamuoyunun tepkisini ölçmek üzere geçen dönem kamuoyuna servis edilen Kıyı Yasası’nın, kıyı dolgu alanı ve su alanında imar planı kararı ile neredeyse her türlü kullanım için yatırımcıya teslim edilme girişimleri, söz konusu tasarının Sayıştay Başkanlığının uyarılarına karşın aynı niyetle yakında önümüze getirileceği aşikârdır. 4916 sayılı Yasa ile kimi turizm tesislerinin plan dışı uygulamalarının yasal hâle getirilmesi; ülke turizmine sağladığı katma değeri tartışmasız olan, ancak yerel yönetimler ve turizm kuruluşlarınca taşıma kapasitesinin dolduğu uyarıları; 85 bin yatağa sahip Bodrum’a dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından 100 bin yatak daha önerilmesi; turizm bölgelerinde, kıyılarda, orman alanlarında, sit alanlarında, meralarda, birinci sınıf tarım arazilerinde, ilgili kuruluşların uygun görüşlerine başvurmaksızın, hatta ÇED raporuna dahi gerek duyulmadan her türlü madencilik faaliyetlerine açılması; tasarı ile ormanların yüzde 1’inin turizme tahsis edilmesi ve ormanlarda gerçekleştirilecek yapılaşma oranının kent merkezlerindeki gibi yüzde 30’a yükseltilmesi, AKP Hükûmetini anlatmakta, turizme bakış açısını ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, her türlü doğal kaynağın koruma-kullanma dengesi gözetilmeksizin aşırı ve dengesiz kullanımının ortaya çıkardığı çevre sorunları, insanlar dâhil tüm canlıları tehdit etmektedir. Üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin ve meslek odalarının televizyon ekranlarına ve gazete sayfalarına yansıyan bilimsel veri ve belgelerinden duyuyor ve görüyoruz. Oysa doğal kaynakların kullanımda kullanma ve koruma dengesinin sağlandığı, doğal ve kültürel çevrenin korunduğu ölçüde turizm sektörünün de var olmaya devam edeceğini hâlâ anlamadığımız ve AKP Hükûmetinin anlayamadığı anlaşılmaktadır. Ne yazık ki, kısa vadede çok kâr etme anlayışının ortaya koyduğu politika, turizmin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Zira, sürdürülebilir turizm ve yaşatılan çevre politikalarının ve stratejilerinin bilimsel doğrularla desteklenmesinin ötesinde bu doğruların yaşama geçmesi için güçlü bir iradeye ve turizm ahlak anlayışına gerek vardır.

Bugün görülmektedir ki ormanlar, kıyılar ve sit alanları, yaylalar, sulak alanlar, tarım arazileri gibi doğal varlıklarımız, işgal eden ve amacı dışında kullanan ve tahrip edenlerden korunacağına, plansız kullananlar, aşırı kullananlar ya da tahrip edenler lehine çıkarılan yasal düzenlemelerle ne yazık ki yok edilmekte ve önlem alınamamaktadır.

AKP Hükûmetinin bugün her ne kadar orman arazilerinin turizm yatırımlarına tahsisinde kamu yararı bulunduğu düşünülebilirse de, ormanların orman olarak korunmasındaki kamu yararının daha öncelikli, üstün nitelikte olduğu açıktır.

Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı ülkemizin ulusal değerlerine dayatılan bu tasarı, ormanlarımızın, yaylalarımızın, kıyılarımızın ve diğer doğal varlıklarımızın daha da tahrip ve talan edilmesinin önünü açacaktır.

Değerli milletvekilleri, 2634 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesinde değişiklik yapan tasarıda “Belgeli işletmelerin uygulayacakları fiyat tarifelerinin hazırlanması ve onaylanmasına ilişkin genel ilkeler Bakanlıkça belirlenir." denilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, tasarının bu maddesini değerlendirmeden önce bu maddeyle doğrudan ilgili olduğunu düşündüğüm bazı uygulamaları sizlerle paylaşmak istiyorum: Bunlardan biri, bugün uygulanmakta olan “her şey dâhil” sisteminin uygulanması. Bir diğeri, yabancıların satın aldıkları evleri gizlici kiraya vermeleri. Üçüncüsü ise, Kültür ve Turizm Bakanlığının bu olaya bakışıdır. Kendinden başka kırk dokuz sektöre iş alanı yaratan turizm sektörünün “her şey dâhil” uygulaması, üzülerek söylemek gerekir ki, birçok iş yeri ve işletmenin kapanmasına ve işsizliğe neden olmuştur. Ülke turizmine etkileri ve sonuçları düşünülmeden uygulamaya sokulan “her şey dâhil” sistemin otellerde doluluk oranlarını yükselttiğini ancak sayısal anlamdaki bu artışın turizm gelirlerine yansımadığı bilinmektedir. Son yıllarda turist sayısı artarken kişi başına gelir azalıyor. “Türkiye, fakir turist cenneti” başlığıyla yer alan haberler, ilgililerin bu konudaki şikâyetleri ulusal basınımızdan eksik olmamaktadır. Bunun dışında, yabancıların Türkiye’de aldıkları evlere ülkelerinden turist gönderdikleri ve parayı kendi ülkelerinde tahsil ederek vergi kaçırdıkları ulusal basınımızda yer almaya devam etmektedir.

AKP Hükûmetinin izlediği bu yanlış politika ve stratejinin ortaya çıkardığı gerçek, Antalya’da ve Muğla’da yüzlerce tesisin satışa çıkarılması olmuştur. Turizm bölgelerinde mayıs ve haziran aylarında oteller 2-3 dolara turizm rehberleri tarafından pazarlanmaktadır. Hatta kimi tesisler, otelleri bedava müşterilere vererek içki satışına umut bağlamaktadır. Görüleceği üzere, turizm sektörü serbest piyasa anlayışına fiilen terk ve teslim edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, eşsiz doğal güzelliğe sahip ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığı otellerimizin 2-3 euroya günlük maliyetle satılmasına göz yumarken serbest piyasa ekonomisi yaklaşımıyla uluslararası sözleşmelerde taraf olduğumuz sosyal turizm anlayışına ters düşmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Muğla’nın Güllük Körfezi’nde koruma altındaki Halep çamları bulunan Pina Yarımadası’nda tatil köyü yapacak olan MNG firmasının kendisine tahsis ettiği 85 dönümlük orman arazisi dışında denizi toprak ve cürufla doldurmasına tanık olmuşuzdur. Kaçak dolgunun ardından şirket, Güllük Limanı Başkanlığınca 10 bin YTL, Milas Kaymakamlığınca 11.500, Muğla İl Özel İdaresince de 25 bin YTL’lik para cezasına çarptırılmıştır. “Denizi doldurduk ceza bekliyoruz.” açıklaması yapan şirket yetkilileri, 23 Mart 2008 tarihinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Topuz.

FEVZİ TOPUZ (Devamla)Teşekkür ederim Başkan.

…Doğan Haber Ajansı: “Şu anda denizi doldurmak için iznimiz yok. Ancak ocak ayının başlarında Bodrum Liman Başkanlığı başta olmak üzere yedi bakanlığa -denizi doldurduk ve- iskele yapmak için projelerimizi yollayıp gerekli izinleri almaya çalışıyoruz. On gün içinde tüm yasal izinleri almış oluruz.”

Değerli arkadaşlarım, yine bu tarihten sonra, dün itibarıyla, bugün medyada da görüleceği üzere “İzin almadı ama doldurdu”yu kaldırmadık. Ancak bu yapılan çevre katliamında kimlerden destek alındığı ve 5 Mayıs 2008 tarihli kamuoyuna geçtiği, haberlerde öğrenilmiştir. Bu yarımadanın, firma tarafından yapılan bu dolgunun izin alacağını bilmiş ki dün itibarıyla bu bölgenin izni Turizm Bakanlığı tarafından imzalanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, turizme bakış açımız “Önce yap sonradan izin alırız.” anlayışıyla devam ettiği müddetçe bu ülkede ne orman kalır ne bir şey.

Değerli Başkan, bu kanun tasarısının geri çekilmesi ümidiyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 6 Mayıs 2008

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook