Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun tasarısı (s.s.424)
Karaman Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 61. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Mart 2004 · 638 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fikret Ünlü (CHP), 2 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SPOR MÜSABAKALARINDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI (S.S.424)); konuşma 638 kelime.
Fikret Ünlü (CHP, Karaman). “Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun tasarısı (s.s.424)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fikret-unlu-22-2004-03-02-spor-musabakalarinda-siddet-ve-duzensizligin-onlenmesine-dair-kanun-ta (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FİKRET ÜNLÜ (Karaman)Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, sporda şiddetin ve bugünkü adıyla seyirci taşkınlıklarının önlenebilmesi için, insanlık tarihi boyunca hep önlemler alınmaya çalışılmıştır.
Bu konudaki ilk önlemler, bundan üçbin yıl önce -hatta, olimpiyatların başlama tarihi olarak da kabul edilir- "Tanrı barışı" adı altında alınmıştı. Eski Yunan'da site devletleri arasında, sürekli savaşlar çıkıyor ve bu savaşlar sırasında da müsabakalar, insanlar arasında yapılan disiplinli disiplinsiz yarışlar hep yarıda kalıyor; o zaman deniliyor ki: "Hiç değilse yarışlar sırasında savaşmayalım; nasıl önlem alalım?"
Bir filozof diyor ki: "Tanrı Barışı adı altında bir koşul getirelim. Olimpia, kutsal bir bölgedir; buraya, yarışlar sırasında eli silahlı giren, Tanrı'ya karşı günahların en büyüğünü işlemiş sayılır ve en ağır cezayla cezalandırılır; buna göz yumanlar da, aynı şekilde cezalandırılır."
Değerli arkadaşlarım, üçbin yıldan beri, dediğim gibi, sporda şiddet hep önlenmeye çalışılmıştır. Tabiî ki, ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle de doğru orantılıdır. Avrupa'da, daha çok, Avrupa Sözleşmesi olarak da spor tarihine geçti; sporda şiddetin önlenmesi ve özellikle futbol maçlarında şiddetin önlenmesi için, Strasbourg'da, 25 Eylül 1986'da, Avrupa Sözleşmesi olarak gerçekleştirildi. Bizde de, 1990'da, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu sözleşme yasalaştı. Aslında, buna ilişkin, bizim uymamız gereken yasa, Avrupa Sözleşmesi adı altında, 1990'da yapıldı. Daha sonraları da, tabiî, buna bağlı olarak, Avrupa Konvensiyonunun, sporda şiddetin ve futbol müsabakalarındaki seyirci taşkınlıklarının önlenmesine ilişkin komitenin de, benzer tavsiye kararları oldu; onlara da uymaya çalışıyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımız ve bürokratlar, çok değerli bir çalışma yaptılar, çok da detaylı; fakat, hızlı geçti tabiî ki. Düşünsenize, koca Türkiye Futbol Federasyonunun yasası bile 34 maddeden oluşuyor; ama, şiddeti önleyebilmek için, 33 maddelik bir tasarı hazırladılar. Sizlerin oylarıyla, tabiî ki, artık gerçekleşmiş olacak. Ellerine sağlık diyorum ben değerli arkadaşlarımın. Tabiî, burada, yasaklarla, cezalarla, sporda şiddetin önlenmesi düşünülemez, beklenmez de. Onun için, hepimize, Sayın Bakanımıza, hatta, Sayın Başbakanımıza da, elbirliğiyle, tüm kurumlarda, kuruluşlarımızda, özellikle okullarımızda, beden eğitimi derslerinin de ders saatini artırarak -benim bakanlık dönemimde, bir saat artırabilmek için dilimde tüy bitmişti, onu yapabilmiştik; ama, çok azdır yine de; onu artırarak- ve tüm insanlarımızın spor kültürüyle, spor bilinciyle gelişmesini ve o ortamlar içerisinde yetişmesini sağlayabilmek için hepimize çok büyük görevler düşüyor, başta da, tabiî, spor teşkilatımıza büyük görevler düşüyor; çünkü, eğer, bunu bu şekilde yapabilirsek ancak başarıya ulaşabiliriz ve sporda şiddeti bir ölçüde önleyebiliriz.
Şimdi, bunu söylerken, aklıma, yine bundan ikibinyediyüz-ikibinsekizyüz yıl önce söylenmiş bir söz geldi, onu sizlerle paylaşmak istiyorum. O yıllarda, Solon der ki: "Biz, gençlere, spor müsabakalarını, spor yarışmalarını yalnız kazansınlar diye tavsiye etmiyoruz. Onlar, görünüşte çamdan, meşeden, zeytin veya defne dalından yapılan; ama, özünde tüm insanlığın mutluluğunu taşıyan erdemler uğruna yarışıyorlar. Ben, bu mutlulukta, tüm insanlığın refahını, huzurunu, şan ve şerefini, daha doğrusu, tanrılardan diyebileceğimiz en büyük erdemleri kastediyorum, görüyorum. Biz, onun için, gençleri bu amaca hizmet etmek için spora yönlendiriyoruz."
Değerli arkadaşlarım, bu sözler, demin verdiğim örnekte de olduğu gibi, bundan ikibinyediyüz-ikibinsekizyüz yıl önce söylenmiştir. Daha sonra, tabiî, Büyük Atatürk'ün de benzer, çok güzel özdeyişleri var; "Türk sporunu, Türk gençliğinin millî terbiyesinin anaunsurlarından saymak gerekir" der. "Dünyada, spor hayatı, spor âlemi çok önemlidir" der Büyük Atatürk. Onun için "dünyada bu kadar önemli olan spor hayatı, spor âlemi, bizim için daha da önemlidir; çünkü, neslin gelişmesi ve güzelleşmesi meselesidir" der.
Değerli arkadaşlarım, tabiî ki bu tür önlemler alınacak, ellerine sağlık, onları destekliyoruz, bundan sonra çıkarılacak yasalarda da destekliyoruz; ama, takdir edeceğiniz gibi, işin özü, tüm insanların spor bilincini geliştirmektir, spor kültüründen geçirmektir insanlarımızı; çünkü, orada, o yarışlar sırasında, o müsabakalarda, insanlar, uymak zorunda oldukları disiplinlerle, çok farklı bir eğitimden geçiyorlar. Bir şekilde, bir dağ tırmanışında ya da bir müsabakanın zorlu bir anında, bir sporcunun özverisinin karşılığında, on yıl eğitimden geçmesi gerektiği söylenir, ancak on yıllık bir eğitimden geçerse, bir dağ tırmanışındaki ölüm anında gösterdiği olgunluk ve disipline eşittir. O bakımdan, bütün bunlar, eğitim sürecinden geçirilerek ancak kazanılabilir.
Ben, fazla zamanınızı almayayım değerli arkadaşlarım. Yine, tekrar kutluyorum, başarılar diliyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 2 Mart 2004