Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 74. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Mart 2005 · 1.549 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gürol Ergin (CHP), 23 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)); konuşma 1.549 kelime.
Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2005-03-23-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Memurları Kanunu ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kendi adıma söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken, sizleri ve yüce ulusumu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli üyeler; 5254 sayılı Muhtaç Çiftçilere Ödünç Tohumluk Verilmesi Hakkında Kanun, kuraklık, don, sel, haşere, yangın ve benzeri afetlerden ürünü en az yüzde 40 oranında zarar gören çiftçilere tohumluk yardımı yapmakta ve ertesi yıllarda da afete uğrayan çiftçilerin tohumluk borçlarını Bakanlar Kurulu kararlarıyla bir yıl ertelemekteydi; ancak, 5254 sayılı Kanun, 3 Temmuz 2001 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
Geçmiş yıllarda 5254 sayılı Kanun kapsamında tohumluk kullanan ve devamında yaşanan doğal afetlerden dolayı borcunu ödeyemeyen çiftçilerimizin TİGEM'e olan tohumluk borçları ise son yıllarda gündeme getirilmiş ve bu borçların bir an önce tahsili istenmiştir. Borçların bir kısmı TİGEM'de kalırken, önemli kısmının tahsili ise 12 Nisan 2002 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından Maliye Bakanlığına devredilmiştir.
1992 yılından borçların Maliye Bakanlığına devredildiği tarihe kadar biriken borç miktarı toplam 49 trilyon liradır. Bu borç tutarı 108 739 çiftçiye ait olup, 9,8 trilyon lirası anapara, 39,2 trilyon lirası faizdir ve faizler sürmektedir.
Çiftçilerden gelen yoğun başvurularda da belirtildiği üzere, tohumluk borçlarıyla ilgili olarak mal müdürlükleri tarafından icra işlemleri başlatılmıştır. 1992 yıllarına dayanan bu borçlara bugün uygulanan faiz oranları yüzde 800'leri bulmuştur.
Tarımda son yıllarda uygulanan yanlış politikalarla çiftçiler zor durumda bırakılmış, kredi borçlarından dolayı haciz işlemleriyle karşı karşıya kalmış, zaman zaman çiftçilerimizin arazileri satışa çıkarılmıştır. 4876 sayılı Kanun çerçevesinde kredi borcunu yapılandırarak bir nebze olsun rahatlayan çiftçilerimizden, bu borçların taksitlerini dahi ödeyemediği bir dönemde, tohumluk borçlarının icra yoluyla istenmesi, bir kez daha mağduriyetlere neden olmuştur. 4876 sayılı Yasanın görüşmeleri sırasında, çiftçilerimizin TİGEM'e olan tohumluk borçlarının da kapsama alınmasını istemiş; ancak, hükümeti bu konuda ikna edememiştik. Hükümetin, bugün, doğru bir anlayışa gelmiş olmasını memnunluk verici bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle, çiftçilerimizin içinde bulunduğu durum dikkate alınarak, tohumluk borçlarının da yeniden yapılandırma kapsamına alınması doğru bir karardır ve birkısım çiftçimizi az da olsa rahatlatacaktır.
Sayın Başkan, değerli üyeler; konuşmamda, Sayın Başbakanın tarım destekleri konusundaki değerlendirmelerine de kısaca değinmek ve bu konudaki görüşlerimi aktarmak istiyorum.
Sayın Başbakan, 18 Ocak 2005 tarihinde yaptığı açıklamalarda, kimi gerçekleri görmezden gelmiş, kimi gerçekleri de tersyüz ederek kamuoyunu yanlış bilgilendirmiştir. Sayın Başbakan, çiftçiye çok büyük destekler getirdiklerini müjdelerle belirtmiştir; oysa, getirilen hiçbir yeni destek yoktur. 2005 yılı bütçesi, Türk çiftçisine ulusal gelirden en düşük payın ayrıldığı, Türk çiftçisini Avrupalı çiftçinin onikide 1'i kadar destekleyen bir bütçedir. Rakamsal olarak ifade edersek, 2004 yılında başlangıç ödeneği olarak 3 katrilyon 215 trilyon lira olan destek, çok az bir artışla, 3 katrilyon 461 trilyon liraya çıkmıştır. Artış oranı, enflasyonun da gerisinde olup yüzde 7,6'dır. Tarım desteklerinin gayri safî millî hâsılaya oranı ise, yine geçen yıldan düşük ve yüzde değil, binde 7'dir.
Sayın Başbakan, hayvancılığa ve pamuk primine ayrılan destek miktarlarının artırıldığını söylemiştir; ama, bu kalemlerdeki desteğin artırılması için, doğrudan gelir desteğinde 693 trilyon lira, diğer tarım desteklerinde 336 trilyon lira kesinti yapıldığını, toplam desteğin bir kuruş artırılmadığını söylememiştir. Hükümetin yaptığı, tamamen, bir cepten alarak diğer cebe aktarma operasyonudur. Başka bir deyişle, Ali'nin külahı Veli'ye, Veli'nin külahı Ali'ye giydirilmiştir. Sayın Başbakan, çiftçilerin -tarımsal sulamada kullanılan- elektrik borçlarının faizini sildiklerini söyleyip, çiftçinin borcunun, ek bir faiz uygulaması yapılmadan, 36 ayda tahsil edileceğini belirtmiştir. Sayın Başbakan faizlerin silindiğini söylerken gerçeği ifade etmemiştir; çünkü, silinen faizin yerine tarımsal TEFE oranında faiz getirilmektedir.
MEHMET KILIÇ (Konya)İleriye dönük uygulama…
GÜROL ERGİN (Devamla)Bu nedenle "borcun faizini sildik" ifadesi kesinlikle doğru değildir.
Sayın Başbakan doğrudan gelir desteğinin 2005 yılında bir kerede ödeneceğini ifade etmiştir. Sayın Başbakanın bu konudaki söylemi de gerçeği yansıtmamaktadır. Bir kere, doğrudan gelir desteği için 2005 yılı bütçesinde 2 katrilyon 623 trilyon lira olarak ayrılan kaynağı, hükümet, 1 katrilyon 930 trilyon liraya indirmiştir. İkincisi, ayrılan bu kaynak, çiftçiye bir kerede değil, yine iki taksitte ödenecektir; ancak, geçmiş uygulamalara göre bir farkla; daha önce tahakkuk eden doğrudan gelir desteği bir sonraki yıl içinde iki taksit halinde ödenirken, şimdi, 2004 yılına ait doğrudan gelir desteğinin iki taksitinden biri 2005'te, diğeri ise ancak 2006 yılında ödenecektir. Çiftçi, dönüm başına 16 000 000 lira olan ve bir önceki yıla göre hiç artırılmayan 2004 yılına ait doğrudan gelir desteğinin dekar başına yalnızca 10 000 000 lirasını bu yıl, yani 2005'te alacaktır, 6 000 0000 liralık kısmı ise 2006'da verilecektir. Sayın Başbakan gerçeği tamamen saptırarak, doğrudan gelir desteğinin 2005'te tek ödemede verileceğini söylüyor. Evet, 2005'te tek ödeme yapılacak; ama, tek ödeme yapılmasının nedeni, çiftçiye doğrudan gelir desteğinin tamamının bir kerede verilmesi değil, ikinci ödemenin bir yıl sonraya sarkıtılmasıdır.
Sayın Başbakan çiftçiyi yeniden üretime döndürdüklerini ifade ediyor. Eğer, Sayın Başbakanın ifade ettiği gibi çiftçi üretime dönseydi, son iki yılda, Çukurova ve Ege'de pamuk, İç Anadoluda buğday ekim alanları boş kalmaz, ekilen tarım arazisi, 2003 yılında, 2002 yılına göre 574 000 hektar azalmazdı.
Sayın Başbakan çiftçiye gübre ve mazot desteğinden de söz ediyor. Hükümetin mazot desteği yaptım diyebilmesi için, çiftçinin kullandığı mazottan hiç ÖTV almaması gerekir. Yoksa, geçen yıl olduğu gibi, doğrudan gelir desteğinden kesip mazot desteği adı altında çiftçiye bir miktar para verilmesi, göz boyamadan öte bir anlam taşımaz. Gübre desteğinin yapılabilmesi için de, ya bütçeden bu amaçla bir kaynak aktarılmış olması ya da gübreden alınan KDV'nin yüzde 1'e düşürülmesi gerekir.
Bir yandan hayvancılık destekleniyor derken, diğer yandan, besicilere kilogram başına verilen et teşvik primi, 30 Eylül 2004'te 1 000 000 liradan 500 000 liraya indirilmiştir. Süt üreticileri, tam bir tekel yaratan süt fabrikaları karşısında sahipsiz bırakılmıştır. Yem fiyatları süt fiyatını geçmiş, süt üreticisi sattığı 1 kilo sütle 1 kilo yem alamaz duruma gelmiştir. Kooperatiflere verilen hayvanlarda -dikkatinizi çekmek istiyorum sevgili arkadaşlarım- sertifikalı olma koşulu aranmaz olmuştur. Sertifikasız hayvanlarla, hayvancılığımızın geleceği karartılmaktadır.
Kendinden önceki hükümetin uyguladığı politikaları eleştirerek iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, iki yılı aşan iktidar döneminde, bu politikalarda en ufak değişikliğe gitmemiştir. Çiftçiyi ezip perişan ettiğini iddia ettiği politikaları, acımasızca, aynen uygulamıştır. Çiftçinin durumu düzelmek bir yana, iyice bozulmuştur. Çiftçi 2002'yi de mumla arar hale gelmiştir.
AKP, işbaşına gelirken şikâyet konusu yaptığı her şeyi unutmuştur. Tarımın yeterince desteklenmediğini söylemiş, onu unutmuştur; girdi fiyatlarının çok yüksek olduğunu söylemiş, onu unutmuştur; ürün fiyatlarının düşüklüğünü söyleyip, onu da unutmuştur. Gerçi, Sayın Başbakan, nihayet, gübre ve mazota destek vereceklerini söylemiştir; ama, tekzip, bu söylemin bir hafta sonrasında, Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanından gelmiştir. Sayın Bakan, gübre ve mazot desteği için bütçeye herhangi bir ödenek koyulmadığını, henüz bir kaynak da bulunmadığını, düzenlediği basın toplantısında içtenlikle itiraf etmiştir.
Değerli arkadaşlarım, primlere gelince; prim konusunda dağ fare doğurmuştur. Daha 1999 yılında 400 000 lira olan zeytinyağı primi, bu yıl 250 000 lira olarak açıklanmıştır. Pamuğunu maliyetinin 400 000 ilâ 500 000 lira altında satmak zorunda kalan pamuk üreticisine pamuk primi olarak verilen 190 000 Türk Lirası son derece şaşırtıcı bir rakamdır. Ayrıca, Trakyalı ayçiçeği üreticisi 250 000 lira prim beklerken, ayçiçeğine 135 000 lira prim verilmesiyle de tam bir düş kırıklığı yaşanmıştır.
Bu nasıl bir destekleme anlayışıdır ki, uyguladığı haksız kotalarla kıraç arazilerde tütün ekimini azalta azalta bitme noktasına getiren, kıraç topraklarda alternatif ürün olarak önerdiği kekik ve kapariden çiftçinin büyük zarar görmesine neden olan bu hükümet, bu arazileri değerlendirecek tek ürün olan bağcılığı teşvik edeceği yerde kösteklemeye çalışmaktadır. Özellikle, Denizli'nin, İzmir'in, Tekirdağ'ın kıraç arazilerinde tarım yapan çiftçinin tek umudu üzüm. Bağcılıkta son yıllar atılım yılları olmuştu; çünkü, kaliteli yabancı çubuklarla oluşturulan bağlar, çiftçiye ciddî gelir sağlıyordu. 1 kilo sofralık üzüm 200 000 liradan pazar bulurken, şarap fabrikaları kaliteli şaraplık üzümün kilosuna 1 200 000 ilâ 2 000 000 lira fiyat veriyordu. Böylece, sulanmayan alanlar, hem erozyondan korunmuş oluyor hem de çiftçi para kazanıyordu.
ÖTV'deki inanılmaz artışlarla fiyatı 2 000 000 liradan 6 000 000 liraya çıkan sofralık şarabın tüketimi azalınca, çiftçi, bu yıl üzümünü satamamak durumuyla karşı karşıya kalacak. Daha şimdiden birkısım fabrikalar kapasite kullanımını kısmak ve işçilere ücretsiz izin vermek zorunda kaldı.
Sayın Başbakan, birçok konuda olduğu gibi, şarap ve diğer içkilerdeki vergiler konusunda da bilgi sahibi olmadan kamuoyuna yanlış demeçler vermektedir. Avrupa'da içkiye uygulanan verginin bugün bile bizdekinden yüksek olduğunu söylüyor Sayın Başbakan; gerçek bu söylemin tam tersidir. 28 Avrupa ülkesinin yalnızca 4'ünde, İrlanda, İsveç, İngiltere ve Finlandiya'da, şarapta ÖTV bizden yüksektir; ama, bu ülkelerin hiçbirinin şarap üreticisi ülke olmadığını da dikkatinize sunmak istiyorum. Avrupa'nın şarap üreticisi olan ülkelerinden Almanya, Avusturya, Yunanistan, İtalya ve İspanya başta olmak üzere, şarap üreten tüm Avrupa ülkelerinde şaraptan ÖTV alınmamaktadır. Yalnızca Fransa ve Macaristan'da şaraptan alınan ÖTV miktarı 0,03 eurodur, bizdeki miktar ise, bugün 1,95 eurodur.
Geçen yıl bu mevsimde, çiftinin şarap üreticisinden alacağı avanslar konuşulurken, bu yıl, şarap üreticileri, üzüm alıp alamayacakları belli olmadığından, çiftçiye bir kuruş avans vermemiştir. Çiftçi, şimdi, alacağı avansı değil, ödeyemediği borçlarını konuşmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi tamamlarken, 18 Mart Çanakkale Zaferini coşkuyla kutladığımız bu yıldönümünde, cennet vatanımızı yabancılara vermemek için toprağa düşmüş aziz şehitlerimizi ben de saygı ve rahmetle anıyorum. Sayın Başbakanın törenler sırasında şehitlerimiz için döktüğü gözyaşları daha kurumadan, bir gün sonra, Antalya'da, turizmcilere "yabancılara mülk satışında muhalefet çok üstümüze geliyor, neredeyse bizi vatan haini ilan ediyorlar. Size bu konuda kamuoyu oluşturmak görevi düşüyor. Siz kamuoyu oluşturun, biz de yasal düzenlemeyi yapalım" diyor; yani, yardım edin de, şu toprakları yabancılara satalım diyor.
AHMET IŞIK (Konya)- Siz de Avrupa'dan alıyorsunuz.
GÜROL ERGİN (Devamla)- Şimdi, size ve Sayın Başbakana soruyorum...
AHMET IŞIK (Konya)- Dünya değişti, ekonomik ve sosyal sınırlar kalktı!..
GÜROL ERGİN (Devamla)- Şahadetlerine gözyaşı döktüğünüz insanlar, bu toprakları...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 23 Mart 2005