Çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hk. ss.58
Kastamonu Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 37. Birleşim · 1. yasama yılı · 26 Şubat 2003 · 895 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Köylü (AK Parti), 26 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLENMESİ VE ÇEK HAMİLLERİNİN KORUNMASI HK. SS.58); konuşma 895 kelime.
Hakkı Köylü (AK Parti, Kastamonu). “Çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hk. ss.58”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 26 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-koylu-22-2003-02-26-cekle-odemelerin-duzenlenmesi-ve-cek-hamillerinin-korunmasi-hk-ss-58 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 üncü madde üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Bu tasarının temelini 14 üncü madde teşkil etmektedir. Gerek mahkemelerde bulunan davalar gerekse Yargıtayda bekleyen dosyalar, ağırlıklı olarak 14 üncü maddeyi beklemektedir.
Bilindiği üzere, daha önceki çekle ilgili düzenlemelerin yapılması hakkındaki kanunda, yani, diğer bir değişle 3167 sayılı Kanunda, karşılıksız çıkan çeklere hapis cezası verilmekteydi; ancak, daha sonra "sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getiremeyen kişiler özgürlüğünden yoksun kılınamaz" doğrultusundaki sözleşmenin protokolüne göre, acaba, burada, hapis cezası verilebilir mi verilemez mi diye bir tereddüt doğmuştu. Hatta, bu yüzden Anayasa Mahkemesine durum intikal ettirilmiş; ancak, Anayasa Mahkemesi, vermiş olduğu kararda, karşılıksız çekten dolayı hapis cezası verilmesinin Anayasaya aykırı olamayacağını belirtmiştir. Her ne kadar bu şekilde bir karar verilmiş ise de, gerek hükümet tarafından hazırlanan tasarıda gerekse komisyonumuzca kabul edilen aynı metinde, karşılıksız çekten dolayı birinci defasında çek keşide eden kişilere para cezası verilmesi uygun görülmüştür. Ancak, daha önceki kanunda, para cezası, sadece çeki imzalayan, diğer bir tabirle, keşide eden kişiye verilmekteydi.
Hepinizin bildiği gibi, tüzelkişiler, şirketler veya hesap sahipleri, çekleri çoğu zaman kendileri imzalamıyor, oradaki bir görevlisine yetki vererek ona imzalatıyor veya vekiline imzalatıyordu. Bu, çoğu zaman, orada çalışan sıradan bir memurdu. Sonunda, hesapta tasarruf hakkı olmayan kişi çeki imzalıyor; ancak, o hesapta çekin karşılığı miktarda para bulundurmaya yetkisi olmadığından, karşılıksız çıkan çekten dolayı hapis cezasına mahkûm oluyordu. Hesap sahibi veya tüzelkişi ise, bundan hiçbir ceza almadan kendisini kurtarıyordu ve çeki imzalayan kişi, tabiri caizse, gariban kişi mağdur oluyordu. İşte, bu tasarıyla yapılan düzenlemeyle, bu türlü hesap sahiplerine ve tüzelkişinin temsilcilerine ve yönetim kurulu üyelerine de para cezası öngörülmüştür.
Burada, çek tasarısı hazırlanırken, karşımıza başka bir sorun çıktı. Bizi telefonla defalarca arayan kişiler "yüksek meblağlı çeklerin karşılığında çek bedeli kadar para cezası öngörüldüğüne göre, milyarlarca lira para cezası nasıl ödenecektir? Bu para cezası ödenmediğinde, elbette ki hapse çevrilecek; ama, bu kadar çok miktarda para cezasının hapse çevrilmesi sonucu yıllarca hapis cezası nasıl çekilecek, nasıl infaz edilecektir? Bu, adaletsiz bir durumdur" diye yakındılar. Elbette ki, biz, bunları da değerlendirdik; ancak, şunu belirtmek istiyorum: Para cezası çoğu zaman ödenmeyecek; fakat, buna mukabil, çekin karşılığı ödenecektir. Esasında, burada verilmiş olan para cezası, ilk bakışta, havada kalmış gibi görünmektedir. Zira, bu para cezası karşılığında olan çekin bedelini ödeyen kişi suçtan kurtulacaktır. Dolayısıyla, para cezasını ödemek yerine çekin bedelini ödeyecek ve cezadan kurtulacaktır; ta ki, ceza kesinleşmiş olsa dahi. Ancak, ödeyemeyenler ne yapacaktır? İşte, ödeyemeyenler için, mükerrir hükümleri uygulanacak; bu ceza kesinleştikten ve infaz edildikten sonra yeniden karşılıksız çek keşide eden kişi olursa, bu takdirde doğrudan hapis cezası verilecektir. Burada belirtilen hapis cezasının alt sınırı da 1 yıldır.
Sözlerimin biraz öncesine döndüğümüzde, milyarlarca lira para cezasını ödeyemeyen kişinin durumu ne olacaktır? Elbette ki, bu para cezasını ödeyemeyen kişi hapis yatacaktır. Para cezası -yanılmıyorsam, şu anda bir günlüğü 17 000 000 küsurdur- 647 sayılı Kanuna göre hapse çevrilecektir.
Tabiî, bu durumda, karşımıza 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl gibi çok ağır hapis cezaları çıkabilir; ancak, burada, hemen, şunu da belirtmek istiyorum: Para cezasından dolayı hapse çevrilen cezalar, bizim mevzuatımıza göre, 3 yıldan fazla olamaz. Şu halde, para cezası ne kadar çok olursa olsun, 3 yıldan fazla hapis cezasına çevrilemeyecektir. Bunun bir istisnası vardır; o da, mükerrir olmaktır. Mükerrir olanların cezası da 5 yıla kadar çıkarılabilir; o da, 5 yıldan fazla hapse çevrilemez. Şu halde, normal olarak değerlendirirsek, 3 yıl hapis cezasına çevrilebilecek ve 3 yılın içinde de 1 yıldan biraz fazla bir süre hapiste yatmak suretiyle hapisten çıkacaktır.
Bununla ne yapmak istedik; öncelikle, mahkemelerde bekleyen ve Yargıtayda yığılmış, ne yapılacağı belli olmayan dosyaların sonuçlandırılması cihetine gitmek istedik.
Ayrıca, bu tasarıyı hazırlarken para cezası öngörüldüğü için, herkesin bildiği gibi, Türk Ceza Kanununun 119 uncu maddesine göre bir önödeme tebliğ edilecek, önödeme tebliğ edildikten sonra verilen süre içerisinde para cezasını yatıran kişi hakkında dava açılmayacaktır. Burada bir kolaylık vardır. Keza, yargılama sırasında, yine, öngörülen müeyyide para cezası olduğuna göre, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 225 inci maddesi uygulanmak suretiyle sanığa meşruhatlı bir davetiye çıkarılacak, eğer sanık davetiye tebliğine rağmen duruşmaya gelmiyorsa, mevcut delillere göre gıyabında karar verilecek ve bu da, Yargıtayın ve mahkemelerin iş yükünü oldukça hafifletecek, kararların daha pratik bir şekilde verilmesini sağlayacaktır.
Ayrıca, bu maddede, daha önce olmadığı şekilde yapılan bir değişiklikle de, her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturduğu kabul edilmiştir. İlk bakışta, bu da çok anormal gelmektedir; zira, buna da çok itiraz olmuştur; fakat, bizim mevzuatımıza göre -Türk Ticaret Kanununa göre- çek, görüldüğünde ödenen bir ödeme vesikasıdır. Çekin vadeli olması söz konusu değildir; ama, bütün bunlara rağmen, insanlarımız vadeli çek kesmektedirler. Vadeli çek kesen kişi, bu vadeden dolayı elbette ki bir avantaj sağlamayacaktır; zira, çeki alan, aldığı andan itibaren, her an bankaya gidip bunu tahsil etme imkânına sahiptir, bunun önünde hiçbir hukukî engel yoktur. Yalnız, mademki iki kişi anlaştı, bu çeki vadeli olarak aldı... Daha basit anlatmak istiyorum. Bugün çeki keşide ettiler; çekin üzerine 30 Mart tarihi yazıldı. Mademki bu şekilde anlaştılar, o halde, 30 Mart tarihi gelmeden önce çekin karşılığını almak için bankaya giden kişinin, üzerinde 30 Mart tarihi yazılı çeki keşide eden kişi hakkında ceza davası açması veya onu cezaî müeyyideye maruz bırakması, elbette ki, bu tarih gelmeden önce doğru değildir. Nitekim, kanunun düzenlemesinde ceza kovuşturması için şikâyet hakkı, ancak çekin üzerindeki keşide tarihinden sonra başlamaktadır. Çek üzerindeki tasarruf hemen başlıyor; ancak, ceza işlemi çekin üzerindeki keşide tarihinde başlayabiliyor. Bu da yeni bir düzenlemedir ve cezanın kasıt prensibine uygun olarak bu şekilde düzenlenmiştir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
14 konuşma daha · 26 Şubat 2003