İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 102. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çeşitli.kan.ve maliye bak.teşkilat ve gör.hak.khk değ.yap.hk.kanun.tas.

Hakkı Ülkü

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 102. Birleşim · 1. yasama yılı · 3 Temmuz 2003 · 841 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hakkı Ülkü (CHP), 3 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ.KAN.VE MALİYE BAK.TEŞKİLAT VE GÖR.HAK.KHK DEĞ.YAP.HK.KANUN.TAS.); konuşma 841 kelime.

Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Çeşitli.kan.ve maliye bak.teşkilat ve gör.hak.khk değ.yap.hk.kanun.tas”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 3 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2003-07-03-cesitli-kan-ve-maliye-bak-teskilat-ve-gor-hak-khk-deg-yap-hk-kanun-tas (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 22 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

22 nci maddede, arkadaşımızın demin ifade ettiği gibi "Bu miktarı aşan sular ile sulama, kullanma ve işlenerek veya doğal haliyle içmesuyu olarak satılmak üzere çıkarılan yeraltı suları, Hazinenin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları, 2886 sayılı Kanun hükümlerine uyularak il özel idarelerince kiraya verilir. Tahsil edilen kira gelirlerinden, yeraltı veya kaynak suyunun çıktığı yer köy sınırları içinde ise o yerdeki köy tüzelkişiliğine yüzde 15, belediye sınırları içinde ise ilgili belediyeye yüzde 25 oranında pay verilir" denilmektedir.

Bir belediye eski başkanı olarak, acısını da çok yaşadığımız için söylüyorum; gelecek günlerin ve 21 inci Yüzyılın su savaşlarına yol açacağını söyleyen birçok otoritenin söylediklerinden yola çıkarak, bu maddede caydırıcılık olsun diye "belediye sınırları içinde ise ilgili belediyeye yüzde 25 oranında pay verilir" ibaresi yerine "belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bu konunun yetkilisi belediyedir ve su çıkarılması işi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne bilgi verilerek, tümüyle belediyelerin yetkisinde olmalıdır" tümcesi olmalıdır; çünkü, birçok kentte, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde dileyenin dilediği zaman artezyen kuyusu açtığını, başka amaçlarla su kullandığını ve o nedenle de, kentin yeraltı sularının tehlikeye girdiğini biliyoruz. Bunun önüne geçilebilmesinin yegâne çaresi, belediyelerin yetkili kılınmasıdır. Yetkili kılınması yetmez, belediyeler izin verdiği zaman, yetkili organlarınca karara varıldığında, sattığı sudan yüzde 50 oranında pay alır ifadesi konulmalıdır. Zaten, bu konuda da bir önerge vermiş bulunmaktayız.

22 nci maddenin düzenlenmesi bu şekilde olursa, belediyeler, kendi mücavir alanlarında ve kendi sınırlarındaki yeraltı sularını yine kendileri kontrol edeceğinden dolayı, yeraltı sularına hâkim olacaklardır. Böylece, yeraltı sularının kullanımı belediye başkanları tarafından, belediyelerin yetkili organları tarafından kontrol edileceğinden, sürekli olarak halkın yararına kullanılacaktır.

Ben biliyorum ki, kendi ilçemde, yani, Aliağa'da, mücavir alanlarda var olan sanayi işyerleri, belediyeden izin almadan su kullandıkları için, belediye su kullanımında yetersiz kalmakta ve 20 kilometre öteden su getirmek zorunda kalmaktadır.

Ayrıca, demir çelik fabrikaları, yeraltı sularının kullanımında ne belediyeye ne de bir başka kuruma herhangi bir para ödememektedirler. Bu da gösteriyor ki, suların kontrolü, mücavir alanlar da dahil olmak üzere, yerel yönetimlere bırakılmalıdır, payı da yüzde 50 oranında olmalıdır.

22 nci madde konusunda bunları söyledikten sonra, tasarının geneli hakkında birkaç cümle sarf etmek istiyorum. Doğal SİT alanlarının tarifini hepimiz biliyoruz; ama, hatırlatmakta yarar var diye düşünüyorum. Doğal SİT alanının tarifi yapılırken "bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olan ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan alanlar" diye tanımlanmıştır. Buna göre, ülkemizde doğal SİT alanlarını, kürsüden defalarca tarif eden arkadaşlarımız oldu metrekare olarak, dekar olarak, hektar olarak; onları tekrarlamaya gerek yok; ama, doğal SİT alanlarının ne anlama geldiği ortadayken, bu tariften yola çıkılırsa ve bizim de bazı uluslararası sözleşmelere imza attığımız düşünülürse, doğal SİT alanlarında yapılaşmanın yüzdesinin bu Meclis tarafından konuşulmasının dahi doğru olmadığını düşünüyorum.

Doğal SİT alanlarıyla ilgili, imzaladığımız uluslararası sözleşmeler nelerdir denilirse, şunları da alt alta sıralamak mümkündür :

Ramsar Sözleşmesi; özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak, Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunmasına Dair Sözleşme.

Paris Sözleşmesi.

Barselona Sözleşmesi.

Bern Sözleşmesi.

Bükreş Sözleşmesi.

Bütün bunlar, doğal SİT alanlarının korunmasını gerektiren evrensel sözleşmelerdir. Burada, Avrupa Birliği uyum yasaları çıkarılmak istenirken, hep Avrupa Birliğine uyum adı altında, evrensel hukuk kurallarına uymak gerektiği söylenirken, bunların da evrensel hukuk kuralları çerçevesinde olduğu unutulmamalıdır.

Ayrıca, yine, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili, hazine arazileriyle ilgili olarak, birçok arkadaşımızın söylediğine katılmakla beraber, bazı ilavelerde bulunmak istiyorum. Özellikle belirtmemiz gerekir ki, söz konusu bu kanun tasarısı, hazine arazilerinin işgalcilerine satışını sağlayarak imar affı düzenlemesi getirmektedir. Ülkemizde bugüne kadar gerçekleştirilen imar afları, kaçak yapılaşma sorununun nedenlerini ortadan kaldırmadığı gibi, bu sorunun sonuçlarını yasallaştırarak kaçak yapılaşmayı hep özendirici olmuştur. Böylelikle, her imar affı düzenlemesi, bir sonraki imar affının gerekçesi haline gelmiştir.

Söz konusu yasa tasarısı, işgalciyi yasayla hak sahibi yaparak olumsuz hukuksal sonuçlar yaratmasının yanı sıra, satışların gerçekleşmesini izleyecek fiilî durumlarla, planlama ve kentleşme faaliyetleri açısından birtakım oldubittilere neden olacaktır. Satışların yoğun plan değişiklikleriyle birlikte gerçekleşeceğini ve bu değişikliklerin kamu yararına ve yerleşmelerin gereksinmelerine uygun biçimlerde olmayabileceğini kestirmek de zor değildir.

Ülkemiz kentlerinde kaçak yapı alanları sadece gecekondulardan oluşmadığı gibi, buralardaki yapı ve arsa sahipliği de arazi mafyası gibi örgütlü grupların elinde bulunmaktadır. Hazine arazilerinin yapı sahiplerine satılması, bu tür gruplara rant aktarımı yapmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Yasa tasarısında, ayrıca, üzerinde yapı olmayan hazine arazilerinin talep edenlere satılması da sağlanmaktadır. Kentlerin sağlıklı ve planlı gelişmesinde gereksinim duyulanlardan birisi de kamu arazileridir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önemli kentsel projelerin gerçekleştirilmesi, kamusal hizmetlerin sunulabilmesi, ucuz konut ve benzeri toplumsal amaçlı yatırımların yapılabilmesi, acil durumlarda gereksinim duyulan kimi kentsel kullanımların gerçekleştirilmesi için -yani, çadırkentler ve geçici konut alanları gibi- kamu arazileri çok önemli planlama araçlarıdır. Kamunun elinde bulunan arazi stokunun eritilmesi durumunda kentin gelişiminden ve planlamadan sorumlu olan kişi ve kurumların önemli bir uygulama aracı da ortadan kaldırılmış olacaktır.

Bu nedenlerle, hem 22 nci madde konusunda hem de tasarının geneli konusunda çok rahat olmadığımızı özellikle belirtiyorum; hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 3 Temmuz 2003

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook