İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 106. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)

Hakkı Ülkü

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 106. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Mayıs 2006 · 1.046 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hakkı Ülkü (CHP), 24 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKANLIK TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HK (S.S 1180)); konuşma 1.046 kelime.

Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2006-05-24-basbakanlik-teskilati-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-degistirile (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıra sayısı 1180 olan, Başbakanlık Güvenlik İşleri Başkanlığının kaldırılması ve yerine Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü kurulmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yasa tasarısı, bir nevi Terörle Mücadele Yasasının öncesinde getirilmiş olan bir tasarıdır. Biz, bir alt komisyon oluşturularak bu tasarının daha sağlıklı çıkması yönünde öneride bulunmuştuk; ancak, komisyon çoğunluğu bizde olmadığından dolayı, önerimiz reddedildi. Her neyse… "Terör" sözcüğünün anlamı üzerinde biraz durmak istiyorum.

1789 Fransız Devrimi, siyasî idamlarla dolu olarak geçmiştir. Sözcük, o zaman ortaya çıkmış bir sözcüktür. Yani, yoğun, keskin, üstün korku, bir politik grubun üstünlük sürdürmek veya üstünlüğe kavuşmak için şiddet kullandığı bir dönemdir. Bu döneme "terör" denilebilir. Bir başka tanımla "savaş ve diplomasiyle elde edilemeyen sonuçları elde etmek için yapılan şiddete dayalı eylemlerdir" diye tanımlanabilir. Bazı uzmanlara göre "bir azınlığın iradesinin dehşet yoluyla millî iradeyi kabul ettirmeye çalışmasıdır." "Totaliter bir silah, bir strateji olup millî hâkimiyetin tecelli ettiği demokrasileri yıkmak isteyerek ulusal egemenliğin düşmanlığını temsil eder" diye de tanımlanabilir. Ansiklopedik bilgilere göre de, sürekli korku altında tutmak amacıyla, kaçırmalar ve cinayet işleme eylemleri ile şiddet hareketleri "terörizm" olarak tanımlanır. Bir başka tanıma göre "bir siyasî silah veya politika olarak korkutmak veya itaat ettirmek için terör döneminde dehşetin kullanılması terörizmdir" denmektedir. Genel kabul gören bir başka görüşe göre de "terörizm, bir örgütün kabul ettiği politikasının mevcut hükümetlerce uygulanmasını sağlamak için yasadışı şiddet kullanılmasıdır."

12 Nisan 1991 tarihinde kabul edilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu "Terör tanımı" başlığı altında ve 1 inci maddesinde "Terör, cebir ve şiddet korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü yöntemlerdir" diye tanımlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu uzun tarifleri niçin yaptım? Türkiye'de güvenlik alanında ciddî zafiyetler olduğu bir gerçek. Başta PKK terörü kaynaklı olmak üzere, Türkiye, onbinlerce vatandaşını teröre kurban vermiştir. Bu anlamda, özellikle güvenlik gibi hayatî bir konuda ülkemizin bulunduğu coğrafî koşulları, sahip olduğu komşuları ve stratejik konumunu dikkatli bir biçimde takip ederek ve tartarak, biçerek adım atmamız gereklidir.

Güvenliğin sağlanmasından Bakanlar Kurulu sorumludur. Dolayısıyla, Başbakan, Bakanlar Kurulunun Başkanı olarak bizzat uygulayıcı ve sorumlu olarak bunun başındadır. Bundan dolayı, zaten var olan bir eşgüdümün ayrı bir düzenlemeyle yeniden yapılmasına niçin ihtiyaç duyulmuştur, anlamak mümkün değil.

Ayrıca, karar almaya yetkili olmayan, sadece görüş belirten Millî Güvenlik Kurulu, bu anlamda, zaten, görüşleri oluşturup Başbakanlığa göndermektedir. Nihaî sorumluluk Bakanlar Kurulundadır. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başbakanlığa bağlıdır. Öyleyse neden böylesine bir yasaya gereksinim vardır?

Bir hatırlatma yapmak istiyorum. Türkiye'de Seçim Yasası ve Siyasî Partiler Yasası değişiklikleri vakit kaybedilmeden yapılmalıdır, bu Parlamentodan çıkarılmalıdır. Bakın, bu Seçim Yasasından kaynaklanan sistem sayesinde sadece yüzde 25 oyla iktidar olan AKP, âdeta bu kesime karşı sorumluymuş gibi davranmaktadır, her ne kadar Dışişleri Bakanı dünkü konuşmasında farklı bir şey söylemiş olsa bile. Aslında, Dışişleri Bakanı, dün, burada, hatırlayacaksınız, kendi yumuşak üslubuyla bazı şeyler söyledi, hepimiz de dinledik. Anayasamızın 112 nci maddesinin bazı cümlelerini hatırlatarak, Başbakanlığı, kendisinin Başbakanlığı dönemindeki 58 inci Hükümette "Başbakanlıktaki birçok kurumu ilgili bakanlıklara dağıtmak ve Başbakanlığın bir koordinasyon merkezi haline getirilmesini sağlamak birincil görevimdi" dedi ve bunu yaptığını, bu icraatı yaptığını belirtti. Şimdi, 1970'li yılları ve kampları hatırlattı, "son olaylar, aslında demokrasiye karşıdır, demokrasi hedef alınmıştır" dedi, Danıştaya yapılan saldırıyı da bu amaca bağladı, güzel de söyledi. Mesela "hepimiz hedef alınmışızdır, devlet hedef alınmıştır, devletin temel ilkeleri, cumhuriyetin temel ilkeleri, laiklikten, hukukun temel ilkelerinden tutun da her şey hedef alınmıştır" dedi, "ama, bu hedefe, demokrasiyi zedeleyerek ulaşmak istemişlerdir" dedi. Bunlara katılmamak mümkün değil; ancak, 12 Eylül öncesinde binlerce gencimiz öldürülürken o zamanki sorumlular da, Çorum'da, Sivas'ta, Kahramanmaraş'ta toplu katliamlar yapılırken, ülke kan gölüne dönüşmüşken aynı şeyleri söyleyip, "bana, sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diye de cümleler sarf ediyordu. Sayın Dışişleri Bakanını dün dinlerken bunlar aklıma geldi.

Danıştay, okul geliş gidişlerinde türban takan bir öğretmenin anaokuluna müdür olmasını sakıncalı bulduğunda, Dışişleri Bakanı, 11 Şubat 2006 tarihinde Suudi Arabistan'a giderken, Esenboğa Havaalanında, Danıştayın bu kararını yanlış ve tehlikeli gördüğünü ifade etmiş, "doğrusu, bunu kaygıyla karşılıyorum ve hayretler içinde kaldığımı ifade ediyorum" demiştir. Başbakan da aynı günlerde, belki de aynı gün, Danıştaya hitaben: "Efendi, bu iş sizin işiniz değil, ulemanın işidir. Bunlar evin içine de karışacaklar. Türkiye yol geçen hanı değildir. Biz iktidar olarak iş yapıyoruz, yargı engelliyor. Bu böyle gitmez. Ya bize uyacaklar ya da uyanlarla gideriz" dedi.

Cumhuriyet Gazetesine bomba atılıyor. Başbakan: "Bizim de binalarımızı bombaladılar, kimse tepki göstermiyor, bunlar yazılıp çizilmiyor" diyor. Daha geçen hafta Mecliste türban gösterisi yapılıyor, "o giysiler, o yöre kadınlarımızın yerel giysileridir" deniliyor. Meclis Başkanı da bunlardan aşağı kalır mı; hem 23 Nisanda burada konuşan bir delikanlıyı çocuk muamelesi yaparak konuşturtturuyor hem de Danıştaya yapılan saldırının hemen arkasından saldırganın cezaî ehliyetinin olup olmadığının araştırılmasını istiyor. Adalet Bakanı basın toplantısında, kendisine yönelik bir saldırı girişimini hatırlatıp, kimsenin ona geçmiş olsun telgrafı göndermediğini belirtiyor.

Dün, AKP'li bir arkadaşımız burada kürsüde konuşurken, bizi âdeta gerilim yaratmakla suçluyordu. Oysa, kaçak Kur'an kursları ile türbanı gündemde tutarak, YÖK'le kavga ederek, Cumhurbaşkanına amacını aşan bazı saldırılarda bulunularak, Anayasa Mahkemesine "gerekirse kaldırırız" diyerek ülkedeki tüm yerleşik kurumlarla kavgayı kendilerine şiar edinenler, Danıştaya yapılan saldırıdan sonra -ki, 2. Daire Başkanına bu vesileyle Allah'tan rahmet diliyor ve yaralılara da acil şifalar diliyorum- bunların…

AHMET IŞIK (Konya)Üyesi, Başkanı değil.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla)…bunların olabileceğini, sorumlu insanlar olarak düşünmeliydiler.

Şimdi, Sayın Bakan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Sayın Ülkü, düzeltin; Sayın Başkanı değil…

HAKKI ÜLKÜ (Devamla)Düzeltiyorum, Danıştay üyesi diye düzeltiyorum.

Sayın Bakan bu konulara hiç girmedi dün, hep Danıştay olayından sonraki konulara değindi. Danıştay olayı olduktan sonraki konulara değinmek, öncesini hatırlatmamak ya da hatırlamamak veya bilerek söylememek, bana Temel'in bir fıkrasını hatırlattı.

Temel Trabzon'da cinayet işliyor. Gemiye biniyor, İstanbul'a doğru yola çıkıyor. Sinop'ta veya şurada burada gemi duruyor. Temel cinayet işliyor…

AHMET YENİ (Samsun)Temel cinayet işlemez.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla)Evet, işlemiş o gün.

...İstanbul'a indiği zaman tutuklandığında, hâkimin karşısına çıktığında Temel'e hâkim soruyor "filanca kişiyi öldürmüşsün, ne diyorsun bu konuda. Gemiye binip gelmişsin buraya" diyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 24 Mayıs 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook