Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)
Afyonkarahisar Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 102. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Mayıs 2005 · 1.103 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Halil Ünlütepe (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKİLİK YAPILMASI (S.S.902)); konuşma 1.103 kelime.
Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-22-2005-05-25-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-kanunda-degisikilik-yap (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar)Sayın Başkan, değerli üyeler; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda değişiklik yapan 902 sıra sayılı teklifin 8 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Teklifin 8 inci maddesiyle, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin onüçüncü fıkrasının (b) bendinde değişiklik yapılmaktadır. Bu madde, şartlı salıvermeyi düzenlemektedir.
Ben, öncelikle, bu Yasanın değişikliğine niçin gerek duyuldu, neden böyle bir yasa değişikliğine gidildi, onun üzerinde durmak istiyorum. Hepinizin de bildiği gibi, Avrupa Birliği giriş süreci içinde, hızlandırılmış yasalardan birisi de Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanundu. Bu Kanun, komisyonlarda, Genel Kurulda görüşülmüş ve Aralık 2004'te, Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Uygulaması 1 Nisan 2005'te başlayacaktı; fakat, diğer yasal düzenlemelerin yetiştirilememesi nedeniyle, Mart 2005'te, son günü çıkardığımız bir yasayla, bu yasanın uygulanması 1 Nisandan 1 Hazirana ertelenmiştir. Bu sırada, 1 Haziran 2005 tarihine bu yasanın uygulanması ertelenince, söz konusu kanunun uygulanmasına başlandığında ortaya çıkabilecek muhtemel aksaklık ve eksiklikler tespit edilmiş ve bunları giderebilmek amacıyla ve bu gerekçeye dayalı olarak, Kilis Milletvekili Sayın Hasan Kara ve Tokat Milletvekili Zeyid Aslan tarafından bir kanun teklifi verilmiştir.
Şimdi, buradaki gerekçe aynen şu: Kanunun uygulanmasına başlandığında ortaya çıkabilecek muhtemel aksaklık ve eksiklikler... Şimdi, acaba, değerli milletvekillerimizin tespit ettiği, ortaya çıkabilecek aksaklıkları, eksiklikleri, Sayın Adalet Bakanlığının değerli kadroları tespit edemiyor da, Adalet Bakanlığına bağlı bu kurumlardan Sayın Bakanlığa gerekli bilgi akışları yapılamıyor da, değerli milletvekillerimize bu bilgi akışları yapılıp değerlendirilebiliyor ve Bakanlık da bu teklife katılıyorsa, o zaman, Bakanlık sınıfta kaldı Sayın Bakan! Açıkçası, demek ki, Bakanlığınız elemanları bu bilgiden uzaktır!
Şimdi, uygulamaya girmeyen bir yasanın üzerinde değişiklikler getiriyorsunuz. Nedir tespit edilen hususlar? Değerli milletvekili arkadaşlarımız, bu yasa teklifini verdikten sonra, çıkıp bu kürsüde, yasanın önemini, değişiklik tekliflerini anlatamadılar. Bu gerekçede tespit edilen eksiklikler nedir, bunu anlatsınlar; onlar anlatamıyor; ama, demek ki, Sayın Bakanlığa da gerekli bilgiler ulaşmıyor. Değişik bir yöntem! Bu da şu: Hükümet, Bakanlık, artık, tasarıları Meclise göndermek yerine, Bakanlıkta hazırladığı birtakım metinleri değerli milletvekillerimize vererek, bunları yasalaştırma yöntemine gidiyor. Bu, sizin eskiden beri alıştığınız bir takıyyenin devamından başka bir şey değildir. Hukukta aldatmaca olmaz. Hukuk, uzun incelemelerin sonucunda kuralları oluşturur.
Şimdi, uygulamaya girmeyen bir yasada değişiklik yapıyoruz. Değişiklik gerekçelerinin doyurucu ve yeterli olduğunu söyleyebilir miyiz; hayır. Bu değişiklikler, hukuku, hukuk devletini, demokrasiyi, insan haklarını daraltan düzenlemelerdir. Hukuk devleti olmanın gerekleriyle bağdaşmamaktadır. 2004 yılında yaptığımız düzenlemeyle, 1965 yılından beri uygulanan 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda değişiklik yaptık. Kişi hak ve özgürlüklerine değer verdiğimizi belirttik. Bu doğrultuda düzenlemeler yapılırken şimdi ne yapıyoruz; verdiklerimizi geri alıyoruz. Avrupa Birliğine gireceğiz, bize tarih verilecek umuduyla cezaevlerindeki uygulamalarda, infaz sisteminde iyileştirmeler yapılmaya çalışılmış, şimdi bundan geri dönüyoruz.
Bakın Sayın Bakanım, bu Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun Mecliste kabulünden sonra yaptığınız konuşmayı size okumak istiyorum: "Bu yasa, 17 Aralık öncesi çıkarmamız gereken son yasaydı; bunu, elbirliğiyle gerçekleştirdik. Bu yasanın getirdiği yenilikler, içerdiği hükümlerden daha önemli, daha anlamlı bir konumu var. Artık, kimsenin söyleyeceği bir şeyi kalmadı. İki yıldır gece gündüz çalışarak üzerine düşen görevi Meclis yaptı. Türkiye'deki köklü değişimin hukukî altyapısını oluşturmak için gece gündüz çalıştı; bunu da başardı.
Şimdi, aynen şu: Biz, Türkiye olarak, özellikle son iki yıldır Avrupalıları yanıltmadık, onları şaşırttık." Doğrudur Sayın Bakan, Avrupalıları yanıltmadınız, şaşırttınız; ama, bizi de şaşırttınız! Sırf, Avrupa Birliğine girebilme süreci için, cezaevlerindeki uygulamaları araç olarak kullanarak-araç olarak kullanarak- hızlı bir şekilde çıkardığınız yasayı bugün yeniden görüşüyoruz. Yani, Türkiye Cumhuriyetinin Adalet Bakanlığı olarak, o başarılı bir şekilde gösterdiğiniz yasayı, bugün, beş ay sonra tekrar değişiklik teklifiyle bize geliyorsunuz. Siz, hükümet olarak, beş ay sonrasını göremiyor musunuz?! Beş ay sonrasının düzenlemesini yapmaktan Bakanlık kadroları âciz mi?! Bu Meclise, beş ayda, aynı yasayı iki sefer görüştürme ihtiyacını neden duyuyorsunuz?! Biz, topluma ne söyleyeceğiz?!
Bu Meclisin itibarı, çıkardığı yasalarla değer kazanır. Çıkardığımız yasaları, ya kendiniz değiştiriyorsunuz -olmadı, yaz boz tahtası- ya Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri döndürülüyor veya Anayasa Mahkemesinden geri döndürülüyor. Bu Meclis, çok çalışarak itibar kazanmaz; bu Meclis, az çalışır ama doğru karar verirse itibar kazanır, yücelir. Lütfen, bu konuda çalışmaya yönlendirin.
Sayın Bakan, bu nedenle, demin de söylediğim gibi, siz, AKP olarak, alışkanlıklarınızdan kurtulamadınız, takıyye politikalarınızı, Avrupa Birliğine giriş sürecinde de bu yasayı çıkararak uyguladınız.
Bakın, bu yasa görüşülürken, daha aralık ayında görüşülürken, o zaman, Cumhuriyet Halk Partisinin grup sözcüleri, bu yasa üzerindeki düşüncelerini söylemişler. Hukuk devleti, insan haklarının yaşama geçirilmesini, adaletin sağlanmasını ve güvenliğin temin edilmesini amaçlar. O dönemde, bu yasalar, hızlı bir şekilde görüşülmüş ve o dönemde, biz, uygulamalarının ciddî sıkıntılar yarattığı, cezaevlerinde zaman zaman meydana gelen ve kamuoyunda günlerce tartışılan olay ve olayların doğmasına neden olan saikleri düzenleyecek olan bir yasa... Açıkçası toplumsal olayları düzenleyen yasalar, geniş çerçevelerde tartışılmalı. Eski yasanın uygulanması sürecinde cezaevlerinde meydana gelen olaylar ve aksayan yönler değerlendirilmeli. Daha iyi bir metin hazırlanabilmesi için, aceleci olmayalım, dedik ve dediklerimiz çıkıyor. Beş ay sonra, sizlerin gerekçe olarak gösterdiğiniz konuları, yeniden, bugün, burada tartışıyoruz.
Çağımız, insan haklarının en üst seviyeye çıktığı bir dönem. İnfaz, ceza mahkemelerince -bildiğiniz gibi- verilen kararların yerine getirilmesidir. Bu yasa, insan hak ve özgürlükleriyle doğrudan ilgilidir. İnfaz sistemi, doğrudan doğruya, insan özgürlüğüyle birliktelik sağlar.
Şimdi, baktığımızda, Türkiye'nin konumunu incelediğimizde, bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, hukuka aykırı yargılama, hukuka aykırı delil elde etme, haksız ve kötü muameleden dolayı, biryığın tazminata mahkûm olmuştur. Biz, bunların, artık, olmasını istemiyoruz. Zaman zaman, bu eleştirileri getirdiğimizde, ilgililer, Türkiye Cumhuriyetinin, henüz, demokratik açıdan, hukuk açısından olağan koşullara, olağan bir düzene geçmesi için zamana ihtiyacı var. O zaman, herhalde, olağan koşullara biz yetişemeyeceğiz, olağan koşullara biz geçemeyeceğiz; devamlı olağanüstü düzenlemelerle bu ülkeyi yönetmeye çalışırsak, olağan hayatı herhalde çocuklarımız görecektir.
Örneğin, hukukun temel ilkelerini değiştirecek birtakım kuralları getiriyoruz. Dün, bu yasanın 6 ncı maddesini kabul ettik, hükümlünün rızası alınma koşulunu getirdik.
Değerli arkadaşlar, bir yıldan fazla ceza alanlara vasi tayin edilir. On yıla yakın bir ceza alan bir hükümlünün, siz, nasıl rızasını alabilirsiniz?! Hükümlünün, şahsî haklarını ne şekilde kullanabileceğini, kişiye bağlı olan hakları nasıl ve ne şekilde kullanabileceği, hukuk fakültesinin birinci sınıfında öğretilir, birinci sınıfında. Şimdi, vasi altında olan bir hükümlüden, yargıç, düşüncesini alacak! Nasıl alabilir, hangi yargıç alabilir bunu?! "Efendim, daha önceki yasada uygulama var!.." Biz, hukuksuzlukları örnek göstermek değil, çağı yakalayacak, hukukun üstünlüğünü yaratacak, hukuk devletini yaratacak kuralları getirmek zorundayız. Açıkçası, hukuksuzluk... Vasinin düşüncesini yargıç alamaz; alırsa suçtur. O hükümlü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidebilir. Yapmayın; bu tür değişikliklerle hukuku kısıtlamayın. Hukuk, özgürlüklerle gelişir; hukuk devleti, insan haklarının tanınmasıyla gelişir; ama, biz, daraltarak bir şeylere gitmeye çalışıyoruz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ayrıca, bu 107 nci maddenin şartlı salıvermeyi düzenleyen madde içindeki bazı fıkraların Anayasaya aykırı olduğunu da söylemek istiyorum. Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı hükümler bulunmakta. Örneğin, adi suçlar ile fikir suçlarından hükümlülerde infaz uygulaması farklı şekilde yapılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 25 Mayıs 2005